Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Sinema Kendi mitini yaratacak vampir filmi

        KEREM AKÇA /HABERTURK.COM

        keremakca@haberturk.com

        Sadece siyah-beyaz vampir westerni olarak bile açıklanamayacak, sanki ‘Günah Şehri’nin arka tepesindeki yasaklı şehirde geçen melez bir film. “Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız”, İran’daki molla rejimine karşı çıkarak ‘öteki’yi tesettürlü seçiyor. Tabiri caizse Kathryn Bigelow imzalı 80’ler klasiği “Karanlık Bastığında”ya eklektik bir ‘spagetti western’ kıyafeti giydiriyor. Yılın en iyilerinden “Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız”ın DVD’si raflara girdi.

        Belki de Maryam Keshavarz (onu lezbiyen aşk filmi “Koşul/Circumstance” ile tanıyoruz) ile birlikte ‘İran’ın ABD’de yaşayan kadın yönetmenleri’ ekolünü başlatacaklar… Ana Lily Amirpour kendi çizgi romanından yola çıktığı “Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız” (“A Girl Walks Home Alone at Night”, 2014) ile füzyon harikası bir vampir filmine imza atıyor. ‘Bad City’de, bir hayalet şehirde, ruhların insanlara, suçun hayata baskın çıktığı bir düzen var.

        SPAGETTI WESTERN ALGISI TEMELİNDE

        Neresinden baksanız Frank Miller’ın “Günah Şehri”nin (“Sin City”, 2005) arka tepesinde konuşlanan bir yasaklı şehir bu... Ama yönetmenin amaçları oradaki gibi değil. Film, açık alanda gece geçen sahnelerde spagetti western koreografisi kullanıyor. Leone’nin Morricone kaynaklı ezgilerini de devreye sokarak bu durumu boşa çıkarmıyor. Ama iç mekanlarda Farsça ve İngilizce şarkılar zaman zaman video klip tadı taşıyan anlara malzeme oluyor. Böylece yer yer aktifleşiyor gibi olan Jarmusch stili çok ileri gitmiyor.

        Melez omurga, eklektik işitsel yapı için de aktif hale geliyor. Film, açık alana taşınınca birileriyle çatışan ‘tesettürlü kadın vampir’ üzerinden anlam kazanıyor. Vampirin maskülen halinden çıkarılması çok da yeni bir şey değil. 30’larda başlayan ‘Dracula’nın kızı’ tanımı bir tarafa, Roger Vadim’in “Blood and Roses”ı (“Et Mourir de Plaisir”, 1960), Roy Ward Baker’ın “The Vampire Lovers”ı (1970), Jess Franco’nun “Lezbiyen Vampirler”i (“Vampyros Lesbos”, 1971), Tony Scott’ın “Açlık”ı (“The Hunger”, 1983), Robert Rodriguez’in “Günbatımından Şafağa”sı (“From Dusk Till Dawn”, 1996) da örnek olarak gösterilebilir.

        1950’LER ARKA PLANLI BİR KAYKAYCI ÖYKÜSÜ MÜ?

        Ama işin tuhafı burada Farsça üzerine kurulmuş, İran’daki İslami rejimi hedef alan bir vampir yani kan emme şehri var. Siyah-beyaz sinematografi, ‘yasaklı olma’ durumunu işaret ediyor. İlk olarak gördüğümüz ‘The Girl’ (Kız), retro bir çizgi roman karakteri gibi. 50’lerden kopup gelmiş Chevrokee görünümlü, kasası büyük bir arabada seks yapıldığına tanıklık ediyor. Orada ilişkiye giren kadının başörtüsünü takmasıyla birlikte tesettürlü ve tehditkar vampir de onlara saldırıyor.

