• Canlı Yayın
  • 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlık ve Spor Bayramı kutlu olsun
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Yıllar önce katıldığım bir yoga workhop’unda Amerikalı yoga eğitmeninin ilk sözlerini unutamıyorum: “Ne kadar iyi kaka yapıyorsanız o kadar sağlıklısınız.” Haklıymış. Bilim insanları bağırsakların ikinci beynimiz olduğunu açıkladı. Geçtiğimiz ay ikinci baskısını yapan Dr. Serkan Karaismailoğlu’nun “Beyinde Ararken Bağırsakta Buldum” kitabı da bağırsaklara odaklanıyor. Hacettepe Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı’nda çalışan Dr. Karaismailoğlu eş seçimimizi bile bağırsaklarımızdaki mikrobiyotaya bağlıyor. Sinirbilim alanında uzman Karaismailoğlu “Bağırsak mikrobiyotası, akademik olarak beyin çalışan ve sinirbilim doktorası yapmış bir kişiye kitap yazdıracak kadar çılgın bir yer” diyor. Kitabını bilimin kendisi gibi eğlenceli bir üslupla kurgulamış ve anlattıklarını eğlenceli çizimlerle süslemiş. Kitabın ana kurgusu bakteri, mantar ve mikroorganizmalara verilen genel bir isim olan mikrobiyotalar üzerine. Ve bu canlılar obezite, astım, alerji, diyabet ve bağışıklık sistemiyle de yakından ilgililer. Ayrıca bağırsakta yaşamalarına rağmen beyinle yakından ilişki içindeler. Gerisini Dr. Serkan Karaismailoğlu’ndan dinliyoruz. HT Pazar'dan Ekin Türkantos'un haberi...

Beyinde Ararken Bağırsakta Buldum’ ikinci kitabınız. Neden bu içerikte bir kitap hazırlamak istediniz?

Bağırsak-beyin ilişkisinin önemi yıllardır biliniyor. Ama son 3 yılda sinirbilim camiasını yakından ilgilendirecek bir konuyla tanıştık, “mikrobiyota”. Her ne kadar siz göremeseniz de, vücudunuzda bir sürü mikroorganizma yaşıyor. Mikrobiyota, bir arada yaşayan bakteri, mantar ve çeşitli mikroorganizmaların hepsini birden ifade eden genel bir terim. Şunu vurgulamak gerekir ki, akademik olarak beyin çalışan ve sinirbilim doktorası yapmış bir kişiye bağırsaklarla ilgili bir kitap yazdıracak kadar çılgın bir yer bağırsak mikrobiyotası.

Son zamanlarda bağırsaklarla ilgili birçok yayın dikkatimi çekiyor. İkinci beynimiz olarak lanse ediliyor. Siz de bağırsakların altın çağını yaşadığını söylüyorsunuz. Neden bağırsaklar bu kadar önemli?

Beyin ve bağırsağı karşılaştırdığımızda oldukça ilginç bilgilerle karşılaşırız. Sindirim sistemi ve bağırsaklar kendi sinir sistemlerini oluşturabilecek kadar sinir hücresine sahiptir ve bizden bağımsız hareket ederler. Yani siz çikolatalı keki çiğneyip yuttuktan sonra artık hiçbir şeye karışmazsınız. O kekin tüm sindirim kanalı boyunca ilerlemesi, parçalanması ve gerekli par- çaların vücuda alınması tümüyle sizden bağımsızdır. Bağırsaklar aynı zamanda beyni doğrudan etkileyen maddelerin üretildiği bir yer. Bunlardan en önemlileri beyninizin ödül merkezini etkileyip sizi mutlu eden dopamin ve serotonindir. İşte beyne benzeyen bu özelliklerinden dolayı bağırsaklara ikinci beyin deniyor.

‘MUTLULUĞUN FORMÜLÜ: DoPaMİN VE SEROTONİN’

Dopaminin yarısının beyinde yarısının da bağırsaklarda üretildiğini söylüyorsunuz ve “Önemli olan onu kullanabilmek” diyorsunuz. Yani lüks bir yaşam da depomin salgılatıyor, İskender yemek de. Mutluluk dopaminle ilgili ve bu tamamen bizim seçimlerimizle alakalı...

Bir sinirbilimci olarak size mutluluğun resmini çizemem ama formülünü verebilirim. Dopamin ve serotonin. Bunlar beynimizdeki ödül merkezini uyaran temel maddeler. Kimi insan vardır gider, çok pahalı bir rezidansın en üst iki katını satın alarak dopamini salgılar. Kimisi gider, 5 liralık çift lavaş dürüm yiyerek dopamini salgılar. Dopamin aynı dopamin. Yani mutluluk tümüyle sizinle ilgili bir kavramdır. Sahip olduklarınızla ilgili değil. 

Bağırsaklarımızda 40 trilyon mikroorganizma yaşarken bizi biz yapan 30 trilyon hücre olduğunu söylüyorsunuz. Bunlar ruh halimizden yemeğe ve eş seçimine kadar etkili. Bu nasıl oluyor?

İnsan vücudunun en küçük canlı birimine hücre denir. Beynimizde 85 milyar sinir hücresi, kalbimizde 2-3 milyar kalp hücresi bulunur. Vücudumuzdaki tüm hücreleri topladığımızda ise 30 trilyon gibi bir sayıya ulaşırız. Diğer taraftan sadece kalın bağırsaklarımızda yaşayan mikroorganizma sayısı 40 trilyon. Bu durumda şu basit soruları soralım: Sevgili insan, sahip olduğunuzu düşündüğünüz bu vücut gerçekte kime ait? Size mi, yoksa onlara mı? Bu mikroorganizmalar sayıca fazla olduğu gibi beyninizi, karakterinizi ve kararlarınızı doğrudan etkileyen kimyasallar da üretebilmektedir. Bu kimyasallar aracılığıyla, kilo alma probleminden davranışlarınıza hatta sıkı durun, seçeceğiniz eşe bile karışır.

