Sinemaya yön veren filmler: Yürekten Biri
Kerem Akça, sinemaya pembe dizi estetiğini sokan Francis Ford Coppola imzalı 'One from the Heart'ı ele aldı
Daha çok “Baba”, “Kıyamet” gibi filmlerle anılsa da Francis Ford Coppola bir de farklı bir müzikal denemesi vermiştir 1982 yılında. Bu eser sinemada pembe dizi estetiğinin öncüsü olurken, birinci sınıf oyuncular içermemesi ve Zoetrope stüdyosunda çekilmesiyle de yönetmenin alana hakimiyetini bir kez daha kanıtlayıp devrim yapmasını sağlamıştır.
Takvimlerimiz 4 Temmuz’u, yani Amerika’nın bağımsızlık gününü göstermektedir. Beş yıldır beraber olan ve Las Vegas’ta yaşayan Hank (Frederic Forrest) ve Frannie (Teri Garr), evlilik döneminin gelmesiyle birlikte bir münaşakaya girerler. Arkalarındaki yılları umursamadan ayrılırlar. Bunun sonucunda biri bir sahne sanatçısı (Nastassja Kinski) ile diğeri ise bir müzisyen (Raul Julia) ile ilişkiye girmek isterler. Ancak bir türlü akıllarından gerçek aşklarını çıkaramazlar.
Francis Ford Coppola, belki de o yıllardan pembe dizilerin günümüzdeki patlamasını hesaba katmış ve o alanın estetiğini yaratmıştır burada. Bu öncü hareket, ancak 2000’lerde birkaç filmde daha uygulanabilmiştir öyle ki. Burada ise peri masalı dokusu, tiyatro estetiği ile birleşip karşımıza TV estetiği gelmiştir. Karton karakterler, ilişkiler ve devrimci bir pembe dizi dokusu. Zaten büyük yönetmenler de devrimci işler için varlardır...
İşte beş maddede filmin portresi:
1-Peri masalı müzikalinden esinlenmek
Hollywood’un ustalarından Francis Ford Coppola, daha önce “Finian’ın Gökkuşağı” (“Finian’s Rainbow”, 1968) gibi görkemli bir geleneksel ya da klasik müzikal çekmesine karşın, burada bu alanı yenilemeye çabalıyor. Aslında bu hareketin “Tommy” (1975) ve “Bütün O Caz” (“All That Jazz”, 1979) kadar devrimci bir çaba olduğunu iddia etmek yanlış olur.
Ancak buradaki filmin dans, müzik ve hikaye açısından birçok müzikalden esinlendiği apaçık ortadadır. Orson Welles’in “Yurttaş Kane”ine (“Citizen Kane”, 1942) atıfta bulunan açılıştaki helikopter kamerayla çekilen plan sekans da daha en baştan görkemini ortaya koymuştur “Yürekten Biri”nin (“One from the Heart”, 1982)
Öncelikle yönetmen Vincente Minelli’nin “Paris’te Bir Amerikalı” (“An American in Paris”, 1951) ve “Gigi” (1958) ile zirve yaptığı peri masalı müzikali alt türünde bir ürün üretiyormuş gibi gözüküyor. Bunun için de kırmızı, yeşil, mavi ve sarı renkler odaklı ilerliyor. Bu hareket, 1940’larda renkli sinemayla birlikte peliküle armağan olan technicolor paletinden ve daha nicesinden yapay bir Las Vegas dünyası çıkarıyor karşımıza. Zaten temelindeki ‘aşk hikayesi’ne ağlatmak için bu dokudan güç aldığı da söylenebilir rahatlıkla.
Ancak “Gönül Yolu” (“Guys and Dolls”, 1955) gibi klasik müzikalin Broadway sokaklarında devreye giren veya Fred Astaire ile Ginger Rogers’ın müzikalin ilk yıllarında gördüğümüz dans sahneleri de burada bu kelimenin aktif hale gelmesine yarayan öğeler. Fakat “Yürekten Biri”nin müzikalden anladığı, yapım tasarımı, kurgu ve renklerin zirve yaptığı bir çerçevenin içinde oyuncular da hareket ederken arka planda müziğin harekete geçmesi.
Yani burada performans birkaç kere var, o da piyanist ve sahne sanatçısı iki hayali karakterin katkısıyla. Bunun dışında her şey iki sevgilinin gözünden, müzikli bir şekilde akıyor. Plan sekansların aktif hale gelmesiyle birlikte de aslında müzikal tiyatrodan çok dramatik tiyatronun gelenekleri kullanılıyor. Bu sebeple de filmin yüzde yüz anlamda ‘müzikal’ alanında çığır açtığı söylenemez. Tabii bu notu düşerken, burada ‘müzikten filme isim verme’ gibi klasik dönemin bir geleneğinin de aktif olduğunu es geçmeyelim.
