Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam HT Pazar Bir mantık evliliği, Türkiye Rusya ilişkileri

        Sema EREREN/HABERTÜRK PAZAR

        Rusya, yerküredeki kara alanının 8’de 1’ine sahip. Pek çok kalemde dünyanın “en”leri elinde. Ama yine de dünyanın “en mutlu”su sayılmaz. 2050’ye kadar nüfusunun 126 milyona gerileyeceği öngörülüyor. Hastalık teşhisi konulan insan sayısı artarken, hastane sayısı azalıyor. Hükümet verilerine göre, önümüzdeki birkaç yılda çalışan nüfus yaklaşık 1 milyon eksilecek. Boşanmalar, suç vakaları ve kişi başına düşen alkol tüketimiyse yükseliyor. Halkın yüzde 58’i, Sovyetler Birliği’nin yeniden kurulmasını istiyor. Kısacası, 17 milyon 75 bin 400 kilometrekarelik yüzölçümüyle Plüton’dan bile büyük olan Rusya’nın da bu bölgede yalnızlığa tahammülü bulunmuyor. “Rusya’nın da” derken, geçen hafta Rusya ile yeniden ahbaplık kuran “Türkiye gibi” demek istediğimin altını çizmek istiyorum.

        RUSYA: PUTİN’LE YENİ SAYFA

        Sovyetler Birliği 1991’de dağıldıktan sonra, mirasçısı Rusya Federasyonu çalkantılı zamanlar geçirdi. 2000’lerde Vladimir Putin’in liderliğinde eski günlere dönmek için yeni bir sayfa açıldı. Putin iktidara geldiğinde elinde iki önemli güç vardı: Nükleer silahlar ve doğal kaynaklar. Öyle ya, Rusya dünyanın en büyük doğalgaz rezervine, 8’inci büyük petrol rezervine ve 2’nci büyük kömür rezervine sahip. Ayrıca dünyanın en büyük petrol ihracatçısı ve üreticisi... Dünyadaki zenginleştirilmiş uranyumun yüzde 50’si de bu ülkede; 700 ton... Velhasıl doğalgaz ve petrol fiyatlarının tavan yaptığı yıllarda hayat Rusya gibi büyük enerji üreticilerine güzeldi! Ancak küresel krizle birlikte emtia fiyatları keskin bir düşüş yaşadı. Rusya’nın döviz rezervleri, petrol ve gaz gelirlerini topladığı varlık fonu erimeye başladı. Milli gelir 1.2 trilyon dolara kadar geriledi. Ve tabii siyaset agresifleşti...

        TÜRKİYE: DEMİR PERDE’NİN NATO ÜLKESİ

        Çok daha eskilere gitmek mümkün ama Rusya-Türkiye ilişkilerinde ortak kaderi, iki ülkenin farklılık ve benzerlikleriyle resmetmek için son 20-30 yıla bakmak bile yeterli. Soğuk Savaş döneminde Moskova Demir Perde’nin merkeziyken, Türkiye adeta NATO’nun tek Demir Perde ülkesiydi! Neticede her iki ülkenin insanları da iki farklı taraftan aynı “perde”ye bakıyordu. Batılılar, Türkiye’ye kendileri için bir güvenlik noktası gibi baktıklarından, demokrasinin olup olmamasını pek önemsemiyordu. Sovyetler çökünce, Ankara’nın bekçilik rolü önemini yitirdi ve Türkiye tıpkı Rusya’daki gibi çalkantılı zamanlar geçirdi.

        ORTAK PAYDA: BATI İLE GERİLİM

        Zor zamanları atlatmaya çalışan, eski günlerine dönmek için yeni hedefler belirleyen Rusya açısından Batı ile ilişkiler, Soğuk Savaş sonrasının belki de en kötü döneminde. Bu cümledeki Rusya’yı çıkarıp yerine Türkiye’yi koyarsak bugünü tarif etmiş olmaz mıyız? Bu, iki ülkeyi yakınlaştıran önemli bir sebep. Zira her iki ülkenin insanları da Batı’nın samimiyetinden kuşkulu. Ancak bu durum, altyapısını modernize etmesi gereken Rusya’da da, altyapısını kurmaya çalışan Türkiye’de de ekonomiyi doğrudan etkiliyor; çünkü iki ülke de yabancı sermayeye ihtiyaç duyuyor. Öte yandan, iki ülkenin ihtiyaç duyduğu ve diğerinde bulunan zenginlikler var. Rusya’da dinamik bir nüfus yok, Türkiye’de işgücü çok. Ruslara Güneş yetmiyor, Türklere fazla geliyor. Türkiye hizmet sektörü ve inşaatta yükselirken, Rusya’da ikisi de ihtiyaç. Türkiye enerji peşindeyken, Rusya enerji kaynaklarına pazar arıyor...

        BÜYÜK OYNAMAYI SEVENLER

        Türkiye ile Rusya’nın sadece enerjiyle açıklanamayacak, çok yönlü bir ilişkisi var. Bir defa, bugün tam 250 bin Türk-Rus aile kurulmuş durumda. Tarihçi İlber Ortaylı bu durumu, “Türk erkeği ile Rus kadını iyi anlaşıyor” diye açıklıyor.

