Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Dünya Bombalar haritayı çizer, coğrafya gülümser: İran Savaşı Ortadoğu’yu ne kadar değiştirebilir? | Dış Haberler

        ABD-İsrail savaşının İran’a yönelttiği askeri baskı, Ortadoğu’da ittifakları, güç dengelerini ve bölgesel hesapları yeniden şekillendirebilir; ancak bölgenin bazı temel gerçeklerini ortadan kaldırması mümkün görünmüyor. Coğrafya, Filistin meselesi, mezhepsel kimlikler, siyasal İslam, Arap devletlerinin yapısal kırılganlığı ve Amerikan nüfuzunun sınırları, savaşın dumanı dağıldıktan sonra da Ortadoğu’nun ana meseleleri olarak varlığını sürdürecek.

        Ortadoğu’daki her büyük savaşta aynı yanılsama yeniden sahneye çıkar: Bombaların tarihi baştan yazabileceği düşüncesi. Bugün İran’a karşı yürütülen ABD-İsrail savaşı da bölgenin haritasını, dengelerini ve ittifaklarını güçlü biçimde sarsıyor. Ancak savaşlar ne kadar yıkıcı olursa olsun, tarihin derin katmanlarını, halkların hafızasını ve coğrafyanın belirlediği stratejik zorunlulukları bütünüyle silemez.

        REKLAM

        Uzmanlar ve analistler savaş sonrası Ortadoğu’nun nasıl şekilleneceğini tartışırken, çoğu zaman en temel soru arka planda kalıyor: Bu savaş neyi değiştirmeyecek? Büyük savaşlar elbette rejimleri, sınır güvenliklerini, askeri kapasiteleri ve diplomatik yönelimleri etkiler. Fakat her savaşla birlikte ortaya çıkan “temiz sayfa” beklentisi, Ortadoğu tarihi tarafından defalarca boşa çıkarılmıştır.

        Coğrafya: Savaşın Yenemediği Kader

        Ortadoğu, İslam fetihlerinden Moğol istilalarına, Haçlı seferlerinden Avrupa sömürgeciliğine, Soğuk Savaş’tan iç savaşlara ve radikalizm dalgalarına kadar büyük sarsıntılar yaşadı. Buna rağmen bölge, yalnızca organik ve zamana yayılan değişimlere gerçek anlamda uyum sağlayabildi. Ani askeri müdahaleler ise çoğu zaman eski sorunları yok etmek yerine onları başka biçimlerde yeniden üretmekle sonuçlandı.

        Bu nedenle İran savaşı sona erse bile bölgenin stratejik coğrafyası değişmeyecek. Hürmüz Boğazı hâlâ dünya petrol ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri olmaya devam edecek. Süveyş Kanalı uluslararası ticaretin ana damarlarından biri olarak kalacak. Bereketli Hilal, Asya ile Avrupa arasındaki tarihsel bağlantı hattı olmayı sürdürecek. Bu coğrafya bir tercih değil, kaderdir.

        REKLAM

        İran, savaş sonrasında da Hürmüz Boğazı’na bakan bir devlet olarak kalacak. Yemen, Babülmendep’in güney kapısı olmaya devam edecek. Mısır, Süveyş Kanalı üzerindeki belirleyici konumunu koruyacak. Savaşlar kimi zaman bu stratejik bölgeleri kimin yönettiğini değiştirebilir; fakat bu bölgelerin temsil ettiği jeopolitik anlamı ortadan kaldıramaz. Coğrafya var oldukça, onu kontrol etme mücadelesi de sürecektir.

        Filistin Meselesi İran’la Başlamadı, İran’la Bitmeyecek

        Savaşın açığa çıkardığı en büyük yanılsamalardan biri, “direniş ekseni”nin zayıflatılmasıyla Filistin meselesinin bölgesel gündemden düşeceği varsayımıdır. Bu yaklaşım, aracı esasla karıştıran bir yanılgıya dayanıyor. İran, Filistin meselesine ideolojik ve stratejik yatırım yaptı; ancak Filistin meselesini İran yaratmadı ve onu sona erdirecek anahtar da Tahran’ın elinde değil.

