Tek kural: Anı yaşa!
Anın tadını çıkarmaya çalışırken sadece ne hissettiğiyle ilgilenir insan, sonrasını düşünmez. Peki ya yemek yerken?
ABONE OLDiyetisyen Güneş AKSÜS / HT MAGAZİN
Yazılarımın başında, sonunda, ucunda, kıyısında, anlamında, kokusunda vardır bu cümle. Hayatımın her alanına yerleştirmeye çalıştığım bir kural. Sevdiğim tek kural! Bazen çocukça davranabilirim, bazen alıngan olabilirim, bazen de şaşılacak kadar güçlü. Bunlar o anı yaşamaktan korkmadığım için. Anın tadını çıkarmaya çalışırken çok mantıklı olmaz insan, sadece ne hissettiğiyle ilgilenir, sonrasını düşünmez. Konserdeyken sesinin nasıl çıktığını umursamadan bağıra çağıra şarkı söyleyebilir, arkadaşını gördüğünde sarılabilir, sevdiğinde gerçekten bunu hissederek söyleyebilirsin. Peki ya yemek yerken? Yemek yerken anın tadını çıkarmak? Ben bir diyetisyen olarak bu inandığım ve en sevdiğim kurala uymayan bir şey mi yapıyorum veya yaptırıyorum? Bu soru beynimin içinde dolaşıyor.
DİYETİSYEN KEBAP YİYEMEZ Mİ?
Eşim Seren ile gittiğimiz her yemekte, bizi davet edenler çekinerek sorarlar ne yiyeceğimizi. Izgara kabak üzerine, az yağlı domates soslu tavukgöğsü... Bizden beklenen böyle yemekler. Hatta sonrasında “Tatlı yapmadık yemezsiniz diye” derler. Birçok insanın tabiriyle ‘yağsız-tuzsuz’ yemekler. Kimse bizi mantı yemeye davet etmiyor. Neden ben mantı yemeyeyim ki? Ya da Baylan Pastanesi’nde neden bir kup griye yemeyeyim? Kalorisi mi? Binlerce kalori! Ama ben neden Antep’e gittiğimde İmam Çağdaş’a gidip baklava almayayım? Neden benim canım İzmir’imde Şevki’den kumru yemeyeyim? Hâlâ gitmediğim Hatay’a gidip oranın meşhur yemeklerini yemeyi heyecanla bekliyorum. Seren’i İtalya’ya gidip makarna ve pizza keyfi yapalım diye ikna etmeye çalışıyorum. “Kilo almıyor musunuz?” diye soracaksınız biliyorum, siz sormadan ben anlatayım!