Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Deprem denilince sarsıntının şiddeti ve yıkıcılığından sonra akla gelen ilk şey tsunami oluyor. Peki, yurtdışında da zaman zaman gerçekleşen ve video görüntülerini hayretle izlediğimiz tsunami konusunda ülkemizde ne gibi araştırmalar yapıldı ya da yapılıyor? İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü Doç. Dr. Sinan Özeren, 1999 depreminin ardından çalışmalarını faylardaki gaz çıkışı ve tsunami üzerine yoğunlaştırdı. Fransızlarla yapılan ortak proje kapsamında Marmara’da tsunami izleri sürülürken faylara yakın hatlar üzerinde gaz çıkışları olduğu belirlendi. Bu gazlardan örnekler alındı ancak ölçümlerin sürekliliği için hâlâ finansal destek bulunamadı. Doç. Dr. Özeren, “Amaç Marmara’da bu gazın sürekli çıktığını bildiğimiz birkaç yere bir çeşit dedektör koyup kabarcıkların çıkış debisinin azalma ve artmasını sürekli olarak gözlemlemek. Ama bunu sürekli başarabilecek bir finansmanımız olmadı. Yüz binlerce dolarlık yatırımdan bahsediyoruz. Birkaç Ferrari parası bize verilse bayağı bir şey yapabiliriz” dedi. Özeren, tsunami konusunda ise “Eğer sualtı heyelanı olmaz sadece düşey hareket olursa o zaman dalgaların boyu 2 metrenin altında kalır. Boğaz’da tsunami dalgaları yükselebilir. 1509’daki sualtı heyelanı bugün olsa İstanbul’un Anadolu yakasının sahil şeridi kalmaz” diye konuştu

Ağırlıklı olarak faylardaki gaz çıkışı ve tsunami üzerine çalışan İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü Doç. Dr. Sinan Özeren, İstanbul Boğazı’ndan batıya doğru devam eden ve 1766’dan beri kırılmayan fayın yarattığı tehlikeye dikkat çekiyor. “Kilitlendiği için hareket etmeyen ve gerilim biriktiren fay, riski artırıyor. Üstelik bazı yerlerde fay zikzak çizerek devam ediyor. Bu da bir miktar tsunami ihtimalini gündeme getiriyor” diyor. Doç. Dr. Özeren şu açıklamalarda bulunuyor:

‘NEDEN ZİKZAK FAYLAR’

Fay Marmara Denizi’ne İznik Körfezi’nden giriyor sonra küçük bir zikzakla kuzeye gidiyor. O hafif zikzak, İznik Körfezi’nin çıkışıyla İstanbul Boğazı’nın aşağı yukarı kesiştiği yerde. Sahille paralel gidiyor, yani Adalar’ın güneyinden... İstanbul Boğazı’nın açıklarını geçtikten sonra yeniden doğu batıya gitmeye başlıyor. Bu zikzak hareketinin olduğu yerde fayın doğası değişip tamamen yatay hareket eden bir fay olmaktan çıkıyor. Dolayısıyla deprem olduğu zaman zikzak olan yerde dikey hareketler olacak. Bu, tsunami konusunu bir miktar gündeme getirmeye neden olabilecek sebeplerden biri...

‘1766’DAN BERİ KIRILMADI’

İstanbul Boğazı’ndan itibaren batıya gittiğinizde o kısmın 1766’dan beri kırılmadığını biliyoruz. Fayın tehlike arz etmesi için kitlenmesi lazım; çünkü kitlendiği zaman fay hareket edemiyor. Dolayısıyla üzerinde gerilim biriktirmeye başlıyor ve birden bire kayıyor. Ama fay yavaş yavaş kayarsa gerilim biriktirmeyebilir. Fransız ve Alman meslektaşlarımızla buraya, sualtına birtakım aletler koyduk. Fay kitli mi kayıyor mu anlamaya çalıştık. Şu ana kadarki gözlemlerimiz fayın kaymıyor olduğu yönünde... Adalar segmentindeki kısım ile ölçüm yaptığımız kısım kilitli. Tekirdağ açıklarında da fayın bazı kısımlarının kaydığı gözlemlendi.