        Filistin meselesi, İran İslam Cumhuriyeti kurulmadan önce de vardı. İran rejimi ayakta kalsa da çökse de, nükleer programı imha edilse de, liderliği değişse de, işgal altında yaşayan milyonlarca Filistinlinin gerçekliği ortadan kalkmayacak. Filistin halkının statü, toprak, güvenlik, egemenlik ve adalet talepleri, İran’ın askeri kapasitesinden bağımsız biçimde bölgesel siyasetin merkezinde kalmaya devam edecek.

        REKLAM

        2020’de imzalanan Abraham Anlaşmaları, İran’ın İsrail ile Körfez Arap ülkelerini aynı güvenlik kampında buluşturan ortak tehdit olduğu varsayımı üzerine inşa edilmişti. Bu hesaplamaya göre güvenlik eksenli yakınlaşma, Filistin meselesini bypass etmeye yetecekti. Ancak İran savaşı, bu denklemin kırılganlığını ve sınırlarını yeniden gösterdi.

        İran, savaş sırasında kendisini ABD-İsrail saldırganlığının mağduru olarak sunmayı başardı ve Suriye, Yemen ve Irak’taki müdahaleleri nedeniyle Arap kamuoyunda kaybettiği sempatinin bir bölümünü geri kazanma imkânı buldu. Bu durum, İran’ın Arap dünyasının “birincil düşmanı” olduğu anlatısını karmaşıklaştırdı. Atlantik’ten Körfez’e kadar Arap kamuoyu, özellikle genç kuşaklar, hükümetlerin resmi hesaplarının ötesinde Filistin meselesine güçlü bir duygusal ve siyasal bağlılık göstermeye devam ediyor.

        Mezhep Gerilimi: Tahran’dan Daha Eski Bir Fay Hattı

        ABD-İsrail savaşının İran’a yönelmesi, Irak, Lübnan ve Yemen başta olmak üzere birçok ülkede mezhepsel gerilimleri derinleştirdi. Ancak bu gerilimler İran Devrimi ile başlamadığı gibi, İran’ın yenilgisiyle de sona ermeyecek. Savaş, Tahran’ın bu fay hatlarını kullanma kapasitesini azaltabilir; fakat Şii kimlikleri, yerel toplumsal talepleri ve tarihsel mağduriyetleri ortadan kaldıramaz.

        REKLAM

        Bahreyn, Irak, Lübnan ve Suudi Arabistan’daki Şii toplulukların kendi siyasal, sosyal ve ekonomik gerçeklikleri bulunuyor. Bu toplulukların talepleri yalnızca İran’ın bölgesel politikalarına indirgenemez. Dolayısıyla İran’ın zayıflaması, bu ülkelerdeki mezhep temelli siyasal dengeleri etkileyebilir; ancak kimliklerin ve yerel şikâyetlerin tamamen silinmesi anlamına gelmez.

        Arap Devletinin Yapısal Krizi

        Savaşın değiştirmeyeceği bir başka gerçek de modern Arap devletinin yapısal krizidir. Zayıf siyasi kurumlara, kırılgan hukuk sistemlerine, kaynakları kalkınmadan çok güvenlik aygıtlarına aktaran devlet yapılarına ve üretken olmayan rant ekonomilerine sahip ülkeler, savaştan önce de kırılgandı; savaş sonrasında da kırılgan kalacak.

        Dahası, savaş bu kırılganlığı daha da derinleştirebilir. Arap hükümetleri güvenlik tehditlerine, geçici ittifaklara ve İran karşıtı cepheleşmelere odaklandıkça, eğitim, hukuk, üretim, rekabetçi ekonomi ve sosyal refah reformları erteleniyor. İran’la mücadeleye yatırım yapan; fakat kendi toplumunun ekonomik ve siyasal ihtiyaçlarını ikinci plana atan yönetimler, savaş bittiğinde ağır bir iç fatura ile karşı karşıya kalabilir.

        Amerikan Gücünün Sınırları

        ABD’nin bölgedeki askeri üstünlüğü tartışmasız olsa da, bu üstünlük artık tek başına siyasi meşruiyet üretmeye yetmiyor. 2003 Irak işgalinden önce bile Arap kamuoyunda Amerikan modeline yönelik güven aşınmaya başlamıştı. Bugün Washington’la müttefik ülkelerde dahi ABD politikalarına karşı öfke, güvensizlik ve yer yer küçümseme içeren geniş bir toplumsal algı bulunuyor.

