HABERTURK.COM

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında konuştu.

Elazığ depremi sonrası bölgede yaptığı incelemeleri paylaşan Kılıçdaroğlu, "Elazığ'da deprem haberini alınca hemen Valiyi aradım, İl Başkanı'nı görevlendirdim. 6,8 büyüklüğünde iki genel başkan yardımcımızı ve milletvekili arkadaşlarımızı görevlendirdik. Biz acaba burada ne oldu, yaraları nasıl sarabiliriz çabası içine girdik. Başta büyükşehir belediyeleri olmak üzere belediyelerin yaptığı yardımları koordine etmek istiyorduk. Hastaneye gittik, yaralı bana, 'Çocuğum işsiz' diyor. Üzülmez misiniz? Gerçek anlamda bir insanlık dramı var. Şu tabloda beni sevindiren tablo, 82 milyonun kilitlenmesi. Sonra Malatya'ya gittim. Onların da dertlerini dinledik. Yaşanan bir dram var. Allah kimseyi bir felaketle karşı karşıya getirmesin" dedi. 

"DEPREM BÖLGESİ AFET BÖLGESİ İLAN EDİLSİN"

Kılıçdaroğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bölgedeyken ciddi eleştiriler de aldım. 'Deprem vergileri toplandı, nereye harcandı. Vatandaş soruyor' dedim. En ağır eleştirileri aldım. 'Süratle ulaştık, çözüm için mücadele ettik' deniliyor. Evet, doğru. AFAD'a teşekkür ederim, her yerde çadırları vardı. Depremle mücadelenin iki ayağı vardır. Birincisi önlem almaktır. Kim söylüyor; bu işi bilenler söylüyor. Binayı depreme dayanıklı yapacaksın. Deprem oldu, binalar yıkıldı, yıkılabilir. O kriz yönetimidir, önlem almak değildir. Önlem almadığınız için insanlar ölüyor. Ölenlerin yüzde 99,9'u fakir. Bu da hayatın başka bir gerçeği. Biz diyoruz ki, bu vergileri aldın niye dayanıklı bina yapmadın? Bana değil, vatandaşın sorusuna yanıt vereceksin. Gezdiğimiz yerlerde ortak bir talep vardı, 'Elazığ afet bölgesi ilan edilsin' diye. 'Efendim Kılıçdaroğlu siyaset yapıyor' deniliyor, ben vatandaşımız talebini iletmeyelim mi? Yaşadığımız olay sıradan bir olay değil, bakalım kim ne diyecek..."

KIZILAY TARTIŞMASI: BU HALE Mİ DÜŞMELİYDİ

Kızılay tartışmalarına da değinen CHP lideri, "Adına Kızılay dediğimiz bir kurumumuz daha var. Nerede sel olsa, afet olsa Kızılay oradaydı. 152 yıllık bir kurumdan söz ediyoruz. Köklü bir kurumdan söz ediyoruz. Bugün hangi durumda. Deprem bölgesine gittim. Bir tek Kızılay çadırı bile görmedim. Bugün sıcak siyasetin göbeğinde. 152 yıllık bir kurum bu hale mi düşmeliydi?" dedi. 

"Türkiye genelinde 750 şubeyi 153'e indirdiler" diyen Kılıçdaroğlu, "Kızılay 'gönüllü hizmet kurumu'dur. Yöneticileri astronomik ücret alıyorsa, lüks araçlar varsa... Kızılay yöneticilerinin de gönüllü olması lazım. '8 milyon doları ben vereceğim' diyor Başkentgaz, 'Bunun falan tutarını vereceksin' diyor. Şartlı bağış yapıyor. Kızılay bağış alan bir kurum, niye başka bir yer bağış yapıyor? Kızılay denen kuruluş nasıl paravan olur? Ben daha önce Man Adası'ndan bahsetmiştim, bu da Manhattan adası. Vergi ödememek için dolarları gönderdiler, 5 kuruş vergi ödemediler. Bunu dile getirdim, defalarca söyledim; mahkemeden yasaklama kararı çıkardılar. O hakime seslenmek isterim sende ahlak, vicdan, hukukun kırıntısı var mı? Manhattan'da yurt yapıyorsun. Bağışı yaptığınız yer de çocuk tacizinden sabıkalı olan bir yer. Buna gerekçeyi Kızılay Başkanı buluyor; 'Bu vergiden kaçınma' diyor. Bu açıkça fakir fukaranın hakkının soyulması demektir" ifadelerini kullandı. 

"KIZILAY YÖNETİMİ İSTİFA ETMELİ"

Kemal Kılıçdaroğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kızılay gibi bir kurum çürümeye başlamışsa, devlet çürüyor demektir. Neden liyakat diyorum, devlet çürümesin diye. Devleti çürüttünüz. Vergiden kaçınma nedir; alkolde vergi vardır alkol almazsınız. Vergiden kaçınırsınız. 152 yıllık bir kurumu kullanırsanız buna vergi kaçırmak denir. Olması gereken Kızılay yönetiminin istifa etmesi lazım. Ahlaklı bir yönetim varsa. Kim bilir arkasından daha neler çıkacak? Araştırma önergesi kabul edilirse nasıl arka bahçeye döndüğünü göreceğiz."