FRANSIZLARLA ORTAK PROJE

Marmara’da gazların izlenmesine 2007’de Fransızlarla başlatılan proje ile adım atıldı. Marnaud projesi çerçevesinde denizaltılarla daldık, örnekler alındı. En son TÜBİTAK ve Fransa ortak projesi ile imzalanan ‘Maregami’ projesi bu yıl hayata geçti. Daha çok geçmiş depremlere, geçmiş tsunamilere sediman kayıtlarından bakmaya yönelik. Olay şu; Marmara Denizi’nin derin yerlerinde deniz tabanına boru saplanıp o boru ile nasıl biyopsi ile hastadan kas veya karaciğer örneği alınıyorsa aynı şekilde biz de sedimandan örnek alabiliyoruz. Sedimandan kasıt, o deniz tabanındaki çamur, birikinti ve malzeme. Buna karot deniyor. Yapılacak olanlardan bir tanesi de, bu karotlarda geçmiş depremlerin izlerini aramak. Büyük depremlerin çoğunun bu şekilde kaydı var. Amacımız, büyük deprem olduğu zaman sedimanda iz bırakmış mı, bırakmamış mı, büyük bir deprem olduğu halde neden sualtı heyelanı olmamış bunlara yanıt bulmak. Bu projenin ayaklarından birisi de geçmiş tsunamilerin izlerini sürmeye çalışmak. Daha etraflı bakmak lazım. Marmara’nın birtakım yerlerinden gazlar çıktığını, bu gazların fay kırıklarına yakın yerlerde, kırıkların içinden de çıktığını tespit ettik. Fakat bu gazlar ne zamandan beri çıkıyor onu bilmiyoruz. 1999’dan sonra mı başladı yoksa ondan önce de çıkıyor muydu bilmiyoruz. Gazlardan örnekler de aldık. Daha çok metan. Yüksek teknolojik aletlerle bu gazları incelerseniz içinde çok çok az miktarda helyum da tespit edebiliyorsunuz. Helyumun hangi tür izotop olduğunu anlarsanız bu gazın derinden mi yoksa nispeten sığ bir yerden mi olduğunu ortaya çıkarabiliyorsunuz. Asıl amaç Marmara Denizi’nde bu gazın sürekli çıktığını bildiğimiz birkaç yer var ya, buraya daimi bir çeşit dedektör koyup kabarcıkların çıkış debisinin azalma ve artmasını sürekli olarak gözlemlemek. Ama bunu sürekli başarabilecek bir finansmanımız olmadı. Yüz binlerce dolarlık yatırımdan bahsediyoruz. Birkaç Ferrari parası bize verilse bayağı bir şey yapabiliriz. Böylesine bir deprem hakkında biraz daha fikir sahibi olmanın bize getireceği parasal kazanım bunun çok ötesinde. Gazların depremlerle ilişkili olduğunu iddia etmiyorum ama bu önemli bir veri. Bunlar çok olmasa da pahalı projeler bu yüzden devlet desteği olmadan projeyi devam ettiremeyiz.

‘YENİKAPI SURLARINI AŞTI’

1999 depreminden sonra Marmara Denizi’nin doğusunda minik depremlerin sayısında artışlar oluyor. Bu gazların çıktığı yerler 1999 depreminden sonra verilen deprem zonlarına yakın yerlerde. Ama oradan daha batıya da kayıyor. Tsunami önemli olmakla birlikte deprem durumu çok daha önemli. 1509 depreminde tsunami de oluyor. Galata’da dalgaların boyu Yenikapı surlarını aşıyor. En az 6 metre boyunda tsunami oluyor. Ki, bu depremle birlikte sualtı heyelanı da olmuştur.

‘2 METRENİN ALTINDA KALIR’

Tsunamiyle ilgili elbette bir senaryomuz var. Eğer sualtı heyelanı olmaz ise sadece düşey hareket olursa o zaman dalgaların boyu 2 metrenin altında kalır. Sahile vardığında yükselip ciddi zararlar verebilir. Eğer sualtı heyelanı olursa, sualtı heyelanının boyuna bağlı olarak ciddi dalgalar olur. İstanbul Boğazı’ndan tsunami dalgaları yükselebilir. İstanbul için bir tsunami riski var ama deprem riski kesinlikle öncelikli. 1509’daki sualtı heyelanı bugün olsa İstanbul’un Anadolu yakasının sahil şeridi kalmaz. 1509’daki depremle ilgili kayıt az olduğu için tsunaminin mekanizmasını tam olarak çıkartamıyoruz. Büyük olasılıkla sualtı heyelanı oldu. Çünkü 6 metre boyundaki dalgaları başka şekilde açıklamak mümkün değil. Bütün Ege Bölgesi ve Türkiye’nin bütün güney sahili tsunami riski olan yerler.

TOPLANMA ALANLARI

AFAD, Kızılay ve ilçe belediyelerinin ortak çalışması ile afet toplanma yerleri tespit edilir. Toplanma alanları konusunda bilgi sahibi olmayan vatandaşlar, ilçe kaymakamlıkları ya da ilçe belediyelerden bu yerleri öğrenebilir. İstanbul’daki ilçe belediyelerinin internet adreslerinde toplanma alanları mevcut.

İSTANBUL’U YIKAN DEPREMLER

-447: Depremde surların önemli bir kısmı yıkıldı.

-16 Ağustos 542: Ayasofya’nın kubbesi çöktü, yüzlerce ev yıkıldı.

-1 Mart 1202: Bizans İmparatoru’nun yatağının önü yarıldı ve bir harem ağası oraya düşerek öldü.

-Ocak 1303: Üst üste iki deprem yaşandı.

-1419: Depremde tsunami meydana geldi.

-1437: Bizans döneminde İstanbul’da son deprem.

-10 Eylül 1509: Gece 04.00’te yaşandı. Küçük Kıyamet olarak adlandırıldı. 2. Bayezid’in Topkapı Sarayı’ndaki yatak odası da depremden çöktü. Binlerce kişi öldü.

-10 Mayıs 1556: Fatih Camii büyük zarar gördü. Ayasofya ve surlarda da hasar oluştu.

-1754: Depremde Padişah 1. Mahmud şehri terk etti.

-22 Mayıs 1766: 8 ay aralıklarla devam eden depremde 4 bin kişi öldü. Fatih Camii harap oldu.

-10 Temmuz 1894: 18 saniye sürdü. Marmara Depremi’nin etkilediği alanlarla benzerlik gösterdi.

-9 Ağustos 1912: Şarköy- Mürefte’deki 7.3’lük deprem, duvarları çatlattı, telgraf direklerini yıktı.