        Filmin bozduğu imgeler, göstergeler, semboller dizini, ‘ okumalar’ı çok belirgin. Başörtülü olmayı vampirlik, yani ötekileşmek olarak görüyor. Bunun yanında yamacımızda tür/alt tür tanımı yaratabilen ‘kaykay filmi’ de canlanıyor. Öte yandan uyuşturucu ve kadın satıcıları, Dracula olduğunu iddia eden adamlar ve parti sahneleri de mevcut.

        ‘KARANLIK BASTIĞINDA’NIN SAYKODELİK VERSİYONU GİBİ

        Amerikan sinemasının güncel hipster temsillerinden bir çeşni izliyoruz. Spagetti western sanki “Karanlık Bastığında”nın (“Near Dark”, 1987) Peckinpah kaynağına da göz kırpan, gece geçen vampir westerni tanımını alıyor. Oradaki hippie kültürüne yaklaşım, vampirlerin Kızılderili yerine konması kadar aktif değil burada. Aksine 2000’lerden, internet, TV, cep telefonu görmüş bir jenerasyonu izliyoruz.

        Açıkçası ‘kız’ melez bir dünyanın içinde nefes alabiliyor. Erotizmden de beslenerek ‘yasak’lara ütopik bir şehirden karşı çıkıyor. Klasik İran filmlerinin çok uzağında özgürlükçü bir yorum, fazlasıyla güncel duruyor. Bir yerden sonra bakış açısı kamerası, saykodelik kabus sahneleri, hipnotik parçalar devreye giriyor. Böylece uyuşturucunun, çıplaklığın, aşkın, tutkunun, asiliğin hakim olduğu bir Amerikan-İran filmi canlanıyor. Eklektik müzikler de Farsçadan İtalyancaya kadar uzanıyor. Batı ile Doğu’yu aynı potada eritiyor.

        İRAN’DAKİ REJİME KARŞI MELEZ GÖMLEK

        “Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız”, kendi mitini yaratacak vampir filmlerinden. Bu yolda da aslında kare kare inceleyince katmanlar açabiliyor. Bir spagetti western, bir vampir filmi, çizgi romansı bir kaykay filmi, dışavurumcu bir deadpan komedi filmi, bir katil aşıklar filmi, hipnotik bir kara film olarak da okunabilir. Bunların her birini kullanırken “Karanlık Bastığında” ile 90’larda izlediğimiz “Nadja” (1994) ya da “The Addiction”ın (1994) bağımsız ruhunu iç içe geçirip sokak kullanımına uyguluyor. Alman dışavurumculuğunu bambaşka şeylerle karıştırıyor.

        SANAYİLEŞME ELEŞTİRİSİ MASKELERİ DÜŞÜRMEK İÇİN

        Dönem ruhu olarak 80’lerin parti gençliğini, 50’lerin araba kültürünü, 60’ların şarkılarıyla köşeye sıkıştıran, hip-hop, opera, pop, rock içerikli soundtrack’le ise her sahnede stil şovu yapan özellikli bir film… Adeta özgün bir dünya tasviri... Saykodelik, hipnotik yollara da sapabilen, bizi kararma-açılma efektiyle kendi yaşamımızdan koparan enfes bir füzyon…

        Arka plandaki fabrika görüntüleri, Sanayi Devrimi’nin gelmesiyle teokratik düzene geçişi eleştirmek için sanki. Beklenmedik bir anda fikir özgürlüğünü kısıtlayabilecek boyutsuz rejimleri topa tutma arzusuyla yerleştirilmiş. Film, bir süre sonra İran’daki maskeleri düşürmeye hiciv malzemesi de barındırmaya başlıyor. ‘Kan emici’ olarak gösterilen liderler böylece alttan alta topa tutulmuş oluyor.

        FİLMİN NOTU: 8.6

        Künye:

        Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız (A Girl Walks Home Alone At Night)

        Yönetmen: Ana Lily Amirpour

        Oyuncular: Sheila Vand, Arash Marandi, Marshall Manesh, Mozhan Marno, Ana Lily Amirpour

        Süre: 101 dk.

        Yapım yılı: 2014

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