Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Gündem Medya 'Bana büyük bir saygısızlık yapıldı'

        Nazenin Tokuşoğlu/Gazete HABERTÜRK-HT CUMARTESİ

        Cihangir’de buluşuyoruz. Benden önce gelmiş. Kahveyle portakal suyunu birlikte içiyor. Ben aynı işi çayla yaparım, anlaşabiliriz. Telefonda olmadı, yüz

        yüze bir daha deneyeceğim. Olmuyor yine! Ruh halini, neden bu yazıyı yazdığını, istifa ettiğini çok içten anlatıyor ama içinde “İclal Aydın” geçen hiçbir soruyu cevaplamıyor. Hatta adını da ağzına almıyor. Vallahi almıyor!

        Şu şekilde: “İclal Aydın’la aranızda yarım kalmış bir hesaplaşma var mıydı?”

        ...

        Ama neden? Gamzem olmadığından mı? Sanmam... Onun derdi İclal Aydın’la değil gazeteyle, “O yazının yayınlanmasına izin verilmemeliydi, bana

        büyük bir saygısızlık yapıldı” diyor. Yazılar, sağda, Kiremitçi’nin anlattıkları da aşağıda. İyi seyirler...

        - Neden böyle bir yazı yazdınız?

        Neden olacak, canım istediği için.

        - “Jacqueline ve ben, sakin bir hayatı seçtik: O çellosunu çalıyor, ben

        romanıma çalışıyorum” bunu okuyan birisi onu gerçekten sevgiliniz zanneder. Sizce de öyle değil mi?

        Sürekli okurlarım bunun kurgusal bir metin olduğunu fark etmişlerdi. Hatta fark

        edilmemiş olması karşısında hayrete kapılanlar bile var. Özellikle klasik müziğe meraklı olanların hoşlandığı, incelikli bulduğu bir yazı oldu. İpuçları,

        metnin içinde duruyor zaten: Du Pré’nin müzik tarihindeki yerinden bahsediliyor mesela. Tabii klasik bir köşe yazısı sayılmaz pek. Sanırım o biraz şaşırtıcı oldu.

        - “Bir başkasıyla aynı evde yaşamak mümkünmüş meğer” Burada eski sevgililerinize bir gönderme mi var?

        Hayır, metnin anlatıcısı olan kişinin yalnızlığı var. O anlatıcı tam olarak ben değilimdir. Edebiyatta bir metin “Ben” diye başlasa bile, yazar ve anlatıcı her

        zaman aynı kişi olmaz. Edebiyat alışkanlığı olanlar, bunun aslında çok hüzünlü bir kurgusal metin olduğunu rahatlıkla görebilir. Öyküyü ağzından dinlediğimiz

        zavallı o kadar yalnız ve can yoldaşından mahrum ki, hayranı olduğu müzisyenden kendisine hayali sevgili yaratmış ve bununla avunuyor. Bir tür kısa öykü diyebiliriz. Tek fark gazetede yayımlanmış olması.

        - İşi bırakıp arkanıza bakmadan çıktınız. Başka bir gazeteden teklif almış mıydınız? Ya da bu olaydan sonra aldınız mı? İkisi de “Hayır”sa şimdi nasıl bir rota belirleyeceksiniz? Yoksa bir süre yok mu olacaksınız?

        Hesaplı kitaplı olmayı hiçbir zaman becerememişimdir, karar verdim ve ayrıldım.

        Vatan’daki üç yıl güzeldi ama kalmam artık biraz absürt kaçacaktı. Teklif almış falan değildim. Kendisini göstermek için çırpınan biri olmadığımdan, ortadan

        kaybolmak gibi bir niyetim de yok.

        - “İnsana hayatta kendisinden başka kimse zarar veremez” demiştiniz

        Git Kendini Çok Sevdirmeden’de... Şimdi kendinize zarar mı verdiniz?

