Lopez, Heigl, Kingsley ve RZA
Kerem Akça, DVD'si çıkan beş filmi değerlendirdi
KEREM AKÇA /HABERTURK.COM
keremakca@haberturk.com
Vizyona girmeden DVD raflarında şansını deneyen beş film, her türlü kitleyi kavrama kapasitesine sahip. Jennifer Lopez ve Katherine Heigl’ın seksiliğinden beslenen iki eser bunlar arasında en bilinenleri.
“Benim Şeytan Karım”: Banliyö semalarında çılgın bir kara komedi
Heigh ile Wilson’ı görüp karikatürize bulanlar olacaktır. Ama banliyö komedisi başyapıtı “Amerikan Güzeli”nden (“American Beauty”, 1999) bu yana bu tabloya alışığız. “Benim Şeytan Karım” (“Home Sweet Hell”, 2015), Allen-Elrick-Lavagnino üçlüsünün hınzır zihninden çıkmış gibi. Kontrol manyağı sarışın bir kadın ile onun mobilyacı kocasının ilişkisindeki tuhaflıklardan kendine çılgın bir yol açıyor. Şampanya soyadlı ailede malzeme bol!
Film esasen “Komşum Bir Katil”in (“The Whole Nine Yards”, 2000) yapamadığını beceren bir banliyö kara komedisi... Bu konuda hayli başarılı… Başarının sırrı “Skateland”le (2012) dikkat çeken bağımsız yönetmen Anthony Burns olabilir. Onun katkısıyla ‘yasak ilişkiye girdiğin kızı öldür, evliliğimizi kurtaralım’ önerisi sunan uçarı bir ‘femme fatale’ tanıyoruz. Daha önce ‘kocamı öldür, seninle beraber olalım’ (“Çifte Tazminat”), ‘benim istediğim kişiyi öldürürsen, ben de senin arzuladığını öldürürüm’ (“Trendeki Yabancılar”), ‘annemi trenden atarsan sana kazık atan eşini öldürürüm’ (“Annemi Trenden Nasıl Atarım?”), ‘kocanla ilişkiye girdim, onu beraber öldürelim’ (“Şeytan Ruhlu Kadınlar”) gibi hain planlar gördük.
Belki de senarist ekip önce ‘Umutsuz Ev Kadınları’nın (‘Desperate House Wives’) güçlü kadınlarını düşünmüş. Ardından “Patrondan Kurtulma Sanatı”nın (“Horrible Bosses”, 2011) ‘patron komedisi’ şablonunun ‘kötücül patron’ tiplerinin alışkanlıklarını değiştirmiş. Sony de projeye o yüzden girmiş. Wilson sanki Spacey’nin Lester Burnham ile Dave Harken karakterlerinin bir karışımı gibi. Ama hiçbir şey düşündüğümüz gibi olmuyor. Heigl adeta Kathleen Turner’ın “Belalı Anne”si (“Serial Mom”, 1992) hesabı bir banliyö katiline dönüşüyor. Ardı arkası kesilmeyen olayları, motivasyonun yarattığı şok sebebiyle şaşkınlıkla izliyorsunuz.
“Benim Şeytan Karım”, temelde banliyödeki üst-orta sınıfın konformizm sorununa çözüm olarak ‘öldürme’yi öneriyor. Evliliğe, kutsal aileye bağlılığı hınzırca eleştiriyor. Devam filmine açılan final inandırıcı değil. Ama para hesaplarından, masumiyetten ve açgözlülükten beslenen karakterler inandırıcı. Jordana Brewster, ‘tutkulu aşık’ rolünde kariyerinde aradığı performansı buluyor. ‘Hızlı ve Öfkeli’nin ağırlığından sıyrılma şansı yakalıyor. Heigl da bir teste tabi tutuluyor. Wilson’ı hiç saymıyoruz.
Açıkçası ‘romantizm’ uyruklu kara komedi damarındaki belirsizlikle çekici. Wilson’ı da düşününce “Tutku Oyunları”ndan (“Little Children”, 2006) sonra bir cins banliyö komedisi daha zihnimize kazınıyor. “Benim Şeytan Karım”, banliyöyle ilgili en düzgün kara komedilerden biri olmasının yanında, “Örnek Aile”den (“The Joneses”, 2009) beri bu bölgeye mikrofon uzatan en yaratıcı bağımsız film…
FİLMİN NOTU: 7.1
“Komşu Çocuk”: Seksi Jennifer Lopez gerilimi
Belli bir seviyesi olan tür filmlerindeki memur imzasıyla dikkat çeken bir yönetmendir Rob Cohen. “Günışığı”ndan (“Daylight”, 1996) “Hızlı ve Öfkeli”ye (“The Fast and the Furious”, 2001), “XXX: Yeni Nesil Ajan”dan (“XXX”, 2002), “Mumya: Ejder İmparatorunun Mezarı”na (“The Mummy: Tomb of the Dragon Emperor”, 2008), onun başarısının temelinde senaryo vardır. Eğer kötü ve demode bir metin eline geçmişse, beklenen sona kendisini hazırlamalıdır.
