IŞIL CİNMEN
icinmen@haberturk.com       
HABERTURK.COM

Fotoğraf: Özge Mine Sarıçam

Ateist, “Allah ve din yoktur” der.
Tanrı fikrini reddeder.
Ateizm, inançsızlıktır.
Tüm tanrılara ve ruhsal varlıklara olan metafizik inançları reddeden ve var olan gerçekliği inanç yoluyla açıklamayı kabul etmeyen bir felsefi düşünce akımıdır.

Türkiye’nin tanrıtanımazları devlet onayı ile resmi olarak örgütlendiler.
“%99’u Müslüman” denilen bu ülkede isimleriyle, adresleriyle, saklanmadan Ateizm Derneği’ni kurdular.
Yüksek sesle “Biz inanmıyoruz” dediler ve inançsızlıklarına, inanmama haklarına eşit saygı gösterilmesini talep ediyorlar.







Ateizm Derneği kurucularından Esra Taşdemir (solda) ve Tolga İnci

Tek başınıza ateist olmaktan yoruldunuz mu? Neden kurdunuz bu derneği?

Tolga İnci: Evet, tek başına ateist olmak yıpratıcı olabiliyor. O yüzden mottomuz “Artık hiçbir ateist, hiçbir dinsiz kendini yalnız hissetmeyecek.” Diğer bir neden de statü ve tüzel kişilik kazanmak, resmi olarak tanınmak birçok açıdan önemli.


Dernek kurma aşamasında çok sorun çıktı mı?

T.İ: Beklediğimiz sorunların hiçbiri çıkmadı. Bir dernek kurabilmek için bulunduğunuz yerin dernekler müdürlüğüne başvuruyorsunuz. Derneğinizin bir tüzüğü ve bildirisinin olması gerekiyor. En az yedi kurucu üyeye sahip olmalısınız. Dernekler Müdürlüğü’ne teşekkür etmek isterim, bırakın sorun çıkarmayı yardımcı dahi oldular.

Esra Taşdemir: Ancak şöyle bir durum söz konusu. Bu müdürlük, Valiliğe, Valilik de İçişleri Bakanlığı’na bağlı. Tüzük İçişleri Bakanlığı’nda incelendiği zaman, içeriğiyle ilgili bir problem ortaya çıkabilir.

Olsun, sonuçta devlet onaylı bir Ateizm Derneği resmen kuruldu. Bu noktaya kadar sorunsuz gelmiş olmak bile çok önemli.

T.İ: Bilinçli olarak derneğin isminde “ateizm”i geçirdik. “Ateizm’’ adının devlette bir tepki yaratıp yaratmayacağını merak ettik. “Ateizm bir dindir” deselerdi bizi Diyanet İşleri Başkanlığı’na yönlendireceklerdi. Bu sayede ateizmin bir din, inanç olmadığı devlet tarafından onaylanmış oldu.

Yani bu konuda demokratik olduğumuzu söyleyebilir miyiz?

T.İ: Çıkan sonuç bunu gösteriyor. Hiçbir zorluk çıkarmadılar ve yardımcı oldular.

Ne işe yarayacak dernek?

T.İ: Ateistlerin tıpkı eşcinseller gibi sembolik bir değeri var. Ateizm adı devletin bir bakanlığının sistemine girmiştir ve bir engelle karşılaşılmamıştır. Öncelikle resmen varolduğumuzun bir kanıtı olacak. İkinci olarak, biz bir azınlığız ve bu mücadele, bir azınlık mücadelesi olarak da görülebilir. Ateist kimliğimizden dolayı bir sorunla karşılaştığımız zaman bu dernek sayesinde birlik içerisinde hareket edeceğiz.

Patlama noktası ne oldu? Hangi olayın sonunda “bir şeyler yapmalıyız” dediniz?

T.İ: Girişimi, İzzet Murat Güler başlattı. Kendisi bir sosyolog, akademisyendir. SEKAM'ın geçen yıl sonunda yaptığı araştırma sonucunu hatırlıyor musunuz?

“Ateist gençlerin yüzde 61'i Allah'a inanıyor” sonucunu mu?

T.İ:
Evet, bunu görünce İzzet Murat Güler çılgına döndü ve muhtemelen dernek kurma fikri o gün aklına geldi.

“KURAN-I KERİM’İ ARAPÇA HATİM ETTİM”



Kutsal kitapları okudunuz mu?

E.T:
Ben Ağrılıyım, muhafazakar bir ailenin yedi çocuğundan biriyim. 11 yaşında Kur’an-ı Kerim’i Arapça hatim ettim. Ama ne dediğini anlamıyordum. On üç yaşından sonra ister istemez her şeyi sorgulamaya başladım.