        Profesyonel anlamda soruyorsanız, yaptığım biraz çılgınca görünebilir... Ama

        Galatasaray Lisesi’nde biz hayatta paradan daha önemli şeyler olduğuna inanarak yetiştik... Bugün de ilkeli olmanın ve sahiciliğin prim yaptığı bir dünyayı fena halde özlüyorum. Haliyle, almış olduğum karardan ötürü

        pişmanlığım yok.

        - Bu kararı verdiğinizde olayın bu kadar büyüyeceğini hesaba katmış mıydınız?

        Sivrilik yapıp gününü gören ilk yazar değilim, sonuncusu olacağımı da

        sanmam. Yine de yazının fırlama oyunlarını hep seveceğim. Rahmetli

        Nadir Nadi’nin Dostum Mozart adlı kitabında Amadeus’la kurduğu bir muhabbet vardır. Öyle tatlıdır ki, okurken ikisiyle içmeye gitmek istersiniz. Haliyle, Du Pré ile adımızın çıkması bana ancak mutluluk verir. Yeter ki üstat Barenboim

        (Jacqueline Du Pre’nin kocası) duymasın. Bir yanlış anlaşılmaya daha

        dayanamam.

        -Yazar olarak bulunduğunuz nokta net ama köşe yazarı olarak kendinizi

        nasıl bir noktada görüyorsunuz?

        Köşe yazmak ayrı bir disiplin... Üç yılımın ilki deneme yanılmayla geçti.

        Çaktırmadan akranlarımı gözlemledim; Ece nasıl yazıyor, Ahmet ne diyor, Oray

        ne yapmış falan diye... Böyle böyle kendi tarzımı geliştirdim. Sonunda ediplikle

        muharrirliğin kendimce bir sentezini buldum. Şahsen bel altından vurmayı, hedef göstermeyi ya da meseleleri kişiselleştirmeyi sevmem... İroniden ve zekâdan yanayım. Ne olursa olsun fikri hür, vicdanı hür bir yazarım.

        Sayenizde hayatımızın bir parçası oldu. Sizin için ne anlama geliyor Du Pré?

        Kendisi, 20. yüzyılın en önemli müzisyenlerinden... Çello dehası. Hazin bir hayatı var. Onun en çok Elgar ve Beethoven yorumlarını severim. Üniversitede bir arkadaşım vesilesiyle dinlemiştim. Yıllar sonra Murakami’nin bir romanında geçen Beethoven’in “Arşidük Üçlüsü”nü aradığımda yine karşılaştık. Şimdi sahiden ahbabım gibi, onu dinleyerek çalışıyorum. Ayrıca, kamusal hayatın bir parçası olduysa, bence bunun hiçbir mahsuru yok. Ne de olsa hayat yalnızca yüzeysel şeylerden ibaret değil.

        Şu aralar bu mesele dışında ne ile meşgulsünüz? Mesela Selanik’e gitmişsiniz ve çok etkilenmişsiniz...

        Aslında bu meseleyle hiç meşgul değilim, yazdım ve benden çıktı. Selanik’e roman için araştırma yapmaya gittim. Gördüm ki her bakımdan İzmir’in

        ikiz kardeşi... Dünyada birbirine bu kadar benzeyen iki şehir daha var mıdır, bilemiyorum. Yetiştirilmek üzere farklı ailelere verilmiş tek yumurta ikizleri

        gibiler. Bunun dışında, yazdığım çok farklı bir dizi var. Hem Türkiye hem de Avrupa tarihini çok yakından ilgilendiren bir aşk hikâyesi.

        - Hayatınızda, ilişkilerinizde bir yerlerde bir hata yaptığınızı düşünüyor musunuz? Yeniden başlasaydı “Tuna Filmi”, nereleri keserdiniz, sansürlerdiniz?

        Hiçbir yeri kesmez, sansürlemezdim. Yaşadığım her şey benliğimin birer parçasıdır. Onları benden kimse alamaz. Hayatıma girmiş herkese de, bana

        kattıklarından ötürü minnettarım.

