BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

Sinemada aktörlerin başrolde olduğu filmlerin yerini yavaş yavaş yemekler alıyor. Ocakta makarna fokurdarken tezgâhta sebzeleri doğrayan kahramanların hikâyelerine, bir çikolatanın yapılışına, özel günlerde masa başında toplanan aile filmlerine biraz daha yakınız. Bunu ben değil Gastro Sinema kitabının yazarı İlkay Kanık söylüyor. Beykent Üniversitesi - Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü kurucusu öğretim üyelerinden Kanık, kitabında yemeğin seyirciye sunduğu ziyafetin ötesindeki anlamları araştırıyor. 10 yıllık çalışmasının ürünü olan bu kitapta, başta yemek iletişimi olmak üzere kadın ve erkeğin kendini yemekle ifade etmesi, zengin mutfağında değişen sınıf bilincinin yemekle gösterimi, yemek- haz ve acı, yemek cinsellik-besinin sindirilmesi ve atılması, Tanrı’ya adanma ve yemek, yaşlanmak ve yemek ile protesto, beslenmenin başladığı yer anne memesi ve bebek gibi birçok ilgi çekici konuyu inceliyor. HT Pazar'dan Ekin Türkantos'un haberi...

Yemeğin toplumsal hayatla, insan ilişkisiyle, geleneklerle ve hatta şiddet ve cinsellikle bile yakın ilişkisi olduğunu yazıyor. En temel arzularımız olan barınma, beslenme, cinsellik ve aile konularını farklı bakış açıları üzerinden dönemsel olarak incelemiş. Sinemanın başlangıcı sayılan Lumiere Kardeşler’in 1895’te çevirdiği ilk filmlerden biri olan ‘Baby’s Dinner and Feeding the Baby’, bir bebeğin beslenmesine yer veriyor. Sinema tarihinde sessiz ve sesli sinemada yemeğin doğrudan kullanımının birçok örneği var. Kanık her birini sıralıyor... Sergei Eisenstein’in ‘Potemkin Zırhlısı’nda yenmesi için ısrar edilen kurtlanmış et, isyanın nedeni olarak karşımıza çıkıyor ve kokuşmuş, bayatlamış, kurtulunması gereken, kurtlanmış bir geçmişi anlattığına dikkat çekiyor. Bir diğer örnek, Amerikan yapımı ‘Guess Who’s Coming to Dinner / Beklenmeyen Misafir’ filmi.

Sinemada yemeğin ana motif olarak yer alışı 1970’lerde başlıyor. Eleştirmenlerin ilk defa yemek filmi olarak hemfikir olduğu ‘Babette’in Şöleni’ zamanla popülerleşiyor. Yemeğin merkezde olduğu filmler, 1980’lerde çekilse de karakteristik özellikli filmler, 1990 sonrasında karşımıza çıkıyor. Sinemada yemeğin işlevselliği birçok görevi üstleniyor. Cinselliğin gizli kodlar içinde aktarıldığı kültürlerde bir araç haline geliyor. Şiddet de yemek eylemi aracılığıyla etkili aktarılabiliyor. Çünkü Kanık, yemenin şiddet içeren bir eylem olduğunu anlatıyor: “Kesmek, ısırmak, çiğnemek, şiddet içeren en basit yeme eylemleridir.”

YEMEĞİN SİNEMADAKİ VARLIĞI KAÇINILMAZ
Yemek, sosyalleşmemizi sağladığı gibi ilişkilerimizi belirli bir düzende sürdürmemizi sağlıyor. Zira bunu antropolog Mary Douglas da onaylıyor. Ona göre toplumsal yapı, yemeğin ona verdiği anlamla form kazanıyor. Yemeğin günlük hayattaki önemli ve sıradan varlığı, insana dair farklı anlatıların özgün yorumlarla aktarıldığı sinemada da varlığını kaçınılmaz kılıyor. Kanık, yemek ve mutfak metaforlarının bir gösterge olarak hep kullanıldığını hatırlatıyor. Diğer taraftan kurmacalar kadar belgeseller de yemek temasını işliyor. Zaman içerisinde zenginlik göstergesi olan yemek, modern insanın sağlığına, bedeninin görünümüne dikkat etmesiyle yemekten aldığı zevkin de muhasebesini yapmasına neden oluyor. Buna bir örnek de Morgen Spurlock’un ‘Şişir Beni’ adlı belgeseli. Filmde fast food beslenme yüzünden insanların yeme düzenindeki dramatik değişim konu ediliyor.

‘YEMEĞİN SEMBOLİK DİLİ GÜÇLÜ’
“Yemek sineması, farklı etnik, dinsel yemek kültürlerini ortaya koyabileceği filmler sunuyor. Artık Berlin Film Festivali’nde yemek sineması bölümleri var” diyen İlkay Kanık’la kitabını konuştuk.

Bu alanda çalışmaya nasıl karar verdiniz?
Ailemde yemek yemek ve yapmak çok önemli. Anne tarafı Çerkez, baba tarafında Yörüklük var. İnsanların yemekle kurdukları iletişim ve benim bildiğim yemekleri insanların bilmesi enteresan bir iletişim doğuruyordu. Sosyoloji, antropoloji masteriyle okumalarımı geliştirdim. Amerika’ya gittim, bilgileri toparladım.