2-Ustaların tiyatro estetiği denemelerinin farklı bir noktası
Zaten özünde bir tiyatro yönetmeni olan Francis Ford Coppola da belli ki 1930’ların Fransız Şiirsel Gerçekçiliği akımında René Clair ile Marcel Carné’nin, ardından 50’lerde Ingmar Bergman’ın, 70’lerde ise Rainer Werner Fassbinder’in devreye soktuğu farklı tiyatro estetiklerinden rahatsız. Rahatsız değilse bile en azından ‘Bu konuda ben de çok bilinçliyim, çığır açmalıyım’ diye düşünmüş olabilir.
Öyle ki filmini, Las Vegas arka planı da dahil olmak üzere, Zoetrope Stüdyoları’ndaki setler arasında kurmuş. Bu tercihi yaparkenki esas amacıyla filmi üç kamera ile, 2000’de Mike Figgis’in “Timecode”da yaptığı gibi tek bir çekimde halletmekmiş. Aslında “Yürekten Biri”nin görsel yapısının birçok yerinde kurgu için de, efekten ziyade iki setin arasındaki geçişleri kullanıyor yönetmen. Bu durum da zaten gerçek amacını ortaya koyuyor.
Aslında burada oluşturmak istediği daha devrimci bir estetik olsa da, filmin başlarından itibaren tiyatronunun ışık tekniklerini devreye sokarak başka bir şeyin yolunu açmayı beceriyor. Yukarıda sözünü ettiğimiz renkler dışında karakterlerin bir yerlere girip çıkmasıyla ışıklar yanıp sönebiliyor. Belli renkler Bergman ve Fassbinder filmlerindeki gibi üç boyutlu anlam yaratabiliyorlar. Ancak esas amaç, aralardaki geçişlerden ve oyuncuların uzun planlardaki gerçekliklerinden yararlanmak.
Öyle ki “Yürekten Biri”nin sürekli yanıp sönen ışıklarla anlam yaratması -ki ana erkek karaktere yeşil, ana kadın karaktere kırmızı, metres kadına mavi, metres erkeğe sarı renk uygun bulunuyor-, hiç şüphesiz filmin renk skalasını güçlendiren öğelerin en belli başlısı. Sırf renkleri takip ederek bu aşk hikayesinin özündeki anlamları çıkarttıktan sonra arkadan gelen müzik ışığında da mana üzerine mana katmanız mümkün.
Tabii Coppola’nın bir tiyatro estetiği oluştururken; kaydırmalı uzun planları kullanarak, sahneler arası geçişleri arada tül ile yaparak, görüntü bindirme gibi sessiz sinema tekniklerini benimseyerek ve daha nice numarayı devreye sokarak devrim yaptığı söylenebilir. Daha önce görmediğimiz bir estetiğin yolunu açıyor burada. Doğrusunu söylemek gerekirse, sinemanın bazen nasıl özgün şeylere açık olduğuna dair ümidimiz kaybettiğimiz noktada üreyen eserlerden biri “Yürekten Biri”.
3-Başlı başına bir pembe dizi estetiği
Aslında bu cümlelerle anlattığımız şeyleri kullanmasının ve devreye sokmasının esas sebebi de burada pembe dizi havasındaki entrika dolu aşk hikayesini, görsel anlamda da dolgun hale getirmek. Öyle ki yönetmen, pembe dizilerde olduğu gibi karton karakterler ve tek boyutlu bir hikaye ile ilerliyor. Uzun planlar ve bilmediğimiz oyuncular kullanılması da bu duruma katkı yapıyorlar.
Zaten çoğu sahnede kameranın dairelerin alt ile üst katı arasında kaydırmayla geçiş yapması da aletin tek tarafta durup sitcom geleneğine yakın durmasını sağlıyor. Açılış ve kapanış konusuna girdiğimiz de bu durumun ‘mutluluk’ yaratıcı hali etkisini gösteriyor aslında. Yönetmenin de esas amacı o zamana kadar sinemalaştırılmayan pembe dizilerin dokusunu yapay bir şekilde yakalamak.
Kırmızı, mavi, yeşil ve sarı renklerinin de baskın ve plastik bir şekilde kullanılması da bu durumun yolunu açan ana etkenler. Özellikle arka planın, aksesuarların ve şehrin de bu duyguya yakın durması birazcık sitcom ruhunu perçinliyor. Böylece filmin aile, evlilik ya da romantizm dozunun komedileştirilmesini sağlıyor.