"FİLİSTİN'İ YOK ETME ANLAŞMASI"

ABD Başkanı Donald Trump'ın açıkladığı "Yüzyılın Anlaşması"na tepki gösteren Kılıçdaroğlu, "Filistinliler yıllardır mücadele ediyor. Kendi toprakları için mücadele ediyor. Kendi topraklarında kurdukları devletin huzur içinde yaşamasını istiyor. Şu anda Filistin'i tanıyan devlet sayısı 140'a yakın. Bir genel başkan yardımcımız şu an Filistin Büyükelçiliği'ndeler destek için. Trump kalktı '100 yılın anlaşmasını yapıyoruz' dedi. Bu bir devleti yok etme anlaşması. 1970'lerde gencecik çocuklarımız Filistin için mücadele etti. Biz alınan karar dolayısıyla üzgünüz ve asla doğru bulmuyoruz. Filistin işgalden arınmış topraklarında yaşamak zorundadır" ifadelerini kullandı.

İDLİB SALDIRISI

Suriye'nin İdlib şehrinde TSK'ya düzenlenen saldırıya tepki gösterirken şunları söyledi:

"Öncelikle şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyoruz. Gazilerimize acil şifalar diliyoruz. Yıllardır Suriye politikası hakkında konuşuyoruz. Biz bütün komşularımızla barış içinde yaşayalım diye özlem çekerken, niye kavga ediyoruz. Dış politikanın milli olması lazım. Dışişleri Bakanlığı'nı niye kurduk? Bütün dünya ülkelerinde vardır. Çünkü dışişleri farklı bir alan. Herkes görev yapamaz. Dışişlerinin ayrı bir dili, hukuku vardır. Siz dış politikayı ben yöneteceğim derseniz liyakatı yok edersiniz."

İDLİB'DE YAŞANANLAR

İdlib'de yaşanan gelişmeleri değerlendiren Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı:

"İdlib bizim için çok önemli. İdlib dışında pek sorun kalmadı. İki egemen güç Suriye'yi istediği gibi kullanıyor. Kimin silah fabrikatörleri para kazanıyor? ABD ve Rusya'nın. Taşeronlaşma tehlikelidir dış politikada. Masum çocuklarının kafasını kesen, kadınları katleden terör örgütlerine bu silahları kim veriyor? ABD, Rusya, Çin, Suriye rahatsız, bizim de rahatsız olmamız lazım. Terörist unsurlar Türkiye'ye girerse başımıza gelecek felaketi düşünebiliyor musunuz? Savaştan kaçıp gelenler vardı, şimdi terör unsurları var. 20 bin ila 50 bin deniliyor. Soçi'de bir anlaşma yapıldı. Yapılan anlaşma 17 Eylül 2018. Erdoğan'ın önerisi üzerine, bütün muhalif grupların 10 Ekim 2018'e kadar ağır silah, tanklar, roketler ve havan toplarının geri çekilmesi taahhüt ediliyor. M4 ve M5 karayolu ulaşıma açılacak taahhütünü Türkiye veriyor. Biz bunu imkansız görev olarak tanımladık. Geldiğimiz nokta dramatik bir noktadır. Ben bunları söylediğim zaman da rahatsız oluyor. Keşke bunların hiçbiri olmasa da biz de başka şeyler konuşabilsek. Dertliyiz, üzüntülüyüz."

İDLİB'DEN GELEN GÖÇ DALGASI

İdlib'den Türkiye'ye yönelik göç dalgası hakkında konuşan CHP lideri, "Şimdi sığınmacılar gelecek. Bunlar milletin başına bela olacaklar. Ben alın, ateşe atın demiyorum. Bölgeyle, AB'yle, BM'yle konuşun. Trump 'Niye vatandaşlığa almıyorsun' diyor, sen al. Bütün eyaletlere dağıt. Hemen 110 bin kişiyi vatandaşlığa alıyorlar. Şimdi gelecekler. Burada da önlem alınması lazım. Buradan terör unsurları Türkiye'ye girerse nereden bulacaksın? Faturayı bu millet ödeyecek" dedi. Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin Suriye politikasına ilişkin de 5 madde önerdi:

CHP'DEN 5 ÖNERİ

5 maddelik öneri:

1. İdlib'de konuşlanmış bulunan Mehmetçiğimizin can güvenliği her şeyden önemlidir. Suriye'de görev yapan Mehmetçiğimizin can güvenliği için diplomatik adımlar atılmalıdır.

2. Türkiye Soçi Mutabakatı'nın yerine getirilmemesi üzerine Türkiye Rusya İdlib'deki durumu yeniden değerlendirmelidir. Gerekirse yeni Soçi Mutabakatı yapılmalıdır.

3. Siyasi iktidar, Suriye'de rejim değişikliğine odaklanan siyasetini terk etmelidir. Suriye'de akan kanın durması için çaba gösterilmelidir. Bunun için diplomatik çabalar artırılmalı, anayasal süreç için gerekli koşullar yaratılmalıdır.

4. Sığınmacı konusunda Türkiye yalnız bırakılmamalı. Bu sığınmacıların, Suriye içinde güvenli bölgeye tahliyesi ve BM ile AB'nin sorumluluğunda süreç başlatılmalı.

5. İdlib ulusal bir güvenlik sorunudur. Küresel bir tehdit olan terörist ve muhalif grupların silah bırakması için çabalar artırılmalı. Silah bırakmayanlara karşı kararlılık sürdürülmelidir.