Kan bağı yok ama klon gibiler: 'Yabancı ikizlerin' DNA sırrı çözüldü! Tek ortak noktaları yüzleri değil
Kan bağı olmayan ancak birbirine tıpatıp benzeyen insanlar olduğunu biliyoruz. Peki akraba bile olmadıkları halde bu nasıl mümkün oluyor? Uzmanlar 'ikiz yabancıları' mercek altına aldı ve ezber bozan bir gerçeği ortaya çıkardı: Bu benzerlik yalnızca dış görünüşle sınırlı değil; genetik özellikler ve hatta bazı yaşam alışkanlıklarına kadar uzanabiliyor.
Aynı aileden gelmeyen, hatta birbirini hiç tanımayan iki insanın neredeyse ayırt edilemeyecek kadar benzemesi, uzun yıllar yalnızca şaşırtıcı bir tesadüf olarak görüldü. Ancak Cell Reports dergisinde yayımlanan kapsamlı bir çalışma, bu durumun tesadüfi bir benzerlik olmadığını, genetik temelleri olabileceğini ortaya koydu.
YAPAY ZEKÂ İLE “BENZER YÜZLER’’ EŞLEŞTİRİLDİ
Çalışma kapsamında, geniş bir fotoğraf veritabanı üzerinden birbirine en çok benzeyen 64 birey belirlendi. Araştırmacılar, bu kişilerin yüzlerindeki benzerlikleri objektif bir şekilde ölçmek için üç farklı yapay zeka destekli yüz tanıma teknolojisi kullandı. Araştırmada kullanılan algoritmalar, yüz benzerliğini ölçerken özellikle gözler arası mesafe, burun yapısı, çene hattı ve yüz oranları gibi morfolojik kriterleri temel aldı.
Sonuçlar çarpıcıydı: Çiftlerin %50’si, üç yüz tanıma sistemi tarafından da birbirlerine tek yumurta ikizleri kadar benzer bulundu.
Elde edilen eşleşmeler daha sonra sadece görsel olarak değil; genetik, epigenetik ve mikrobiyom düzeyinde de analiz edildi. Böylece araştırma, yüz benzerliğinin biyolojik karşılığını çok katmanlı bir yaklaşımla inceleyen nadir çalışmalardan biri haline geldi.
DNA’DA GİZLİ BENZERLİK
Araştırmanın en çarpıcı kısmı ise genetik analizlerde ortaya çıktı. Birbirine benzeyen 32 bireyin DNA’ları incelendiğinde, 16 bireyin genetik olarak da birbirine yakın olduğu görüldü.
Bu kişilerde 19 binden fazla ortak genetik varyant (SNP) tespit edildi. Bu genetik ortaklık, rastgele iki insanın paylaşabileceğinden çok daha yüksek çıktı. Araştırmacılar bu grubu ‘’ultra benzerler’’ olarak tanımladı.
(Fotoğraf: Katy Perry - Zooey Deschanel)
Önemli bir nokta: Bu kişiler akraba değil. Yapılan analizler, aralarında yakın aile bağı bulunmadığını açıkça ortaya koydu. Yani bu benzerlik, doğrudan genetik akrabalıktan kaynaklanmıyor.
Bulunan genetik varyantların büyük bölümü, yüz şekli ve fiziksel özelliklerle ilişkili genlerde yoğunlaşıyor. Örneğin; burun, dudak ve alın yapısı, kemik gelişimi cilt ve saç özellikleri gibi yüzü belirleyen birçok unsur bu genetik bölgelerle bağlantılı.
Bilim insanlarına göre bu durum, insan yüzünün sınırsız çeşitlilikte olmadığı; aksine belirli genetik kombinasyonların farklı bireylerde tekrar edebildiği anlamına geliyor.