Zaten Coppola’nın, yapıtını sessiz sinemanın ilk dönemi formatı ya da TV formatı olarak bilinen 1.33:1 (4-3) ile çekmesi de bunun bir işareti. Öyle ki yönetmen oyuncuların izleyici ile samimi, mümkünse TV’deki gibi ‘canlı’ bir ilişki kurmasını istemiş. Bunun sonucunda da katkısız oran devreye girmiş ister istemez. Bu da aslında alanında bir başka devrim daha yapmasını sağlıyor eserin... Pembe dizileri de o formatta izlemiyor muyuz zaten?
4-Değeri bilinmemek demek bu demek
70’lerde “Baba” (“The Godfather”, 1972), “Konuşma” (“The Conversation”, 1974) ve “Kıyamet” (“Apocalypse Now”, 1979) gibi filmleri üreten Francis Ford Coppola, 60’ların sonunda devreye giren Yeni Hollywood ekolünün dört sakallı yönetmeninden biriydi o zamanlar. Steven Spielberg, Martin Scorsese ve George Lucas ile birlikte idi ancak en çok ciddiye alınan isim kendisiydi bu ekolün ilk yıllarında. Belki de bu sebeple düşüşü erken oldu.
Yönetmen, sözünü ettiğimiz eserlerle gangster filmi, politik-gerilim ve savaş dramı gibi ciddiye alınan türlerde başarılar verdiği için çok önemseniyordu. 1982’de kariyerinin en ince işçiliğiyle karşımıza çıkınca ise ‘düşüş dönemi’ne girdi olarak tanımlandı.
Halbuki Coppola, “Siyam Balığı” (“Rumble Fish”, 1983) ile birlikte o ilk döneminin filmlerinin aynı seviyesindeki bir eser ile karşımıza dikilmişti. Aynı yolunda, benzer bir bakış açışıyla yürüyordu anlayacağınız. Fakat kendi sinemasını yeniliyordu. “Yürekten Biri” ve “Siyam Balığı”, farklı estetikler kullanmalarıyla ‘postmodern’ adıyla da anılabilirlerdi. Yani sinemanın gelişime ayak uydurduklarını söylersek yanlış yapmış olmayız.
Önemsenmemesinin sebebi ise evlilik, aile gibi biraz ‘az dünyevi’ konularla ilgilenmesiydi. Ancak yönetmenin yenilikçi ve öncü kimliğini devam ettirmesini sağladı bu iki postmodern eser. Beğenilmemeleri de klasik olanın ötesine geçmesi idi sinemacının. 25 milyon dolarlık bir gişe başarısızlığı elde eden bu müzikli dram da, maalesef yönetmenin kariyerinde ‘Paraya ihtiyaç var. Film çekelim’ dönemini başlattı.
Hepsi de ilk üç filminin fazla şişirilmesi ve ciddiye alınan türlerin ürünü olmasından kaynaklanıyordu. Yani “Kıyamet”te yönetmenin yaşadığı set ve prodüksiyon faciasının ardından bir diğer felaket de üç yıl sonra “Yürekten Biri” ile gelmişti. Ancak yönetmenin en iyi filmlerinden biriydi bu, devrimci görsel dokusu ve samimiyetiyle. Gençlik filmi ile kara filmi iç içe geçiren “Siyam Balığı” ile beraber elbette...
5-Takipçileri
Kuşkusuz “Kırmızı Değirmen”in (“Moulin Rouge!”, 2001) masalsı dünyasında bu filmin etkisi vardır müzikal türü alanında.
Bunun yanında günümüzde pembe dizi estetiği benimseyen “Mambo İtaliano” (2003), “Sabun Köpüğü” (“En Soap”, 2006), “Şans Kapıyı Kırınca” (2005) gibi renk paleti zengin filmler de buradan beslenmiştir.
Nereden bulabiliriz?
Türkiye’de DVD’si çıkmayan filmin, yönetmenin kurgusu versiyonunu amazon.com’dan edinebilirsiniz.
Kimlik:
Yürekten Biri (One from The Heart)
Yapım yılı: 1982
Yönetmen: Francis Ford Coppola
Oyuncular: Frederic Forrest, Teri Garr, Nastassja Kinski, Raul Julia, Harry Dean Stanton, Lainie Kazan
Senaryo: Armyan Bernstein, Francis Ford Coppola
Önemli Ödüller: BAFTA’1983: En İyi Görüntü Yönetimi, En İyi Kostüm Tasarımı, En İyi Sanat Yönetimi
Önemli Ödül Adaylıkları: Oscar’1983: En İyi Sanat Yönetimi, En İyi Görsel Efekt; Altın Küre’1983: En İyi Müzik; BAFTA’1983: En İyi Kurgu, En İyi Müzik, En İyi Makyaj, En İyi Görsel Efekt, En İyi Ses
Bütçe: $ 28.000.000
keremakca@haberturk.com