Muhafazakar bir ailede içinize şüphe düşmesini sağlayan ne oldu?

E.T: Kitap okumayı severdim. İmkânların kısıtlı olduğu bir yerde olduğumdan ne bulursam okurdum. Sonra kendi içimde biraz düşünmeye başladım. 20’li yaşlarımın başında Türkçe mealini okudum. Ateist olmaya iki ya da üç yıl önce karar verdim.
 
“Allah korkusu” konusu sizi zorladı mı?

T: Korku, şüphelerim karşısındaki en büyük engeldi. Uzun süre bu şüphelerimi konuşabildiğim tek kişi kız kardeşimdi. O da ‘’Esra, senin yüzünden çarpılacağız. Böyle konuşma’’ demişti. Bana yüklenen korkuyu üzerimden atabilince kendi düşüncemi bulabildim.

Aileniz bu durumu nasıl karşıladı?

E.T: Şu anda ateist olduğumu biliyorlar. Kendileriyle konuştum ve inanmadığımı söyledim. Bu duruma yaklaşımları biraz sert oldu. “Nasıl inanmazsın? Bu kâfirliktir” gibi şeyler söylediler. Henüz “Ateist Esra’’ olarak farklı birisi olmadığımı, kişisel özelliklerimin aynı olduğunu kabul etmediler.

“TÜM KİTAPLARI OKUDUKTAN SONRA KARAR VERDİM”



Sizin hikayeniz ne?

T.İ:
Ben İstanbul Kadıköylü’yüm. 13 ya da 14 yaşındaydım. Evde konuşurlarken sürekli “Allah büyüktür!” laflarını duyardım. Herkesin dilindeydi. Ben de merak ettim ve kutsal kitapları okumaya karar verdim. Önce Kur’an-ı Kerim’i okudum. O yaşımda dahi bana uymayan şeyler olduğunu görmüştüm. Sonrasında İncil’e baktım. Açıkçası İncil daha yakın gelmişti bana ama yetmedi. “Muhtemelen Tevrat’tır” dedim, okumaya başladım. Ve sonuçta, tüm kitapları kapatırken “gerçek olamaz” dedim. İbrahim-i (Semavi yerine bu ifadeyi kullanıyor) dinlerin tanrısının var olmasının mümkün olmadığını anladım.

Siz insanları dinsizleştirmeye çalışmıyorsunuz değil mi?

T.İ: Anayasamızda din ve vicdan özgürlüğü konusu mevcut. Biz bunu tanıyoruz. Bu yüzden de kimseye “dinden çıkın” deme hakkımız yok. İnancın kendisine değil, ama herkesin inanma hakkına saygılıyız. 
Bizim inanmama hakkımıza da eşit saygı gösterilmesini talep ediyoruz.
Zira inanca (kişinin inandığı şeye) saygı duymak ve inanma hakkına saygı duymak farklı kavramlardır. Bunun karıştırılmaması gerek.

DERNEK SALDIRIYA UĞRAR MI?

Önümüzde Madımak, Aziz Nesin’e yaşatılanlar, Turan Dursun’un öldürülmesi, İlhan Arsel’in yurt dışında yaşamaya mecbur edilmesi gibi örnekler varken bir saldırı olabileceğinden korkmuyor musunuz?

E.T: Kişisel korkular elbette olabilir ancak bizim kendi bireysel özgürlük alanımızdan başka bir meselemiz yok.
 Bu yüzden inananların kızacağı bir durum da yok.


T.İ: Birlikte yaşadığımızı kabul ettirmek için bu riski almak durumundayız. Derneğe gelirlerse sohbet ederiz. Anlaşmak zorunda da değiliz. Anlaşmadığımız konusunda anlaşalım en azından. Ne konuda anlaşamadığımızı bilelim.

E.T: İnsanların, fikirleri ne olursa olsun yalnız olmadıklarını bilmeye ihtiyaçları var. Birisi İzmit’ten geldi mesela, bize pişmaniye getirdi. “Kalktım geldim, madem kurmuşsunuz ben de geldim” dedi.


“MESELE DİNLE DEĞİL, DİNİ BASKIYLA”

İnançsızlar sadece ateistlerle sınırlı değil. Deistler, agnostikler... Onlara da açık mısınız?

E.T:
Elbette. Bir tek inançsızlara değil, inanan ama merak edenlere de açık. Bizim derdimiz dinle değil, dini baskıyla. Bu sırada hangi türden bir dinsiz olduğumuz hiç önemli değildir. Ateist, deist ya da panteist, baskı hepimizin üstüne geliyor.