Burada Barbara Curry’nin kadın hikayesi anlatan senaryosu Cohen’i uçuruma sürüklüyor. 1990’larda çıkışa geçen 1969’lu Jennifer Lopez, seksi Latin oyuncu furyasının içinde bir yerlere geldi. Ama 2003’te “Gigli” ile Altın Ahududu’ya uzandıktan sonra mimlenmekten kurtulamadı.
“Komşu Çocuk”ta (“The Boy Next Door”, 2015) yanına 87’li genç Ryan Guzman’ı alıyor. Film, kutsal aileyi kutsamak için üretilmiş ‘psikopatlı psikolojik-gerilim’ furyasının yeni şubesi… Belki J. Lee Thompson’ın başarılı “Korku Burnu”yla (“Cape Fear”, 1963) açıklanabilecek bu formülü, Scorsese’nin 1991’deki yeniden çevrimiyle de biliyoruz. Ama ne yazık ki “Korku”dan (“Fear”, 1996) “Ölümcül Tutku”ya (“Swimfan”, 2003) kadar fazlaca filmde oyuncuların düşüşüne katkıda bulundu.
Rob Cohen filmin bu klişeye saplanmasına, kırılgan dramatik yapıya kaymasına engel olamamış. Lopez’in yapay anne triplerine eklenen ‘tutkulu seks sahnesi’nin ardından beklenen çiğ, demode gerilim ortaya çıkıyor. En bayat formül eşliğinde böylece Lopez’in kariyerine bir ‘genç erkek-olgun kadın ilişkisi’ içeren karakter eklenmiş oluyor. Tepe tepe kullanalım… Yaş 46’ken ve vücut hatları yerindeyken ‘orta yaş sendromu’ hiç inandırıcı durmuyor. “Komşu Çocuk”, Hollywood sokaklarında “Komşu Kızı”na (“The Girl Next Door”, 2004) cevap vermeye çalışırken bile fazlasıyla ‘bitik’ gözüküyor.
FİLMİN NOTU: 3
“Demir Yumruklu Adam 2”: Bu sefer ruhsuz
2012’de 20 milyon dolarlık bir gişe başarısı elde eden film (“Demir Yumruklu Adam/The Man With the Iron Fists”), kısa sürede külte dönüştü. RZA’nın keşfi aslında Lucy Liu’dan Russell Crowe’a uzanan kadrosu ve Eli Roth’un yapımcı katkısıyla bir ‘söz’ vermişti. Müzikal içerikli, rap ve hip-hop’tan beslenen Afro-Amerikan wuxia filmi tanımı fazlasıyla çekiciydi.
Burada ise video piyasasına devam filmleri çeken Roel Reiné’nin rejisi seri üretim kaygısını harekete geçiriyor. Özellikle ilk bir saatlik bölümde, orijinal eserin yaratıcısı RZA’nın canlandırdığı demirci karakteri dahi sırra kadem basıyor. Amerikan usulü bir Çin/Hong Kong dövüş filmi, oryantalizm çığlıklarına yol açıyor. “Elveda Cennet” (“Rapa Nui”, 1994) ile “Son Vuruş”un (“Knock Off”, 1997) gibi uzak bölgelerde geçse de, dövüşü ‘Batılı’laştırıp kökünden ayıran ucuz eserler akla geliyor. Son 20 dakikada ise kurgunun hızlanması, biraz müziklerin devreye girmesi ilk filmin karşı çıkılamaz tonunu geri getiriyor.
Ama bütün karelerin, oyuncuların ve dramatik gelişmelerin ruhsuz olduğu yapıt çok derme çatma… RZA’nın zorla, belki bir günlük çekim sürecinde dahil olduğu egzotik dünyada, ‘bir şarkı çalıyor, bir dövüş sahnesi var’ matematiği fazla ısmarlama duruyor. Böylece nabza göre şerbet vermek, bir estetik etmiyor. Görüntü yönetmeni ve kurgucunun değişmesi, arka plan korunsa da görsel açıdan kendi ayağına sıkma anlamına geliyor. Fazla tanınmamış oyuncuların Hollywood ünlülerin yerini alması da kaliteyi düşürüyor.
