"Kız tavlamak için oyunculuk yapılmaz"
Behzat Ç.'nin Hayalet'i İnanç Konukçu'yla samimi bir sohbet...
Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi dizisinin Hayalet'i İnanç Konukçu, böyle bir ekiple çalıştığı için çok şanslı olduğuna inanıyor. "Popülerliği kullandın mı?" sorusunaysa "Kız tavlamak için oyunculuk yapılmaz. Zaten popülerlikle sana yaklaşanların sahte olduğunu anlıyorsun" diye cevap veriyor
HT MAGAZİN / Oya DOĞAN - ÖZEL RÖPORTAJ
Yaklaşık iki yıldır tanıyorum İnanç Konukçu'yu... Behzat Ç.'de canlandırdığı Hayalet karakteriyle kısa sürede kendini fark ettirdi. Dışarıdan bakılınca biraz ukala ve şımarık biri gibi algılanıyor. Ona nedenle ben de ona karşı önyargılıydım. Ta ki röportaja oturana kadar... Bu kez farklı bir İnanç vardı karşımda... Ona "Seni ukala bulmuştum" dediğimde de "Özür dilerim, ben insanlara yavaş yavaş kendimi açabiliyorum" dedi. Onun hikâyesi aslında neden öyle göründüğünü de açıklıyor. Bir futbol maçı düşünün, bir yanda tüm bilinmezliğiyle hayat, rakip takımda şımarıklığına güvenen, inatçı bir adam. Hayat 1-0 önde başlamış zaten inatçı İnanç Konukçu için... Daha doğmadan babasını kaybetmiş. Ama o hayata bu golün bedelini ödetmeye kafayı koymuş. Hayata karşı 3-1 öne geçmiş. İşte bu röportajda hayatla İnanç Konukçu arasında geçen 28 yıllık maça şahit olacaksınız. Hadi bu heyecanlı maçın siz de okuyarak taraftarı olun...
İnanç, nasıl bir evde büyüdün?
Ankara Keçiören'de annem ve üç kardeşimleydim. Annem bana dört aylık hamileyken babam kalp krizinden 34 yaşında vefat etmiş. O nedenle hükümet gibi bir kadının elinde en küçüğü olarak büyüdüm.
Dolayısıyla sen eksik büyüdün...
Ağabeyim baba görevini üstlendi. Baba gibi oldu ama bak gibisi var işte. Pederin yokluğunu yaşadım. Ama evin içinde onun mirası oldum. Ben evin kıymetlisi olduğum için çok şımarıktım. Annem pederden kalanlarla hepimizi okuttu ama ağabeyim 19 yaşında çalışmaya başlayıp evin reisi oldu.
Hep oyuncu mu olmak istedin?
İdealist konuşmalar yaptığın saçma bir dönem var ya, hani 15 yaşa denk gelen, aklının çalışmadığı, nöronlarının yandığı, aklının tek noktada olduğu o zaman "Bilgisayar mühendisi olacağım" diyordum. Bir ara mimar olmayı istedim. O arada animasyon işine girdim. Palyaçoluk yapıyordum. O dönemde çalıştığım bir tiyatro vardı. "Acaba bende yapabilir miyim?" dedim. Ama hiç param yoktu. Tiyatro Çatı'nın sahibine söyledim. Beni çalıştırdı ve sınavlara girdim.
Şimdi gözünün önüne gelen ilk kareyi anlat...
Ankara Üniversitesi Dil Tarih'in bahçesinde bekliyorum. İlk kez sınava girmişim. Kazanan 10 kişi açıklanıyor. Okunan isimler arasında "İnanç Konukçu" adı vardı. "Hadi canım gooool" diye bağırdım.
'KENDİ KALEME GOL ATTIM'
Bu an hayatla berabere kaldığın an galiba... 1-1 beraberesiniz...
(Gülüyor) Ama sonra umutsuzluğum başladı. Çünkü tiyatro büyük bir iddia. Benim eğlendiğim iş başka bir boyuta gidiyordu ve gözüm korktu. Birinci yılın sonunda okulu bırakmayı düşündüm. Ondan sonra Durukan Ordu gibi bir hocayla karşılaştım. O adamın çalışma yöntemi, tiyatroya bakışını görmek benim için dönüm noktası oldu.
Okul bitmeden bir de Erdal Beşikçioğlu'yla Mojo oyununu yaptınız...