        - Oğlunuz Can dilinizden düşmüyor. Onun için nasıl bir gelecek planlıyorsunuz? Romanlarınızdan anlaşıldığı üzere kadın erkek ilişkilerini analiz etme konusunda başarılısınız, akıl verir misiniz ona ilerde?

        Amacım ona sevgimi ve desteğimi yaşadığım sürece hissettirebilmek. Ailemden

        uzak büyüdüğüm için bunun bir çocuk açısından ne anlama geldiğini

        biliyorum. Oğlum kendi kararlarını alabilecek biri olarak yetişirse, babasıyla

        gurur duyarsa mutlu olurum. Ama mutlu olursa, daha çok mutlu olurum.

        Annesiyle karşılıklı saygıya dayalı bir ilişkimiz var. Bu da sanırım Can’ı iyi yönde

        etkiliyor.

        - Hangisinde en iyiyim diyebilirsiniz? Yazarlık, köşe yazarlığı, babalık,

        kocalık, sevgililik, dostluk?

        Yazarlığımı değerlendirmek bana düşmez. Ama sadık bir dost ve iyi bir baba olduğumu söylerler. İlişkilerimde mutluluğu birkaç kez yakaladıysam da farklı

        nedenlerle elimden uçtu gitti hep. Herhalde gençliğimde kitap

        okumaktan bu işlere fazla zaman ayıramadığım için biraz bilgisiz kaldım. Bu da

        bazı şeylerin değerini yaşarken anlayamama yol açtı. Ama artık böyle

        konularda daha deneyimli ve olgun hissediyorum kendimi. Ne diyelim,

        Allah’tan ümit kesilmez.

        Tuna Kiremitçi-24 Mart Jacqueline ve ben

        Sakin bir hayatı seçtik: Akşamları o çellosunu çalıyor, ben romanıma çalışıyorum. Kendisi, hayatımda gördüğüm en uyumlu hayat arkadaşı. Bu sabah apartmandan çıkarken, karşı komşuya mahcup bir şekilde “kusura bakmayın” dedim: “Çello, akustik nedenlerle sesi çok çıkan bir enstrüman. Bir

        geceyi daha aynı çatı altında, Jacqueline ile beraber geçirdik işte. Jacqueline ezan sesinde tatlı bir hüzün bulduğunu söyler. Bense yıllardır yanılmış olduğumu düşünerek şaşırıyorum: Bir başkasıyla aynı evde yaşamak mümkünmüş meğer.

        İclal Aydın-25Mart Ayar çekerim görürsün

        Hayatına giren her kadına köşesinden güzelleme yazarken eskileri gömmeden

        de bunu başarabileceğini öğretmeli artık biri Tuna’ya. Bana yazdığı mektuplardan birinde, “Senin yanında iyi biri olmak istiyorum” cümlesi

        vardı. Aynı cümleyi Demet Sağıroğlu için de kullandı. Bugüne dek eski eşim olduğu için sustuğum fakat “Aaa artık ne susacam be” dürtüsüyle hitap etmek

        istediğim sevgili yazar arkadaşım!! Sonucu “Mutsuzluğumun sebebi eskilermiş”e getirirsen bir kere daha... Örgütlenme bilincimin çok

        yüksek olduğu şu günlerde kurarım bir “Tuna’dan mağdur olan kadınlar dayanışma komitesi” görürsün gününü...

        Tuna Kiremitçi-İstifa metni

        “Efsanevi çello sanatçısı Jacqueline du Pré (1945-1987) hakkında kaleme aldığım metne, gazetemizin bir yazarından yanıt geldi. Yanıtın içeriği ve düzeyi, kabul edemeyeceğim bir irtifayı sergiliyor. Üç yıldır kendimi evimde hissetmemi sağlayan Vatan ailesine teşekkür ediyor ve izninizi istiyorum.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