‘YEDİĞİNİZ TOST, OTOBÜSTEKİ KİŞİDEN HOŞLANMANIZA NEDEN OLABİLİR’

Eş seçimini nasıl oluyor da onlar belirliyor?

Eş seçimini sirke sinekleriyle yapılan bir deneyle açıklayayım. Bu sineklerin mikrobiyotası, feromonlar aracılığıyla hayvanların eş seçimini etkiliyor. Feromonu tam anlamıyla “kokusu olmayan koku” olarak tanımlayabiliriz. Yani normalde burnunuza yeni öğütülmüş bir kahve kokusu geldiğinde bilinciniz bu kokuyu algılar. Hatta canınız bir anda kahve bile çekebilir. Mevzu feromon olduğunda böyle bir durum söz konusu değildir. Yani feromon burnunuzdan girdikten sonra vücudunuzda çeşitli fizyolojik olayların gelişmesine neden olur ama siz bilinç düzeyinde bunun farkına varamazsınız. Feromonların başta eş seçimi olmak üzere davranışlarımız üzerine çok kuvvetli etkileri bulunmaktadır. Konumuza dönecek olursak, bakterilerin feromonlar üzerinden eş seçimini etkilemesi önemli bir konudur. Zira sabah yediğiniz tost, akşam eve dönerken otobüste gördüğünüz kişiden hoşlanmanıza neden olabilir.

Yapılan araştırmalarda obez kişilerin bakteri çeşitliliğinin az olduğu ortaya çıkmış. Siz de tek tip beslenme ve canınız ne çekerse onu yeme diyorsunuz, nasıl beslenelim?

Yapılan araştırmalar obez insanların mikrobiyotalarında bakteri çeşitliliğinin az olduğunu, özellikle karbonhidratlarla ilgili bakterilerin sayıca üstün olduğunu göstermişlerdir. Obeziteden uzak durmak, sağlıklı beslenme ve mikrobiyota çeşitliliği için, tek tip beslenmeden uzak durmak faydalı gibi gözükmektedir. Diğer taraftan geleneksel Türk mutfağının bize sunmuş olduğu çeşitlilik de oldukça kıymetlidir. Tüm bunlara ilaveten probiyotik ve prebiyotik gıdaların mikrobiyotamız açısından ne kadar önemli olduğu ile ilgili çok fazla araştırma bulunuyor. Şunu da özellikle vurgulayalım, sağlıklı bir beyin için düzgün beslenmeye ilaveten spor ve uyku da çok önemlidir.

Bağırsaklar ruh halimizi nasıl etkiliyor, depresyon ve bağırsak arasında bir ilişki var mı?

Bu mikroorganizmalar çok ilginç bir şekilde karakter ve ruh halimizi de etkiliyor. Örneğin bir çalışmada korkak ve cesur iki fare türü kullanılmış. Hayvanların mikrobiyotalarındaki birçok bakteri antibiyotikle öldürüldükten sonra korkak farenin bağırsağından alınan bakteriler, cesur fareye, cesurdan alınan bakteriler, korkak fareye nakledilerek çoğalmaları sağlanmış. Sonuç gerçekten de ilginç. Korkak fare cesur hale dönüşürken, cesur fare için tam tersi... Diğer taraftan depresyon ve insan bağırsağı arasında da ilişkiler söz konusu. Araştırmalar, depresyona girmiş kişilerin mikrobiyotaları fareye transfer edildiğinde farelerin bile depresyona girdiğini gösterdi. Bir başka çalışmada annelerinden ayrıldıkları için depresyona giren yavrulara bir bakteri türü olan bifidobacterium infantis verildiğinde, bu hayvanda iyileşme görülmüş.

‘SAĞLIKLI BEYİN İÇİN BAĞIRSAKTAKİ BAKTERİLER DENGELİ OLMALI’

Yediklerimizin beyne etkisinin fazla olduğunu, böylece iyi düşünebilmek, zekâ geliştirmek amacıyla da beslenmemize dikkat etmemiz gerektiğini söylüyorsunuz...

Konu mikrobiyotamız olduğunda 1000 farklı mikroorganizma türünden bahsedebiliriz. Sağlıklı bir beyin istiyorsanız bağırsaklarınızdaki bakterileri belirli bir dengede tutmanız çok önemli. Mesela Provotella için en iyi besin kaynağı karbonhidratlardır. Bifidobakteria sizin tükettiğiniz lifli gıdalardan yararlanırken, bakteroidetes besin olarak yağı kullanmayı tercih eder. Mesela siz sürekli karbonhidrat tüketirseniz zavallı bifidobakteria’lar ve bakteroidetes’lerin zalim provotella karşısında hiç şansları olmayacaktır. Yani bağırsaklarınızı yedi krallığın hüküm sürdüğü Westeros toprakları gibi düşünebilirsiniz. Çünkü hepsinin tek derdi, demir tahta oturmak. Oraya oturan, beyninize ve davranışlarınıza hükmedecektir. Tek tip beslenmeden uzak durmak bu açıdan faydalı. Geleneksel Türk mutfağının bize sunduğu çeşitlilik oldukça kıymetli. Bunlara ilaveten probiyotik ve prebiyotik gıdaların mikrobiyotamız açısından ne kadar önemli olduğuyla ilgili çok fazla araştırma bulunuyor. Şunu da unutmamak gerekir ki sağlıklı bir beyin için düzgün beslenmenin yanı sıra spor ve uyku da çok önemlidir.