        Biri çarlık diğeri imparatorluk varisi iki devlet, özellikle Batı’nın kendilerine yaklaşımından mustarip. Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi Avrasya Danışmanı Dr. İlyas Kamalov, “Batı, Rusya’ya sadece petrol ve doğalgaz pompalayan bir ülke gözüyle bakıyor, Türkiye’yi ise işine geldiğinde Afganistan, Ortadoğu gibi sorunlu coğrafyalarda kullanmak istiyor. Bundan memnun değiller, onları birleştiren de bu” diyor.

        İki ülke de bölgelerinde nüfuzlarını artırmak istiyor, ikisinin de topraklarının bir kısmı Avrupa’da ancak gel de bunu Avrupalılara anlat! Dahası Rusya, Soğuk Savaş’ın ardından Türkiye’yi ciddi bir ekonomik ortak olarak görse de aslında Putin’in arzuladığı çok kutuplu dünyanın kurulmasında jeopolitik önemi olan bir partner. Rusya ve Küresel Siyaset Dergisi’nin yayın yönetmeni Fyodor Lukyanov, “Birbirimize çok benziyoruz, büyük oynamaya bayılıyoruz” diyor.

        SURİYE: KRİTİK NOKTA

        Suriye’deki küresel iç savaşta kimin ne yaptığı belli değilken, büyük oynamaya çalışan iki ülke hâlâ tam anlaşılamayan bir şekilde çatışmanın eşiğine geldi. Diğer yandan iki ülke de ABD’nin bölgede “tavşana kaç tazıya tut” politikası izlediğinden kuşkulanıyordu.

        15 Temmuz’daki FETÖ’cü darbe girişiminde Ankara’nın umduğu desteği Washington’dan değil Moskova’dan bulmasının ardından, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Putin arasında tarihi bir görüşme gerçekleşti. Geçmişte Türkiye’yi ya bölgesel güç anlamında rakip ya ABD’nin bölgedeki adamı olarak gören Moskova da belli ki Türkiye’yi tehditten ziyade yeniden stratejik ortak olarak görmeye başladı. İki ülke Batı’ya dair kuşkularında haklı mı; Suriye’deki savaş Ankara-Moskova uzlaşmasıyla biter mi; iki ülkenin ortak noktaları sanıldığı kadar fazla mı; bu ilişki demokrasiden ekonomiye yeteri kadar işlerine yarar mı, bunları zaman gösterecek. Ama işte bu iklimde, iki ülke arasındaki arkadaşlık yeniden başladı...

        19. yüzyılda yaşamış bir Osmanlı devlet adamı, “Rusya’yla ilgili bir politikamız yok; Rus Elçisi ne söylüyorsa aksini yapıyoruz” demiş. Aradan geçen 200 yılda gelinen noktayı belki de en iyi özetleyense, Kafkasya ve Orta Asya uzmanı Aleksi Malaşenko: “Aşk yok, aramızda sadece sağlıklı bir profesyonel ortaklık var.”

        RUS EDEBİYATI DİRİLİR Mİ?

        Dünyanın 8’de 1’i Rusya’ya ait; peki ya dünya sanatı ve edebiyatının? Orada da bir zamanlar durum öyleydi. Tolstoy, Dostoyevski, Turgenyev, Gogol, Puşkin, Çehov, Gorki gibi sonraki kuşakları derinden etkileyen edebiyatçıları hatırlamak yeter. Çaykovski, Stravinsky, Şostakoviç gibi büyük besteciler, muazzam ressamlar, dev yönetmenler ve daha neler neler? St. Petersburg’daki Hermitage Müzesi’nde her bir esere 10 saniye ayırsanız, tümünü gezmeniz 3.5 yıl sürermiş; düşünün!

        Çar I. Petro dönemine rastlayan kültürel patlama, 19. yüzyılda dünyaya adeta damgasını vurdu. Onu, en görkemli zamanlarını yaşayan büyük roman geleneği takip etti. Gerçi 20. yüzyılda edebiyatın Ekim Devrimi ve Sovyet engeline takıldığı da söyleniyor. Zira o dönemde Sovyet yönetimi teknolojik başarılara önem verirken sanatçılar üzerinde baskılar arttı.

        Sovyetler Birliği’nin çöküşü de sanatçılar açısından pek bir şey değiştirmedi. Dünya ile yeniden iletişim kurmak her şeyi bir anda değiştirmeye yetmedi. Tersine, dünyada Rus sanatının bir daha asla eskisi gibi olmayacağı kanaati yaygınlaştı. Yine de son yıllarda ilgi çekici gelişmeler söz konusu. Gençler arasındaki koleksiyonerlik merakının sanat piyasasını canlandırabileceği düşünülüyor. Rus milyarder Roman Abramovich’in sevgililerinden Dasha Zhukova, yeni nesil koleksiyonerlere bir örnek. Kimileri “Los Angeles’ta büyümüş bir sosyete gülü” gözüyle bakıyor ama onu destekleyen eleştirmenlerin sayısı artıyor.

        MUTFAKTA RÖNESANS

        Rusya’nın Türkiye, ABD ve AB’den ithal edilen ürünlere getirdiği ambargo ve rublenin dolar karşısında düşüşe geçmesi, mutfakta Rusları yerli ürünleri kullanmaya mecbur bıraktı. İngiliz gazeteci-yazar Owen Matthews, bunu “Rus mutfağının rönesansı başlıyor” diye anlatıyor. Şimdi buna yeniden nefis Türk domatesleri ekleniyor!

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