FİLMİN NOTU: 4.4
“Hayaletler Okulu: Haunted”: Korku karakterlerinin kızları toplanıyor
Rob Minkoff’un “Perili Köşk”ünün (“The Haunted Mansion”, 2003) animasyon şubesi, ‘Harry Potter’ın hayaletli versiyonu ya da ‘Otel Transilvanya’nın (‘Hotel Transylvania’) daha boyutsuz çizgilerle tanımlanmış kuzeni olarak anılabilir. ‘Monster High’, Universal’ın TV ve video piyasası için pazarladığı bir seri…
Mattel’in 2010 Haziran’ında üretimine başladığı olağandışı barbie bebekler, zamanla çocukların sevgilisine dönüştü. İnternette yayınlanan animasyon dizisi bu durumun en önemli destekçisiydi sanki. ‘Hayaletler Okulu’, Frankenstein’dan Dracula’ya uzanan referanslarla örülü korkutucu olduğu kadar sevimli de gözüken bebeklerin maceralarını ele alıyor. Bunlar Kont Drakula’nın, Ramses’in, Kara Gölün Canavarı’nın kızları olarak alternatif bir kadere sahipler.
Korku ötekileri/canavarları için yeni bir alınyazısı belirlemek bir çeşit ‘Yenilmezler’ (‘The Avengers’) formülü uygulamak, Disney’in ‘Tinker Bell’ ile yarattığı ‘yan bölüm’ (‘spin-off’) mantığına rakip. Açıkçası oyuncak bebekleri sevenler dışındakileri ilgilendiremeyen, boyutsuz, sanki bir vuruşta devrilebilecek hayaletlerin uçuşması çok tatmin etmiyor. Boyutsuz animasyon tekniği ‘bir Casper bize yeter’ dedirtiyor.
Ama ‘Monster High’, seri üretim eylemi olarak incelenmeyi hak ediyor. Bizde DVD’si çıkan ise Nickelodeon’da yayınlanan 12 filmin 11incisi. “Monster High: Haunted”, 24 Mart tarihli işi deneyimlememizi sağlıyor.
FİLMİN NOTU: 3.5
“Sıradan Bir Adam”: Politik açıdan doğru terör aksiyonu
Sri Lanka sinemasının alışık olmadığımız dünyasından bir popüler sinema ürünü… Chandran Rutnam’ın İngilizce çektiği üçüncü filminde karşımıza çıkanlar az çok tahmin edebileceğimiz gibi: El-omuz kamerası tercihi ve gerilla sinemasından beslenen bir ana akım anlatı. Kurguculuğu da filmde kötü adamı oynayan James Rutnam üstlenince amaç belli oluyor.
Açıkçası egzotik ülkeye gelen batılı terörist, karizmasıyla parlıyor. Filmi ele geçiriyor. Ben Kingsley’nin karizmasından beslenerek kendimizi bir yerlere oturtmaya gayret ediyoruz. Ama bir yerden sonra beşinci sınıf yan oyuncular bizi hikayeden koparıyor. Patlamalar ve çatışmalar Bourne seviyesinde, ‘Zor Ölüm’ (‘Die Hard’) senaryosu Hollywood görkeminde değil.
Ama Rutnam elinde bütçe olsa, ekip kurabilse daha başarılı olabilir. Bir popüler sinema bilinci var. Devamlılık kurgusu işliyor. Üstelik terör aksiyonuna da bakış hiç ırkçı, şovenist değil. Aksine politik açıdan çok doğru, Batı’dan da ‘terörist’ çıkabileceği söyleniyor. Bu sebeple de film 82 dakikalık süresiyle izlenir bir seyirliğe dönüşüyor.
FİLMİN NOTU: 4.5
KEREM AKÇA’NIN TÜRKİYE’DE YENİ PİYASAYA ÇIKAN DVD’LERDEN ÖNERİLERİ
1-Sen Aydınlatırsın Geceyi
2-Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız (A Girl Walks Home Alone at Night)
3-Prenses Kaguya Masalı
4-39 Adım (39 Steps)
5-Şans Ayağıma Geldi (The Cobbler)
6-Kazara Aşk (Accidental Love)
7-Benim Şeytan Karım (Home Sweet Hell)
8-Anarşi (Cymbeline)
9-Nebraska
10-Diktatörle Görüşme (The Interview)
11-Kara Deniz (Black Sea)
12-Kocan Kadar Konuş
13-Grinin Elli Tonu (Fifty Shades of Grey)
14-Yolcu (The Homesman)
15-Birdman