        REKLAM

        İran savaşı, İran’ın bölgesel nüfuzundan endişe eden bazı hükümetlerin gözünde ABD’nin caydırıcılığını yeniden güçlendirebilir. Ancak bu durum, Arap kamuoyunda Washington’ın Ortadoğu vizyonuna yönelik geniş çaplı bir güven restorasyonu anlamına gelmez. ABD Afganistan ve Irak’ta askeri gücün siyasi güven inşa etmeye yetmediğini gördü; İran sahasında da aynı dersle yeniden yüzleşebilir.

        Siyasal İslam Sahneden Çekilmiyor

        Savaş, İran eksenli siyasal İslam akımına ve “direniş ekseni”nin ideolojik yapısına ağır darbe vurdu. Ancak bölgedeki siyasal İslam hareketleri İran’dan ibaret değil. Müslüman Kardeşler, aktivist Selefi akımlar, milliyetçi İslami hareketler ve yerel dini-siyasi ağlar, kendi toplumsal bağlamlarından ve yerel adalet arayışlarından besleniyor.

        Bu nedenle Fordow nükleer tesisinin vurulması ya da İran’ın askeri altyapısının ağır hasar alması, milyonlarca insan için İslam’ın kimlik, adalet, siyaset ve direniş çerçevesi olma niteliğini ortadan kaldırmayacak. İran eksenli bir boşluk oluşursa, bunun yerini liberal-seküler bir çağın otomatik biçimde doldurması beklenmemeli. Aksine, farklı İslami referanslar arasında yeni bir rekabet dönemi başlayabilir.

        Tahran’da Birlik Çağrısı, Washington’da Zorlu Pazarlık

        Bu geniş jeopolitik tablo içinde İran liderliği de içeride dağılmayı önlemeye çalışıyor. İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney, yayımladığı mesajda İranlıları bölünmeye karşı uyardı ve “düşmanların savaş meydanındaki yenilgiden sonra İran halkının direncini kırmaya ve ülkede fitne çıkarmaya çalıştığını” söyledi. Hamaney, ulusal birlik çağrısı yaparken, halk arasında umutsuzluk ve karamsarlık oluşturacak her eylemin düşmana yardım anlamına geleceğini vurguladı.

        REKLAM

        Bu mesaj, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin ABD ile temas kanallarının açık olduğunu; ancak savaşı bitirmeye yönelik müzakerelerde somut ilerleme sağlanmadığını açıklamasının ardından geldi. Arakçi, Beyrut’a yönelik saldırıların durdurulması gerektiğine ilişkin mesajların da taraflar arasında iletildiğini belirtti. Tahran’a göre masaya dönüş, İran halkının haklarının garanti altına alınmasına, Lübnan’daki savaşın sona ermesine ve bölgesel gerilimin düşürülmesine bağlı.

        Dört Aşamalı Anlaşma Arayışı

        ABD Başkanı Donald Trump ise İran’la yürütülen görüşmelerin hafta sonuna kadar sonuç verebileceğini söylerken, başarısızlık ihtimalini de dışlamadı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunun müzakerelerin ana başlıklarından biri olduğunu belirtti. Buna karşın Tahran henüz bir barış anlaşmasını kabul etmiş değil.

        Sızan bilgilere göre Washington ile Tahran arasında tartışılan geçici anlaşma dört aşamalı bir yapıya dayanıyor. İlk aşama, mevcut ateşkesin sabitlenmesini, doğrudan askeri operasyonların durdurulmasını ve bölgede yeni cephelerin açılmasının engellenmesini öngörüyor. İran ise bu düzenlemelerin Lübnan sahasını da kapsaması gerektiğinde ısrar ediyor.

