Duygusal zekası yüksek insanlar bu cümleleri asla kurmuyor
Bir insanın duygusal zekâsını anlamak için uzun testlere gerek olmayabilir. Uzmanlara göre günlük hayatta sıkça kullanılan bazı ifadeler, karşımızdakinin duygularını ne kadar önemsediğimizi ele veriyor. Psikologların dikkat çektiği bu cümleler, çoğu zaman farkında olmadan empatiyi zedeliyor ve iletişimi çıkmaza sürüklüyor. Duygusal zekâsı yüksek kişilerin ise bu ifadelerden özellikle kaçındığı belirtiliyor.
Duygusal zekayı çoğu zaman insanın ne kadar empati kurduğuyla ölçeriz. Ama asıl ipucu çok daha gündelik bir yerde duruyor, ağızdan çıkan birkaç cümlede. Bir tartışmanın ortasında kurduğunuz o cümleler karşınızdakine duygularını ne kadar ciddiye aldığınızı ele veriyor. Ocak ayında Parade'de çıkan bir yazıda, psikolog Kibby McMahon ve meslektaşları tam da bu cümleleri sıralamıştı. Aşağıdakileri muhtemelen siz de duymuşsunuzdur. Belki kurmuşsunuzdur.
Zihin okuma beklemek ilişkiyi bitirir
Bu, listenin en sinsi olanı. Kimse kötü niyetle söylemiyor çünkü. "Neden üzüldüğümü anlaman lazım" ya da "bilseydin sormazdın zaten" dediğinizde aslında karşı taraftan bir şey istiyorsunuz. Sizin kafanızın içini okumasını.
İnsanlar zihin okuyamaz. Üzgün olduğunuzu fark etse bile tam olarak neye bozulduğunuzu çıkaramaz. Siz söylemediğiniz sürece o da tahmin yürütür ve çoğu zaman yanlış tahmin eder. Ardından siz "demek ki umursamıyor" diye düşünür ve o da ne yaptığını bir türlü anlayamadığı için geri çekilir. İki taraf da aynı masada oturup birbirini kaçırır.
Duygusal zekası yüksek insanlar burada başka türlü davranıyor. Beklemenin yükünü karşı tarafa yıkmıyorlar. "Bugün şuna çok bozuldum ve biraz konuşmaya ihtiyacım var" demek kulağa daha kırılgan gelir ama ilişkiyi ayakta tutan da o kırılganlık.
"Erkek adam ağlamaz" demenin görünmeyen bedeli
Çocuğun gözü dolmuş, sebebini tam söyleyemiyor. Birinin "erkek adam ağlamaz" ya da "ağlamanın ne anlamı var şimdi" demesi an meselesidir. O cümle havada asılı kalır ve masadaki herkes bir şekilde duyar. "Erkek adam ağlamaz" lafını büyürken çoğumuz duyduk zaten. Sıkıntı bunu bir başkasına söylediğiniz anda onu en savunmasız halinde geri itmenizde. Karşınızdaki tam içini dökecekken duygusunu utanılacak bir şeye çeviriyorsunuz.
Bir daha da açılmaz size. Açılmamayı öğrenir. O anda söylenecek tek şey vardı, "iyi ki anlatabildin" demekti.
"Ben böyleyim ve değişmem" aslında neyi kapatıyor
İlk bakışta dürüst bir cümle gibi durur. Kendini olduğun gibi kabul etmek güzel şey sonuçta. Ama "ben böyleyim işte" çoğu zaman konuşmayı bitirmenin kibar yolu. Karşı taraf size bir geri bildirim verdiğinde ve kırdığınız bir şeyi söylediğinde bu cümle her şeyi orada durdurur. Tartışılacak bir şey kalmaz çünkü.
Burada duygusal zeka değişmek zorunda olmakla ilgili değil. Hatasını duyabilmekle ve "haklısın, buna bakayım" diyebilmekle ilgili. Kimse karakterini söküp atmanızı istemiyor. Sadece kapının ardına geçip kilidi çevirmemenizi istiyor.
"Çok hassassın" ile "böyle hissedecek ne var ki" aynı yere çıkar
Bu ikisi ayrı ağızlardan ve ayrı tonlarda söylenir ama bıraktıkları iz aynı. Genellikle yatıştırmak için kurulurlar. İkisi de karşıdakine "senin hissin abartılı ve yersiz" mesajını verir. Oysa bir duygu mantıklı olmadığı için yok sayılmaz. "Bana mantıksız geliyor ama madem seni bu kadar üzüyor o zaman anlat" demek hem dürüst kalır hem konuşmayı sürdürür.
"Ben hiç kızmam" diyenin gözden kaçırdığı
Kulağa olgun bir itiraf gibi gelir aslında. Oysa psikologların altını çizdiği bir ayrım var burada. Öfkeyi hiç hissetmemekle onu yönetmek bambaşka şeyler. "Ben hiç sinirlenmem" diyen insan çoğu zaman sinirini hissetmiyor değil, sadece bastırıyor. Bastırılan öfke de bir yerden mutlaka sızıyor. Telefonu sertçe kapatmaktan ve günlerce süren bir sessizlikten anlıyorsunuz onu.
Duygusal zeka tam da o anda görünür. Sinirini inkâr eden değil, "şu an sinirliyim, biraz durayım" diyebilen insanın yüzünde. O küçük durakta "kızmadım" demekle "kızdım ama düşünmek istiyorum" demek arasındaki o yarım saniyede.