4'üncü sınıftaydım. Sınıf arkadaşım Ali Yoğurtçuoğlu'yla beraber Erdal ağabeyin sahip olduğu Dibsahne'de Mojo oyununun sahneleneceğini duyduk ve seçmelere gittik. İnanılmaz heyecanlıydık. İçimden "Olmaz" diyordum ama Bebe rolünü de istiyorum. O rolü kim istemez? Okuma provaları yaptık. Bir gün İlham Yazar geldi ve "Şekerci Ali Yoğurtçuoğlu, Sıska Berkan Şal, Bebe İnanç Konukçu" dedi.
Ve sen bir kez daha gol dedin...
Hayır. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. "Ben ne yapacağım, ben neyin altına elimi soktum?" dedim. Hatta Erdal ve İlham ağabeye gidip "Kusura bakmayın, ben çok korkuyorum" dedim. Kendi kaleme gol atmış gibi oldum. Ama alnımızın akıyla çıktık.
Oyun bir yılın sonunda bitti. Sonra ne yaptın?
İstanbul'a deneme çekimlerine geldim. 20'incisinden sonra umutsuzluğa kapıldım ve Londra'ya gitmeye karar verdim. İnsanlar bu ülkede kendi şanslarını yaratamazlar. Şans lazım. Çünkü bu ülkede iyi olmak yetmez. Kendini göstermek zorundasın. Bana da şans uğradı. Serdar Akar gibi bir yönetmen Ankara'ya geldi. Behzat Ç.'nin seçmelerini duydum. Sonra Erdal Abi beni Serdar Akar'la tanıştırdı. Bu işin olacağından zerre kadar umudum yoktu. Bir gün aradılar, "Yarın sizi kostüm provasına bekliyoruz" dediler. Al sana bir gol daha ama bu direkt doksana...
'SET BAYRAM YERİ GİBİ'
3-1 öne geçtin hayata karşı...
Düşünsene Serdar Akar ve Doğan Ümit Karaca çekiyor. Okul arkadaşlarım Ercan Mehmet Erdem, Emrah Serbes yazıyor. Erdal ağabey başrolünde ve Berkan da var. Ama bu kez korku başladı. Rolü aldım ama kamerayı bilmiyorum ki...
Hayda... Yine mi kaçmaya kalktın?
Setin ilk günü bayram yeri gibi... Birileri seni giydiriyor, "İnanç Bey, sizi makyaja alalım" d,yorlar. Herkes nasıl kibar anlatamam. "Ulen ben Hayaletim" dedim. Ama tırsıyorum. Erdal ağabeyin yanına gidip "Aga ne oluyor, ben ne yapacağım" dedim. "Bana sakin ol, oyna" dedi. Şükür ya Oya, biz çok şanslıyız. Bak yeniden Mojo'yu sahnelemeye başladık.
Bir yandan da bu iş popülerlik getirdi. Şöhreti kız tavlamak için hiç kullandın mı?
Hayatımda örnek aldığım kişilerden biri "Kız tavlamak için oyunculuk yapılmaz" diyerek bana kötüyü gösterdi. Ama ilk ünlü olduğumda her şeyi istiyordum. Ama onun sahte bir şey olduğunu anladım.
'Ben yarı ünlü bir adamım'
- Ekranda görünmek seni ister istemez cazibe merkezi haline dönüştürüyor. Bu nasıl bir his?
Hiç tatmadığım bir şey olduğu için ilk zamanlar çok hoş bir histi. Ama sonra hayatının kısıtlandığını görüyorsun. Bu defa kendine daha ufak bir düzen kuruyorsun. Gittkikçe evinde daha fazla zaman geçirmeye başlıyorsun. Cazip olan durum bir süre sonra seni kendi kabuğuna itiyor. Tabi ben yarı ünlü bir adamım, tam ünlü değilim. Yani Behzat Ç. bittikten sonra, ben sakalı ve bıyığı kesince Hayalet artık olmayacak. Bir sonraki işte de ben kendimden bahsettirebilirsem oyuncuyum.
Behzat Ç., iki ay sonra final yapacak. Nasıl bir serüvendi?
Şahane bir serüvendi. Çok şey öğrendim. Çok güzel ilişkiler kurduk. O nedenle sonrası için gözüm korkuyor.
'Hemen samimi olamıyorum'
- Sevgilin var mı?
Var. Mutluyuz, Allah bozmasın.
- Mesafeli biri misin?
Evet. Kendimi açmam için biraz zaman geçmesi gerekiyor. Hemen samimi olan insanlara çok özenirim.
-Senin bir de Puta adında bir Pitbull köpeğin var. Her yere birlikte gidiyorsun onunla...
İki kedim var. Köpek de istiyordum. Bir gün veterinere gittim. 2 aylıkken onu oraya bırakmışlar. Aşık oldum. Bahçeli bir eve taşınıp hemen onu aldım.