        İkinci aşama, uluslararası deniz taşımacılığı ve Hürmüz Boğazı’nın güvenliği üzerine kurulu. Bu bölüm, boğazın tamamen yeniden açılmasını, gemilere yönelik kısıtlamaların kaldırılmasını ve enerji hatları ile deniz geçişleri için özel güvenlik düzenlemeleri yapılmasını içeriyor. Üçüncü aşama ise sınırlı ekonomik güven artırıcı adımları kapsıyor: Bazı yaptırımların kontrollü biçimde hafifletilmesi, İran’ın dondurulmuş fonlarının bir bölümünün serbest bırakılması ve petrol ihracatı ile ticarete yönelik kolaylıklar sağlanması.

        REKLAM

        En karmaşık dördüncü aşama ise İran’ın nükleer programı, uranyum zenginleştirme seviyeleri, uluslararası denetim mekanizmaları ve uzun vadeli bölgesel güvenlik düzenlemelerini içeriyor. Bu başlığın aylar sürebilecek zorlu bir diplomatik pazarlığa dönüşmesi bekleniyor. Çünkü bu aşama yalnızca İran’ın nükleer kapasitesini değil, Ortadoğu’daki güvenlik mimarisinin geleceğini de ilgilendiriyor.

        Kongre Engeli ve INARA Dosyası

        Muhtemel bir ABD-İran anlaşmasının önündeki engeller yalnızca diplomatik değil. Washington’da 11 yıllık “İran Nükleer Anlaşmasını Gözden Geçirme Yasası” olarak bilinen INARA, Trump yönetiminin elini sınırlayabilir. Bu yasa, İran’la yapılacak herhangi bir anlaşmanın imzalandıktan sonra beş gün içinde Kongre’ye sunulmasını zorunlu kılıyor.

        Yasa ayrıca anlaşmanın uygulanmasını yaklaşık iki aya kadar durdurabilecek bir inceleme süreci öngörüyor. Kongre üyeleri anlaşmayı reddetme yönünde oy kullanabilir; başkan ise buna karşı veto yetkisini kullanabilir. Ancak her durumda İran’la yapılacak bir anlaşma, Temsilciler Meclisi ve Senato’da yoğun siyasi denetime tabi olacak.

        Rubio’nun Kongre’de yaptığı açıklamalarda INARA’ya uyulacağını belirtmesi, anlaşmanın yalnızca diplomatik masada değil, Amerikan iç siyasetinde de zorlu bir sınavdan geçeceğini gösteriyor. Cumhuriyetçi bazı isimler, İran’la anlaşmanın bölgede zayıflık algısı yaratabileceğini savunurken; Demokratlar da Kongre’nin süreçten dışlanmaması gerektiğini vurguluyor.

        REKLAM

        Lübnan Cephesi: Ateşkes İlan Edildi, Saldırılar Sürdü

        İran savaşının 97’nci gününde diplomasi trafiği yoğunlaşırken, Lübnan cephesinde tablo hâlâ kırılgan. ABD’nin arabuluculuğunda İsrail ile Lübnan arasında Washington’da yapılan görüşmelerin ardından tarafların ateşkesi uygulama konusunda uzlaştığı açıklandı. Anlaşma; Hizbullah’ın kuzey İsrail’e yönelik saldırılarını durdurmasını, Litani Nehri’nin güneyinden çekilmesini ve bazı güvenlik bölgelerinde kontrolün yalnızca Lübnan ordusuna devredilmesini öngörüyor.

        Ancak anlaşmanın hemen ardından İsrail’in Güney Lübnan’da insansız hava aracı saldırıları düzenlemesi, ateşkesin sahadaki karşılığını tartışmalı hale getirdi. Lübnan Ulusal Haber Ajansı, Zefta-Kfarwa yolu üzerinde bir araca düzenlenen saldırıda bazı kişilerin yaralandığını duyurdu. İsrail ise Hizbullah altyapısını hedef aldığını ve operasyonların süreceğini savundu.

        İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, ordunun Güney Lübnan’daki operasyonlarını sürdüreceğini ve “sarı hat” olarak tanımlanan güvenlik bölgesinden çekilmeyeceğini açıkladı. Katz, İsrail güçlerinin Beaufort/Şakif bölgesi dahil olmak üzere sahada kalacağını, Hizbullah altyapısını sökmeye devam edeceğini ve yerinden edilmiş Lübnanlıların belirli bölgelere dönüşüne izin verilmeyeceğini söyledi.

