Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Sinema Bu devirde seni kimse kurtarmaz

        KEREM AKÇA /HABERTURK.COM

        keremakca@haberturk.com

        Kurtarılacak astronot rolünde bu kez Matt Damon var. Hollywood’da bitmek tükenmek bilmeyen ilkel bir modelin son temsilcisi… “Marslı”, Ridley Scott’ın uzak ara en zayıf bilimkurgusu… NASA güzellemesi, Matt Damon fetişizmi ya da hayatta kalma sömürüsünü felsefi görünümlü bir klişeler yığınıyla sarıyor. 2 Ekim’de vizyona girecek “Marslı”yı Cuma gecesi Matt Damon, Ridley Scott, Jeff Daniels, Jessica Chastain, Sean Bean ve Kate Mara’nın da katıldığı, 40. Toronto Film Festivali’nde yapılan dünya prömiyerinde izledim.

        Siberpunk bilimkurgu klasiği “Ölüm Takibi” (“Blade Runner”, 1982) ile bilinen Ridley Scott, aslında 2012’de bilimkurguya geri dönmüştü. “Prometheus”, uzaylı yaratık istilası filmi serisi ‘Yaratık’ın (‘Alien’) ön bölümü olarak kayda değer bir çalışmaydı. ‘Space goth film’ (uzay gotiği) alt türünde başarılı olmuştu. “Solaris”in (“Solyaris”, 1972) seviyesine ulaşamasa da… 78 yaşındaki yönetmen, Andy Weir’ın hard bilimkurgu romanı ve Drew Goddard’ın senaryosuyla uzak olmadığı türe bir kez daha adım atıyor. Ama aklımızın 2017’de vizyona girecek “Prometheus 2”ye gitmesine yol açıyor.

        BİLİMKURGUNUN KÜLÜSTÜR BİR ALT-ALT TÜRÜNDEN

        “Marslı” (“The Martian”, 2015), görsel açıdan yönetmenin “Robin Hood” (2010), “Yalanlar Üstüne” (“Body of Lies”, 2008) gibi el-omuz kamerasıyla çekilip her açıdan çaylak duran filmleri kadar yerlerde sürünmüyor. Ama filmin tamamına yayılan ‘klişe’ ve ‘ilkel’ öğelerle tatsız bir seyir sürecine sürükleniyoruz. Adeta Damon’a ‘artık o dünyadan kurtul da bitsin bu çile!’ dememizi arzulatan bir serüven izliyoruz.

        ‘Uzay boşluğu filmi’, bilimkurgunun alt türü olarak başka alt-alt türlere de açılmıştır. Burada ‘marsa seyahat filmi’ne giriyor. Mars deyince “Aelita” (1924), “Flight to Mars” (1951), “Kırmızı Gezegen” (“Red Planet”, 2000), “Görev: Mars” (“Mission to Mars”, 2000), “The Last Days on Mars” (2013), “Ghosts of Mars” (2001) gibi birçok eser akla geliyor. Sinema tarihinde bu gezegen, Ay ile beraber en çok yolculuk edilen yer.

        MİZAH VE TEKNOLOJİ

        Burada da gördüğümüz dünya bize anormal gelmiyor. Geride kalan adam klişesi ‘macera-bilimkurgu’ kırması omurgaya cuk oturuyor. 130 dakikada kanırtan bir yaşam mücadelesi, hayatta kalma senaryosu izliyoruz. Botanikçilikten makine mühendisliğine uzanan karakterimiz adeta “Silent Running”in (1972) çevreci şablonunu ödünç alıyor. Ama “Maymunlar Cehennemi”ni (“Planet of the Apes”, 1968) de hatırlatıyor. Mark Watney’nin dünyada fazla sene geçmemişken kendini 3500 yılında bulduğu kızıl çöl bu konuda anlamlı.