Nelerle karşılaştınız?
Yemek sineması 90’lardan sonra ortaya çıkıyor. Filmde yemek yapan kişilerin öne alındığı, kameranın karaktere yaklaşır gibi yemeğe yaklaştığını görüyoruz. O yemeği yemek istiyorsun, arzu nesnesi haline getiriyor, büyülüyor. Hikâyeleşme çok önemli. Artık Berlin Film Festivali’nde yemek sineması bölümleri var. Bu kitapta yemek tariflerine sosyolojik, antropolojik ve göstergebilim olarak bakıp analiz eden çalışmalar yaptım. Yemeğin sembolik dili güçlü. Ayrıca Türk gastronomisinin markalaşması konusunda, görsel kültürel miras sürecini oluşturmak üzerine çalışmalar yapıyorum. Yemekle iletişim dersleri veriyorum.

Kitabınızda mide açlığını, cinsel açlık ile ilişkilendiriyorsunuz...
Açlık denen şey fizyolojik. Beslenme, hayatta kalmamız için gerekli. Yemeğin şiddet ve cinsellik gibi açılımı kolay bir dili var. Yemeğin verdiği haz, hayatta kalmakla ilgili. Aynı dili konuşmadığın insana yemek ikram ederek duygunu paylaşabilirsin. Toplumların hazzı birlikte yaşamasını sağlıyor. Anne yemeklerle bir iktidar alanı yaratıyor. Hatıralarda haz kalıyor. Politik alanda da etkili. Liderler birbirlerini her zaman ağırlar, kendi zenginliklerini göstermek isterler ve bu iktidar alanını besler.

Yoğun yaşam şartlarından artık kalabalık aile yemeklerimiz yok sanki...
Şehir hayatında çok farklı insanlarla yemek yiyorsunuz. Mesela Hint yemeği yiyip bu deneyimi paylaşabiliyorsunuz. Yemek sineması da bunu yapıyor, deneyimini katmanlı hale getiriyor. ‘Çikolata’ filmindeki gibi...

Kitabın sonunda bir filmografi var ve ağırlıklı olarak yabancı yapımlar yer alıyor. Türk sinemasında yemek ne durumda?
Türk sinemasında yemek var. Bir insanın hayatını anlatıyorsan beslenme kaçınılmaz ama benim iddia ettiğim şey, yemeğin merkezde olduğu filmlerdi. Yemekle ilgili mesela ‘İftarlık Gazoz’, ‘Dondurmam Gaymak’ gibi filmler var. Türk sinemasında yemeğin yıldızlaştığı filmler yeni yapılıyor. Dünyada böyle filmler revaçta. Mesela ‘Sofra Sırları’, baklavayı, mantıyı ön plana çıkardı. Çok daha farklı anlatılar çıkabilir. Bundan sonraki kitap projem ‘Türk Sinemasında Yemek’ olacak.

BABETTE'İN YEMEK ŞÖLENİ 
Oyuncular: Stephane Audran, Jean Philippe Lafont
19. yüzyıl Paris’inde politik bir mülteci olan Babette Hertsard’ın kuzeninin yardımıyla Danimarka’ya kaçışını, yaşlı ve tutucu iki kardeşle olan ilişkilerini anlatır. Kendi ülkesinde ünlü bir mutfak sanatçısı olan Babette, kendi kilisesini kuran rahibin kızlarına aşçılık yapmaktadır. 14 yıllık hizmetinin sonunda Babette bir ikramiye kazanır. Babette bu parayla bir şölen düzenlemeye karar verir.

ÇİKOLATA
Oyuncular: Juliette Binoche, Alfred Moling
Vianne, kızıyla sakin bir Fransız kasabasına gelir. Bu kadının kişiye özel yaptığı çikolatalar köy halkının tutkularını açığa çıkarır. Baskıcı gelenekleri yerle bir eder. Çingenelerin lideri Roux ile Vivianne arasında doğan aşk, çikolatanın tutkuyu nasıl salıverdiğinin de göstergesidir.

ZENGİN MUTFAĞI
Oyuncular: Şener Şen, Nilüfer Açıkalın
Mutfakta geçen, toplumsal eşitsizlikleri, karakterlerin politik değişimleriyle anlatan bir film. İşadamı Kerim Bey’in evinde aşçı olan Lütfü Usta, patronunun Avrupa’ya kaçtığını öğrenir. Aynı gün, Lütfü Usta’nın yanında çalışan kız, Selim’le nişanlanır. İşsiz olan Selim, ekonomik olarak güçlü taraf olan burjuvanın yanında yer alacaktır...

ACI ÇİKOLATA
Oyuncular: Lumi Cavazos, Marco Leonardi
Kavuşamayan Pedro ve Tita yemek ile birbirlerine duydukları aşkı anlatır. Tita ömrü boyunca Mama Elena’ya bakacaktır. Mama Elena, Tita’ya âşık Pedro’yu diğer kızı Gertrudis ile evlenmeye ikna eder. Tita’ya yakın olmak ister. Pedro yaptığı yemeklerle engellenen aşkını yaşar.

BAHARATLARIN AŞKI
Oyuncular: Aishwarya Rai, Dylan McDermott
Tilo baharatların metresi olarak Hindistan’dan yeni dünyaya gönderilmiştir. Tilo baharatları dinleyerek onların iyileştirme gücüyle insanlara gerçeküstü bir şekilde şifa verme özelliğiyle donatılmıştır. Baharatların metresi olan bu kadın Amerikalı Doug ile tanışıp ona âşık olsa da baharatlara ihanet edemez.

 

YORUM YAP0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
300