Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Özellikle gelişme-büyüme çağındaki çocuk ve gençler için bu sorunun yanıtı; her ikisinin de yer aldığı sağlıklı ve dengeli bir beslenme şeklidir.

"Bitkiler bünyelerinde birçok tedavi edici maddeyi bulundurmaktadırlar. Tarihe bakıldığında Lokman Hekim, İbni Sina gibi birçok tıp âliminin bitkileri şifa kaynağı olarak gördüklerini biliyoruz" diyen İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Atilla Bektaş, en çok merak edilen sorulardan biri olan "Et mi yoksa sebze mi?" sorusunun yanıtını verdi.

ET YEMİYOR AMA SÜT VE YUMURTA TÜKETİYORSANIZ...

Besin öğesi olarak et ile bitkileri karşılaştırdığımızda; et yemeyen ancak süt ve yumurta gibi hayvansal ürünleri tüketen vejetaryen tarzı beslenen kişilerde herhangi sağlık sorunu izlenmez. Bilakis bu kişilerde kalp damar hastalığı, sindirim sistemi hastalığı, böbrek hastalığı, birçok kanser ve kronik hastalık çeşidine yakalanma riski daha azdır. Buna karşın özellikle çok kırmızı et ya da diğer hayvansal proteinleri tüketenlerde bu tür hastalıklar daha yaygın olarak görülmektedir. Proteinler vücuda enerji sağlamada KH'ların yerini tutamazlar.

"MEYVELER VE SEBZELER DOĞANIN YARATTIĞI EN KUSURSUZ YAKITLAR"

Meyveler ve sebzeler, tam tahıllar, baklagiller en önemli kompleks karbonhidrat (KH) kaynaklarıdır. Enerji ihtiyacı KH ile karşılandığında vücutta atık ürün bırakmazlar, KH’lar aslında doğanın yarattığı en kusursuz yakıtlardır. KH ların vücutta enerji ihtiyacı için  parçalanmaları sonucunda oluşan atık ürünler;  su ve solunumla ağızdan çıkan karbondioksittir.

Buna karşın KH’ların az tüketildiği durumlarda, vücut enerji ihtiyacı için KH’lar yerine önce yağları sonrasında da proteinleri parçalar. Proteinlerin enerji için yakıldığı durumlarda  üre, amonyak gibi atık ürünler ortaya çıkar ve bunlar  vücut için zararlıdır. Bu atık ürünler, şuurda bulanıklık, kaslarda güçsüzlük yaparlar, böbrek ve karaciğere zarar verirler, nefeste kötü kokuya neden olurlar.

BİTKİSEL KAYNAKLI BESLENME İLE BİRÇOK HASTALIKTAN KORUNABİLİRSİNİZ!

Ette, bitkisel gıdalarda olan, faydalı ya da  ‘’dost bakteriler’’ tarafından kullanılan lif içeriği yoktur. Liflerin kabızlık, ağız kokusu gibi durumları önlemede fayda sağladığı bilinmektedir. Daha da önemlisi lif tüketimi  kalp-damar hastalıklarını, obezite, diyabet, kanser gibi ve bir çok kronik hastalığın da gelişimini azaltmaktadır. Ayrıca özellikle bağırsaktaki ‘’dost bakteri’’ miktarını arttırarak beyin fonksiyonlarını da desteklemektedir.

1970’li yıllarda tüm dünyada moda olan yüksek oranda hayvansal protein tüketimine dayanan Atkins ve Dukan diyetleri sonrasında görülen sakıncaları nedeniyle terk edilmelerine rağmen ne yazık ki günümüzde bu diyetlerin halen önerildiği görülmektedir.

Günlük protein ihtiyacının  yüzde 60’ı bitkisel, yüzde 40’ı hayvansal kaynaklardan sağlanmalıdır. Kırmızı ve beyaz eten ziyade balığın ön planda olduğu beslenme şekli tercih edilmelidir. Bitkisel besinlerin çok miktarda tüketildiği beslenme tarzı ile sağlığınızı koruyacağınızı unutmamalısınız.

"SALAM, SOSİS VE SUCUKTAN UZAK DURUN"

Fazla miktarda et yiyenlerde kanser riskinin artabileceği, ürik asit yükselmesine bağlı gut krizlerinin sıklaşabileceği, özellikle yağlı et düşkünlüğünün kalp krizlerine davetiye çıkarabileceğini Bilinmelidir. Ayrıca tek başına bol et tüketimi ile toksik bir aminoasit olan ''homosistein'' miktarının kanda arttığını, bununda kalp damar hastalıkları ile; inme, demans, Parkinson ve Alzheimer gibi hastalıklara zemin hazırladığı unutulmamalıdır. Et tüketirken yanında bol yeşillik tüketilmesinin bu zararı ortadan kaldırır. Özellikle salam, sucuk, sosis gibi işlenmiş et ürünlerinden uzak durulmalıdır.

Bitkisel ağırlıklı beslenmenin vücudumuza daha fazla vitamin, mineral, antioksidan ve posa kazandırdığı önemli bir gerçektir. Sonuç olarak:  “Et mi, ot mu?'' yanıtı daha az et, daha fazla bitkisel gıdalarla beslenme diyebiliriz.