        “Marslı”, Ridley Scott’ın özellikle Matt Damon ile Kristen Wiig’den mizah çıkarma çabasını fazlasıyla belli edince boyutsuz şeylerin, adeta temelden kopuk silinmiş sahnelerin peşine düşüyor. Felsefe derseniz bu devirde külüstür bilgisayarlarla yazışaarak birbini bulma meselesi çok bayat duruyor. 60’ları geri getiriyor. Buna inanan azınlık da sanki Damon’ı kurtarmak istemezmiş gibi gözüküyor. Bu konuda günümüze adapte olma çabaları sonuç vermiyor.

        TEK BİR ELDEN ÇIKIP MEKANİKLEŞEN KARAKTERLER

        Yönetmen, Damon’ın arkasındaki çöl renklerinden iyi faydalanıyor, arada kurguyu dengeli olarak hızlandırıp işini de yapıyor. Ama projeyi ‘dar kafalı’ olarak kullanmaktan kurtulamıyor. NASA’nın başındaki adamın, onun altındakilerin, astronotun kendisinin ve bütün piyonların sanki ayıp olmasın diye içeri girdiği çok açık. Yan karakterler, Scott’ın yaşlılığını ve yorgunluğunu belli ediyor. Damon’ın sakallarının gürleşmesinden saçının beyazlaşmasına kadar her şeyi, ‘bilimkurgu filmi çekmiyor muyuz, değişim de robot gibi olsun’ görüşünün bir karşılığı gibi. Burada uzay boşluğu mantığı bilimkurgunun başka bir tanımıyla karıştırılmış belli ki… Diğer tiplemeler de tek bir elden çıkmış, mekanikleşmiş gözüküyor.

        “Marslı”, belki marsa, aya yolculuk yapılan süreci ele almamasıyla değerli. “Apollo 13” (1995) ve “Yerçekimi”nin (“Gravity”, 2012) dahil olduğu modelin klasik yapısını kullanmıyor. Sonrasındaki sancıları eğer sessiz, diyalogsuz bir görsel gösteriye çevirse itirazımız olmazdı bunu. Ama “The Last Days on Mars”ın ‘Yaratık’ (‘Alien’) ile kurduğu zeki bağ ve aksiyon burada yok. Aksine seyirciyi bir saniyede çıkmış gibi duran esprilere güldürmeye çalışan tuhaf oyunculuklar var. “Canavar” (“Cloverfield”, 2008) ve “Dehşet Kapanı”nın (“The Cabin in the Woods”, 2012) senaristi Drew Goddard’ın ne katkı verdiği bir tartışma konusu…

        EPİK TARAFI NE KADAR GERÇEKÇİ?

        Scott, ne “Ölüm Takibi”, ne “Yaratık” (“Alien”, 1979), ne “Prometheus”un seviyesini yakalıyor. Harry Gregson-Williams’ın etkisiz müzikleri de ‘epik’ tarafı ayağa kaldırmaya yetmiyor. Herkesin işini yapması öylesine tekdüze gözüküyor ki, ne kadar önlem alınsa nafile…

        Hayal kırıklığı yaratan ya da abartılma rekoru kıran uzay boşluğu filmleri “Yerçekimi” ve “Yıldızlararası”ndan (“Interstellar”, 2014) da daha zayıf bir ‘her yaşa hitap eden bilimkurgu’ canlanıyor. Andy Weir’in 2011’de yazdığı romanı karşılığını bulamıyor. Çevrecilik de, kaşiflik de bize tesir etmiyor. “Matrix” (“The Matrix”, 1999) çağında bu tipi kimse kurtarmaz... Ama bu eylem planı zoraki başarı hikayesiyle kanırta kanırta uygulanıyor. NASA güzellemesi de, Matt Damon fetişizmi de, hayatta kalma melodramı da seyirciyle ilişkideki sığ metotları belli ediyor.

        FİLMİN NOTU: 3

        Künye:

        Everest

        Yönetmen: Ridley Scott

        Oyuncular: Matt Damon, Jessica Chastain, Kate Mara, Jeff Daniels, Kristen Wiig, Chiwetel Ejiofor, Sean Bean

        Süre: 130 dk.

        Yapım yılı: 2015

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