Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Ekin TÜRKANTOS/ GAZETE HABERTÜRK-PAZAR

Henüz küçük bir kız çocuğuyken tatillerde Ankara’dan Sivas’a gittiğinde soba başında babaannesi Happa Nine’nin masallarıyla büyümüş Sabahat Akkiraz. Aradan yıllar geçse de o masallar unutulmamış. 11 yeğeninin hepsine anlatmış çünkü. Erkek kardeşinin önerisiyle bir kitap haline getirmiş. Müzisyen kimliğinin dışında milletvekilliği de yapan Akkiraz, şimdilerde “Happa Nine’nin Masalları”nı tüm çocuklara armağan ediyor. Aynı zamanda müzik çalışmalarını sürdürüyor. Akkiraz ile masalları, siyasetten uzaklaşmasını ve kitabını konuştuk.

Çocuklar için masal kitabı yazmak nereden aklınıza düştü?

Yeğenim Ali Hıdır’a klasik ve dünya masallarından okurduk. Ne Robin Hood’u kaldı ne Pamuk Prenses’i... Tabii Anadolu masallarımız ve Happa Nine’min masallarını da anlattık. Erkek kardeşim Hasan “Bunlar kayıt altına alınmalı” diyerek bize bir fikir verdi. Ben yazar değilim, kız kardeşim yazdı. Kitapta 4 masal yer alıyor. Diğerlerini de sırasıyla kayıt altına alacağız.

Soba başında size masallar anlatan Happa Nine’yi merak ettim.

Anadolu zanaatla dolu. Şimdilerde unutulsa da o bölgede masalcı kadınlar, dokumacı kadınlar, yemekçi kadınlar vardı. Bu diyarlar böylesine dolu. Benim rahmetli Happa Ninem güzel yemekler yapan, dokuma tezgâhı olan, bize masallar anlatan biriydi. Hatta ben de dokumayı öğrenmek istemiştim ama babam, ipliklerin tüyleri ses tellerime, solunum yollarıma zarar verir diye müsaade etmedi. Dokuma tezgâhımız hâlâ orada ama kimse kullanmıyor. Babaannemin masallarını severek dinlerdik. Happa; neşeli, renkli demek. Bizim ailede gülmek doğaldır, Nasreddin Hoca’nın çocuklarıyız biz. Yazın köyde bağda, bahçede çalışırdık. Masal dinlemeyi severdik ve babaanneme tuttururduk bize masal anlatsın diye, o da “Kışın soba başında daha güzel anlatılıyor. Şimdi işlerim var” derdi.

Kış geldiğinde ise soba başında toplanıp o masallar dinleniyor...

Tatillerde Ankara’dan Sivas’a giderdik. Elektrik yok tabii, radyolar ancak elektrik geldiğinde dinleniyor. Masallar hoşumuza giderdi, güzel günlerdi. İyiler kazanmalı masallardaki gibi. Kültürümüzü, türkülerimizi, masallarımızı unutmadığımızda dünya daha yaşanılası bir hal alır, belki de kurtulur. Masallarda barış, umut, sevgi, dürüst ve yiğit olmak anlatılır. Nasıl 30 yıldır türküleri derledimse masalları da aktarmak istiyorum. Bu çalışmaları ısrarla yapacağım. Çocuklar dünya masallarını bilsinler tabii ama “Avcı Mehmet”i de bilsinler.

Ailenizden kaç kişi bu masallarla büyüdü?

Masallar büyük ninemizden babaannemize, babamızdan bize aktarıldı. Uzun yaşayan insanlar bunlar. 3-5 asır vardır. Babaannemin yemekleri de harikaydı. O gerçekten üretken bir Anadolu bilgesiydi. 

Şarkılar, masallar ve yemeklerle ilgilenmek de çok güzel.

Evet, masallarla çocukların dünyasına ve dinleyicilerimin yüreğine dokunuyorum. Neşet Ertaş’ın dediği gibi, “Gönülden gönüle yol gizli gizli...” O gizli yüreklere dokundum. 