POLİGENİK YAPI: TEK BİR GEN DEĞİL, GENLERİN KOMBİNASYONU
Çalışma, yüz benzerliğinin tek bir gene bağlı olmadığını özellikle vurguluyor. Araştırmacılara göre yüz şekli, çok sayıda genin birlikte etkisiyle oluşan ‘’poligenik’’ bir özellik.
Bu nedenle iki kişinin benzer görünmesi, tek bir genin paylaşılmasından ziyade, birden fazla genetik varyasyonun benzer kombinasyonlarda bir araya gelmesiyle açıklanıyor. Bu kombinasyonların farklı bireylerde bağımsız şekilde ortaya çıkabilmesi, ‘’akraba olmayan benzer yüzler’’ olgusunu mümkün kılıyor.
(Fotoğraf: Selena Gomez - Lucy Hale)
FİZİKSEL VE DAVRANIŞSAL BENZERLİKLER DE GÖZLEMLENDİ
Araştırma yalnızca genetik ve yüz morfolojisiyle sınırlı kalmadı. Fiziksel özellikler ve yaşam tarzları da analiz edildi.
Analiz sonucunda benzer yüz hatlarına sahip bireylerin; boy ve kilo gibi antropometrik ölçümlerde, bazı yaşam alışkanlıklarında ve belirli davranış eğilimlerinde kısmi benzerlikler gösterdiği tespit edildi.
Ancak araştırmacılar bu bulguların daha sınırlı ve değişken olduğunu, genetik benzerliğin davranışsal düzeyde aynı ölçüde güçlü bir paralellik yaratmadığını özellikle belirtiyor.
EPİGENETİK VE ÇEVRESEL FAKTÖRLER FARK YARATIYOR
Çalışmanın önemli bir diğer bulgusu ise genetik benzerliğe rağmen bireylerin tamamen aynı olmadığını ortaya koyması.
Epigenetik analizler ve mikrobiyom incelemeleri, benzer yüzlere sahip kişilerin bu alanlarda belirgin farklılıklar taşıdığını gösterdi. Bu da çevresel faktörlerin, yaşam tarzının ve bireysel deneyimlerin biyolojik çeşitlilikte önemli rol oynadığını ortaya koyuyor.
Araştırmacılara göre bu sonuç, genetik benzerliğin tek başına bireyin tüm özelliklerini belirlemediğini; çevre ve yaşam koşullarının belirleyici etkisini koruduğunu açıkça gösteriyor.
(Fotoğraf: Lea Michele ve Idina Menzel)
GELECEKTE YÜZ VE DNA İLİŞKİSİ DAHA DA ÇÖZÜLEBİLİR
Elde edilen bulgular, genetik ile yüz morfolojisi arasındaki ilişkinin daha iyi anlaşılması açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
Araştırmacılar, bu tür çalışmaların ileride DNA verilerinden yüz özelliklerinin tahmin edilmesi, yüz analizlerinden genetik risklerin öngörülmesi, adli bilimlerde kimlik belirleme süreçlerinin geliştirilmesi gibi alanlarda kullanılabileceğini ifade ediyor.
İNSAN YÜZÜ DÜŞÜNDÜĞÜMÜZ KADAR ‘’BENZERSİZ’’ OLMAYABİLİR
Çalışmanın ortaya koyduğu en çarpıcı sonuçlardan biri ise şu: İnsan yüzü tamamen rastgele ve sınırsız bir çeşitliliğe sahip değil.
Belirli genetik varyasyonların tekrar eden kombinasyonları, dünyanın farklı yerlerinde yaşayan ve hiçbir akrabalık bağı bulunmayan insanların birbirine çok benzer görünmesine neden olabiliyor.
Bu da ‘’herkesin bir benzeri vardır’’ düşüncesinin, yalnızca bir şehir efsanesi olmayabileceğini bilimsel olarak destekleyen güçlü bir veri sunuyor.
Haber kaynak: Cell Reports dergisi
Görsel Kaynak: iStock, yapay zeka, AP