        Körfez’de Yeni Cephe Korkusu

        Savaş yalnızca İran, İsrail ve Lübnan hattıyla sınırlı kalmadı. İran, ABD güçlerinin Hürmüz Boğazı’nda bir petrol tankerini ve Keşm Adası’ndaki bir iletişim tesisini hedef aldığını belirterek, buna karşılık olarak Bahreyn ve Kuveyt’te ABD bağlantılı hedeflere saldırılar düzenlediğini açıkladı. Tahran, saldırılarını “meşru müdafaa” olarak tanımlarken, yeni yaptırımların veya askeri baskının İran’ı geri adım atmaya zorlamayacağını savundu.

        REKLAM

        Kuveyt makamları ise İran’a ait füze ve insansız hava aracı saldırılarında bir kişinin öldüğünü, 60’tan fazla kişinin yaralandığını ve uluslararası havaalanı terminalinde ciddi maddi hasar meydana geldiğini duyurdu. Bu gelişme, savaşın Körfez ülkelerine yayılma riskini yeniden gündeme taşıdı.

        Gazze, Lübnan ve İran Aynı Denklemde

        Savaş diplomasisi devam ederken Gazze’de de İsrail saldırıları sürdü. Gece saatlerinde yerleşim bölgelerine düzenlenen hava saldırılarında en az dokuz Filistinlinin öldüğü bildirildi. Görgü tanıkları, ailelerin uyuduğu sırada saldırıların başladığını, kurtarma ekiplerinin yangınlar ve enkaz arasında mahsur kalanlara ulaşmaya çalıştığını anlattı.

        Uydu görüntülerine dayanan uluslararası incelemeler, İsrail’in Ekim ateşkesine rağmen Gazze’deki askeri varlığını genişletmeye devam ettiğini ortaya koyuyor. Bölgede 40 askeri nokta tespit edilirken, bunların sekizinin ateşkes sonrasında inşa edildiği belirtiliyor. Bu tablo, İran savaşı ile Gazze ve Lübnan cephelerinin birbirinden kopuk değil, aynı bölgesel güvenlik krizinin parçaları olduğunu gösteriyor.

        Harita Değişebilir, Hafıza Değişmez

        ABD Temsilciler Meclisi’nin Trump’ın İran’a karşı askeri yetkilerini sınırlandırmayı amaçlayan kararı 215’e karşı 208 oyla kabul etmesi de Washington’daki siyasi çatlağı ortaya koydu. Dört Cumhuriyetçi vekilin Demokratlarla birlikte hareket etmesi, savaşın Amerikan iç siyasetinde de tartışmalı hale geldiğini gösteriyor. Kararın yasalaşması beklenmese de, Trump’ın Kongre onayı olmadan İran savaşına katılmasına yönelik önemli bir siyasi uyarı niteliği taşıyor.

        ABD-İsrail savaşı İran’ın askeri kapasitesini, bölgesel vekil ağlarını ve diplomatik manevra alanını ciddi biçimde etkileyebilir. Fakat Ortadoğu’nun temel gerçeklerini ortadan kaldırması mümkün değildir. Coğrafya yerinde duracak, Filistin meselesi canlı kalacak, mezhep kimlikleri siyasal alanı şekillendirmeyi sürdürecek, Arap devletlerinin yapısal krizleri çözülmeden kalacak, siyasal İslam yeni biçimlerle varlığını koruyacak ve Amerikan gücünün sınırları yeniden görülecektir. Savaşlar hükümetleri, cepheleri ve dengeleri değiştirebilir; ama Ortadoğu’da hafızayı, coğrafyayı ve kimliği kolay kolay değiştiremez.

        ÖNERİLEN VİDEO

        Uluslararası Fetih Kupası, medeniyet mirasına dönüştü

        "Ülkeyi Asya bozkırlarına mı çeviriyorsunuz?" diye küçümsenen okçuluk heykelleri, aslında bir vizyonun ilk adımlarıydı. Çocukluğunda dut dallarından yay yapan bir neslin imkânsızlıklarından, Mete Gazozların dünya şampiyonluklarına uzanan bu yolculuk; gelenekle moderni buluşturan Uluslararası Fetih K...
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