Şimdilerde sesli kitaplar yayınlanıyor. Biz bu masalları sizin sesinizden dinleyebilecek miyiz?

“Gökten 3 elma düşmüş” derim ardından da bir elma türküsü tuttururum. Bu fikri de sen verdin bak, hoşuma gitti.

Kitabın bir de çizgi film projesi var değil mi?

Evet, Avcı Mehmed’i kurguladık, üzerinde çalışılıyor.

‘KİMSE KOLTUĞUNDAN KALKMADI, ARKADAŞLARIM BİLE...’

Siyasete girdiniz sonra ne oldu, neye küstünüz?

Halkın vekili, onların yerine sorunlara çözüm arar. Biz elimizden geleni yaptık, önergeler verdik. Fakat iktidar, sorunları dile getirdiğimizde çözüm bulamadı. Bu beni biraz kaygılandırdı. Çünkü orası çözüm yeri. En son noktada maden faciası oldu. Orada hiç kimse koltuğundan kalkmadı, benim arkadaşlarım bile önemsemediler. Orada insan vardı. Anlatırken bile içim eriyor.

Siyasetten uzaklaştınız ama yine de çevre sorunlarına, insana karşı ilgilisiniz...

Babaanem, karıncıları süpürürdü biz çocukken basmayalım diye. Anadolu insanı bilgedir. O kültür onları geliştirmiş çünkü mayasında sevgi var. Kültürden uzaklaşınca erozyona uğruyoruz. Bizim kültürümüzde çevre bilinci de var; “Bir ağaç kestiğinde 9 ağaç dik” diyor sana. 11 yeğenim var, elimden geldiğince sanatla ilgilenmelerini sağlıyorum. Zengin yapılarınız, AVM’leriniz olur ama içinde sanat olmazsa boş. 

Peki yapmak istediklerinizi yapabildiniz mi?

Çok iyi şeyler yaptığımı düşünüyorum ama daha da yapacaklarım var. “Seyhan” diye projem var, dünya müziğinde klasiklerimizin yer edinmesi üzerine bir çalışma. Müzikte kendimi özgür hissediyorum. Sörf yapıyorum sanki. Düşlerimi besliyor. Masallar da hayallerimi besliyor. Mizah da özgür insanların ürünü. Çizgi filmlerde peri tozlarıyla uçuyorlar. Yunan mitolojisinde uçan ayakkabılar var. Boyutlararası konular işleniyor. Hayallere baksanıza...

Stüdyodasınız, nasıl bir proje gelecek?

Türküler seçiyoruz. Birçok ünlü arkadaşım da eşlik edecek. 

Hayat hep işaretlerden ibaret. Hayatın size sunduğu işaretleri görebildiniz mi?

Öğretmenim teneffüslerde türkü söyletirdi, cesaretimi kazanayım diye... Âşıklar eserlerini verdi. İlk plağımı yaptığımda Arif Sağ, Orhan Gencebay yanımdaydı. Sanki bir neslin yetişmesi için evren uğraşıyordu. Bizim Alevi geleneğinde vardır zaten, “gönül gözü” deriz buna. Happa Ninem de uzun saçları, yemyeşil gözleriyle hem kendine hem insanlara saygısı olan bir kadınmış. Özlüyorum açıkçası, özellikle yemeklerini, kömbelerini.

Eli size de geçmiştir...

Babaannemin kömbesini yaparım. İyi yemek yaptığımı söylüyorlar. Stüdyoya Erkan Oğur gelirse para istemiyormuş zaten, “Sabahat Hanım kömbe getirsin bana” diyormuş. Bu bir kültür, yeme içme vesilesiyle sohbet ediliyor, sazlar çalınıyor. Zaman zaman âşıkların meclisinde de oluyorum. Çok güzel. 

Ne güzel. Son olarak gökten 3 elma düştü diyelim, 3 mesaj alalım sizden...

Aileler çocuklarına okusun bu masalları. Onların hayal güçlerinin zenginleşmesi gerek. Ve masallardaki gibi iyiler kazanır. Elma tadında kalın