Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam HT Cumartesi Askerler öldürdüklerini göremezlermiş

        HT CUMARTESİ / HALDUN YAZAR

        İhsan Oktay Anar'ın "Yedinci Gün"ünün ardından, 2012'nin en çok beklenen ikinci kitabı da 5 Ekim'de okurla buluşuyor: Yaşar Kemal'in "Çıplak Deniz Çıplak Ada"sı (Yapı Kredi Yayınları). "Bir Ada Hikâyesi" adlı dörtlemenin dördüncü ve son kitabı bu. İlk kitap "Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana" 1998'de çıkmış, 2002'de "Karıncanın Su İçtiği" ve "Tan Yeri Horozları" gelmişti. Yaşar Kemal aslında bu seriyi üç kitap olarak tasarlamıştı ama 14 yıl sonra son kitap da geldi.

        Dörtleme, savaşlardan, kırımlardan, sürgünlerden arta kalan insanların, Yunanistan'a gönderilen Rumlar'ın boşalttığı bir adada yeni bir yaşam kurmasını konu alıyor. Umut, romanın başkahramanı. Bu kitapta, geçmişin yaralarının kapanmaya yüz tuttuğunu ama izlerin kaldığını görüyoruz. Ağaefendi'yle Melek Hatun, Poyraz'la Zehra, Ali Hüseyin'le Nesibe muradına eriyor; Lena Ana'nın hasretle yollarını beklediği kayıp oğulları da geri dönüyor ama balıkçıların reisi Hıristo'nun başına beklenmedik bir olay geliyor...

        BİR TARİH VAR EDİYOR

        272 sayfalık kitabın editörlüğünü üstlenen Güven Turan, ön çalışmalar için sık sık Yaşar Kemal'le biraraya geldiğini belirterek son romanı özetlemişti: "Bir Ada Hikâyesi dörtlemesi hem bir Yaşar Kemal klasiği, hem de diliyle, yarattığı kişilerle, doğayla Yaşar Kemal'in romancılığında önemli bir yeniliği işaret ediyor. Yaşar Kemal, mitos yaratıcısı... Ağıtların diliyle kendi özgün dilini harmanlamış, çeviride bile yitmeyen anlatısını kurmuş. Bu dörtlü, tarihle destanların kaynaşması. Yaşar Kemal, tarihi roman yazmıyor bu dörtlüde, bir tarih var ediyor. Mitos yok mu? Nasıl olmaz, var elbette. Bence bu kitap okunduktan sonra yeniden başa dönmeli ve bu kitabın yolundan gidip bir kez daha okunmalı bütünü."

        Biz "Çıplak Deniz Çıplak Ada"dan tadımlık bölümler sunalım şimdilik; gerisi size kalsın...

        KİTAPTAN...

        Karşı dağların başı ağarıyordu. Kerim kürekleri kaldırdı, dört bir yana baktı, geriye döndü:

        "Geç kaldık," dedi, "gündüz adaya giremeyiz."

        "Girsek ne olur, ada bizim de adamız değil mi, adada bizim de evimiz yok mu," diye şaşkın sordu Peri.

        "Var," dedi Kerim, "var ya, ben o adamdan korku­yorum. Adaya, konuştuğumuz gibi gizli girsek daha iyi olur."

        "İyi olur," dedi Peri, "ben de o adamdan korkuyo­rum."

        "Herkesler de korkar o adamdan..."

        "Gözleri de," dedi Peri.

        "Hele gözleri," dedi Kerim.

        "İnsanın yüreğini, gelmişini geçmişini okuyor. Hele gözleri..."

        "Burada kalabilseydik ne güzel olurdu."

        "Poyraz iyi adam, saf adam, o karıncayı bile incit­meyen bir adam."

        "O, Sarıkamış'ta, savaşta bile düşman öldürmemiş­tir."

        "Savaşlarda askerler çoğunlukla öldürdüklerini göremezlermiş."

        Bir süre sustular...

        ...

        Kayık gene başıboş kalmış sallanıyor, dönüyordu.

        Burası Hayırsız Ada'ydı. Karınca Adası'nda kaldık­ları sürece yöredeki adaları, kıyıları, balıkçıların tek­neleriyle, birkaç kez de Kaptan Kadri'yle dolaşmıştı Kerim.

        ...

        Kerim küreklere yapıştı, var hızıyla karşıdaki kumsala çekti, kayık çakıl taşlarında dur­du. Acıkmışlardı, kayıktan yiyeceklerini, çam barda­ğını aldılar. Bardaktaki suları az kalmıştı ya şimdilik yeterdi. Çınarın altına gittiler, halılarını çimenlerin üstüne serdiler. İşlemeli bakır taslarını yanlarına al­mışlardı, önce sularını içtiler. Bardaktaki su daha ılı­mamıştı. Yeni oyulmuş çam bardaktaki sular sakız kokar. Suyu içince biraz daha kendilerine geldiler. Kerimin terleri daha kurumamıştı, Peri kayığa koş­tu büyük havluyu aldı, Kerimi okşayarak çırılçıplak soydu. Kerimin bedeni ona çok daha güzel göründü. Bu güzel bedeni ağır ağır, tadına vararak kuruladı. Menekşe işlemeli yeni örtüyü halının üstüne serdi. Peynir ekmek, katı yumurta, küçük bir kavanozda da apak petek balı...

        Çok acıkmışlardı buna karşın yemeklerini yavaş yavaş, konuşmadan, başları önlerinde, birbirlerine bakmadan yediler kalktılar. Peri sofrayı kaldırdı ka­yığa götürdü geldi, "uyuma zamanıdır," dedi Keri­me. "Sen yılandan korkar mısın?"

        "Korkuyorum," dedi Kerim, "Fırat kıyılarının yı­lanı çok ağulu olur. Sokunca insanı yaşatmaz hemen öldürüverir."

        "Ben hiç yılan görmedim," dedi Peri. "Babam dağ­larda askerlerle çarpışırken çok yılan görmüş."

        "Benim babam da çok görmüş Cizre'de, Cudi Da­ğı'nda, Cizre ovasında."

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