T.İ:
Bildirimizin ilk cümlesinde çok net bir ifade var: ‘’Dinin felsefik ve ideolojik baskı aracı haline gelmesine karşıyız.” Derneğin kapalı olduğu tek şey, siyaset. Gerçek kimliğini gizlemeyen ve siyasi bir kaygı taşımayan herkese açığız.

“DİN EĞİTİMİ ÇOCUKLARIN GELİŞİMİNİ KÖTÜ ETKİLİYOR”

Siz daha 11 yaşında hatim indirmiş biri olarak çocuklara erken din eğitimi konusunda ne düşünüyorsunuz?

E.T: 16 yaşından önce çocuğun ancak din felsefesi, din tarihi eğitimi alması gerekir. Bütün dinler anlatılmalı. Ben çocuğumu henüz küçükken Sunni İslam dersine sokmak istemem.

T.İ: İnsanda doğuştan bulunmayan dini ve dogmatik inançların, kişilere sonradan "sanki kendisinde doğuştan varmış gibi" öğretilmesi, gerek ailede, gerek okulda dini baskıya maruz kalması, çocukların psikolojik gelişimini olumsuz yönde etkiler.

Nedir o olumsuzluk?

T.İ: Sorumluluk almak yerine özgür iradeyi manipüle ya da pasifize eden, sorgulamayan, bağımlı, kaderci bireyler yetişebilir. Bebeklerin doğuştan, "x bir dini inanca mensup doğdukları" iddiası, coğrafi konumu ve etkisini hiçe sayan, zamanı ve mekanı hiçe sayan bir önyargı. Çocuklar, birer yetişkin olduklarında kendi felsefi görüşlerini ve inançlarını kendileri seçmeli. Eğitim de o seçimi yapacak felsefi ve tarihi donanımı çocuğa vermeli.

“VERGİ VERİYORUZ AMA İSTEDİĞİMİZ GİBİ  GÖMÜLEMİYORUZ”

İslami kurallara göre gömülmek zorunda olmak sizi rahatsız ediyor mu? Bir tek Aziz Nesin Bakanlar Kurulu kararıyla kendi mülküne gömüldü. Ama bu da hayli zor bir süreç.

T.İ: Bu önemli bir sorun. Ve aslında Müslümanların da bu konuda bize destek çıkması gerekir. Çünkü Müslümanın mabedinde ateistin yeri olmaz. Bu, onlara da saygısızlık. Dinsizler mezarlığı ve seküler defin töreni bir haktır.

E.T: Biz vergi vermiyor muyuz ateistler olarak? Veriyoruz Diyanete de, Mezarlar Müdürlüğü’ne de veriyoruz. Ama o hizmetten ben, fikrime, yaşamıma uygun şekilde yararlanamıyorum.

Yakılmak isteyenler için aktif bir krematoryum da yok.

T.İ: Öldükten sonra bedenimizle ne yapılacağına başkaları değil; biz kendimiz karar verebilmeliyiz. Türkiye'nin ilk aktif krematoryumunun açılması için önayak olabiliriz.

KISA KISA İNANÇSIZLIK

İnançsızlığın türlerini çok kısa tanımlarsınız
?

Ateizm; tüm tanrılara ve ruhsal varlıklara olan metafizik inançları reddeden ve var olan gerçekliği inanç yoluyla açıklamayı kabul etmeyen bir felsefi düşünce akımı.

Deizm, evreni yaratan Tanrının sonradan insanlığa ve evrene müdahalede bulunmadığı inancıdır. Yaratıcıyı kabul eder ancak dinleri etmez.

Agnostisizm için bilinemezcilik diyorlar; ama “bilinmiyorcululuk’’ ve “bilinemezcilik” olarak ikiye ayrılabilir.

İgnostisizm insanların Tanrı hakkında doğru dürüst bir fikir beyan edemediğini ve bu konuda hiçbir şey söylenemeyeceğini savunur. İgnostisizm, agnostisizmin bir kolu sayılabilir. Güçlü agnostikler, “Ben bilmiyorum. Sen de bilmiyorsun’’ derken, ignostikler ise “Bilmiyorsunuz. Üstelik bilmediğinizi bile bilmiyorsunuz’’ diyorlar.

Apateizm
dine karşı duyarsızlık demektir. Yani din ve Tanrı konularıyla hiç ilgilenmeyip umursamamaktır. Ateistler ise ilgilenir.

Panteizm
yani doğatanrıcılık, evrenin tamamını Tanrı olarak gören felsefi görüştür.