Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Sinema !f 2015'in Kısalar'ında 2. olan Basur'un yönetmeni Nehir Tuna'yla Işıl Cinmen konuştu

        IŞIL CİNMEN

        icinmen@haberturk.com

        HABERTURK.COM

        Söyleşi fotoğrafları: Funda Duru

        Bazı sözcükleri söyleyemem.

        Çünkü beni çok rahatsız ederler ya da utandırırlar bilmiyorum.

        Telaffuz etmemek için ne gerekiyorsa yaparım.

        Bu filmin adı da o kelimelerden biri.

        Herkes hazırsa söylüyorum:

        BASUR.

        Adını ilk duyduğumda sinirlendim.

        Başka isim mi kalmadı, kim böyle bir filmi izlemek ister, ne tuhaf insanlar var diye...

        Sonra bir baktım ki !f 2015 deyince aklıma ilk bu filmin adı geliyor; içten içe merak da ediyorum.

        Filmin !f'te ödül aldığını da öğrenince “Korkularımla yüzleşmek ilginç olabilir” diye düşündüm ve yönetmen Nehir Tuna'yı arayıp “B ve A ile başlayan o filmi izlemek istiyorum, buluşabilir miyiz!” dedim.

        Filmi izledikten sonra bu ismin filme cuk diye oturduğunu kabul ettim ama hala rahatsızım!

        Hahahaha. Bu iyi çünkü ben de rahatsız etmek istedim! Ayrıca film de eşcinselliğin, rahatsızlığın ve tıkanıklığın hikayesi... Basurun etrafında dönen bir tıkanıklık hikayesi.

        Ama bu aynı zamanda bir metafor değil mi?

        Evet, Berk Kohen istediği her şeye sahip. İyi, aranan bir modacı, aşk hayatı hayli heyecanlı, sosyal olarak çok canlı. Ama bir nokta geliyor ve basurla birlikte bloke oluyor; yaratıcı, duygusal ve cinsel anlamda kilitleniyor. Ve başka bir arayış içine giriyor; başka bir dünyayı keşfediyor.

        Sen gey misin?

        Hayır, sevdiğim kadınla evliyim.

        Böyle bir film yaptıktan sonra gey olarak anılma ihtimalinden çekiniyor musun?

        Umurumda değil. Eşcinseller konusunda her zaman ılımlıydım. İnsanları seviyorum ve kişilerin cinsel tercihleri beni pek ilgilendirmiyor. Estetize edilmiş bir gey filmi çekmek istiyordum ve bu şekilde gelişti. Adına rağmen film çok estetik ve anlatmak istediği bir derdi var. İzleyenler de bu kadar estetik bir filmin isminin “Basur” olmasını ilginç buluyorlar; fakat bence birbirini tamamlıyor.

        Daha önceki filmin “Dedeler En İyisini Bilir”de dini referanslar vardı. Muhafazakar çevreyi anlatan bir filmden sonra bir gey filmi çekmek ne anlama geliyor senin için?

        Dedeler En İyisini Bilir, dindar bir çevrede yetişen çocuğun aşık olmasını anlatıyordu. Ailesiyle fikir ayrılıkları olan bir çocuğun dedesiyle aynı kafada olmasını... O, biraz da benim hikayemdi. O dönem din ve muhafazakar çevre hakkında çok araştırma yaptım. Bitince kendimi oradan çıkartmak için bambaşka bir yaşam tarzına yönelmek istedim ve ortaya Basur çıktı.

        Anladığım kadarıyla dindar bir ailen var...

        Evet. Yer yer aşırı dindar bile diyebiliriz. Eskiden ben de namaz kılıyordum. Geçmişime baktığımda karakterimin oluşmasında muhafazakar yaşam tarzının önemli bir etkisi olduğunu görüyorum.

        Ailen bu filmi izledi mi?

        İzlemedi.

        Gey filmi çektim” desen...

        “O ne?” derler.

        Anlatmayı denesen?

        Önceden bir filmimi izletmiştim; iki erkek aynı kızı seviyordu... Bu bile onlar için fazlaydı. Çok sormazlar ama izlemeseler de desteklerini hissediyorum.

        Türkiye’de iki erkeğin öpüşmesinden dahi irite olanlar çoğunluktadır ama filmde çok daha sert sahneler var. Prodüksiyon aşamasında sorun yaşadınız mı?

        Yaşadık. Mesela sesçiler işi bıraktı! Gelip, “Hocam bu sahneyi nasıl çekeceksin?” diye ilgiyle sorular soruyorlardı. Ben de saf saf cevap veriyorum, senaryoyu gösteriyorum ilgileniyorlar diye... Meğer, “öpüşme ya da sevişme sahnesi varsa biz çalışmayız” demişler. Profesyonel olarak çalışmayı reddettiler ve çekimi bıraktılar. Böyle olaylar oluyor...

        Sence gelecekte bir gün bunun benzeri bir film TV'de gösterilecek mi?

        Umarım gösterilir ama gece kaçtan sonra bilmiyorum! Bunun olduğu gün daha toleranslı ve iyi bir dünyadayız demektir. Tercihler karşıdakinin özgürlüğünü kısıtlamadığı sürece eşit saygıyı hak eder.

        İlk gey arkadaşını hatırlıyor musun?

        Üniversitedeydik. Çok iyi arkadaştık; sinemaya gidiyorduk, yemek yiyorduk, vakit geçiriyorduk. Gey olduğu aklımın ucuna bile gelmedi. Bir gün yine buluştuk ve eve döndüğümde telefonumda bir mesaj vardı: “Senden hoşlanıyorum.”

        Nasıl hissettin?

        Hiç beklemiyordum, şok oldum. Ama önemli ve iyi hissettim çünkü türü mühim değil; sevilmek ve beğenilme her şekilde güzel.

        Hiç “acaba ben gey miyim?” diye düşündüğün oldu mu?

        Öyle bir sorgulamam olmadı. Olabilirdim, ama değilim. Mutlu bir evliliğim var. 6 yıl New York Chelsea’de yaşadım, bir gey mahallesinde... Bu filmde o dönemin de etkisi var.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