Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam HT Pazar 'İlk albümüm tutmasaydı devam etmeyebilirdim'

        HT PAZAR / PINAR ERBAŞ

        Diyelim sevgiliniz yok, aşk acısı falan da çekmiyorsunuz. Fark etmez. Yaşar’ın herhangi bir parçası çalmaya başladığında bir hüzün, bir efkâr, bir dalıp gitme... Muhakkak oluyor. Melodik yapı buna müsait, eyvallah. Ama o şarkı sözleri... Yaşar’ın şarkılarına bu kadar vurulan olmasının en büyük, en net sebebi belki de. “İleride müziğim nostaljik gelebilir ama sözlerin beğenileceğine eminim” diye boşa demiyor. 18 yıldır hayatımızda. Hep de olacak. Zaten şunun şurasında bu kadar iyi söz yazıp besteleyen kaç kişi var? Yeni albümü çıktı. Önümüzde koca kış; sindire sindire dinlemek için yeterince zaman var.

        İçinde böyle duygu yoğunluğu olan bir adam başka iş yapamazmış, yazık olurmuş gibi geliyor bana.

        Ya da yarım olurmuş. Tek becerebildiğim şey bu zaten; şarkı söylemek; aşk şarkısı yazmak...

        İyi aşk şarkısı nasıl olur?

        Dinlerken başınızdan geçmiş gibi hissettirebiliyorsa o şarkı olmuş demektir. Kolay bir şey değil. Albümden evvel bir elemeden geçiriyorum. Her yaptığım olmuyor zaten.

        Kıstası ne?

        Bilmiyorum. Kuralı yok maalesef. Bir his o. Bakıyorum, beni heyecanlandıranlar insanlara da geçiyor. Hepsi değil tabii. 10 tane koyuyorsun. 5’i beğeniliyor. Ya da mesela bir şarkı çıktığı an değil de bir sonraki sene keşfedilebiliyor.

        O nasıl oluyor?

        Kolektif bilinçle alakalı bir şey olabilir. Toplumun o an şarkıya hazır olup olmamasıyla ilgili.. Hep düşünürüm; Beatles o şarkıları şu devirde yapsaydı hit olur muydu mesela...

        Olur muydu?

        Biraz zor olabilirdi. Amerikan müziği neredeyse tüm dünyaya hâkim. Listelere baktığında üst sıralarda hep çok hızlı şarkıların olduğunu görüyorsun.

        Böyle olması bize ne ifade ediyor?

        Endüstriyel müzik yükselişte demek. Zaten artık hayat çok hızlı; yemekler fastfood, sosyal medya derken iletişim hızlı... Dolayısıyla daha romantik, az hareketli şarkılar bu jenerasyonun ruhuna yavaş geliyor.

        Kendi parçalarınızı nasıl konumlandırıyorsunuz?

        Benimkiler de işte benim tarzımda müziği özleyenlerin ruhuna hitap ediyor.

        Sizin tarzınız derken?

        Yavaş, romantik. Biraz hızlı bir şarkıyı albüme koyduğumda bile, “Bunu koymasaydın da bir slow daha dinleseydik” diyenler oluyor. Ama ben hızlı şarkıların da çok romantik olabileceğini düşünüyorum. Temposunun yüksek olması şarkının romantizmini çok etkilemez, eğer içinde o ruh varsa.

        Bir de bu aylarda çıkıyorsa bir albüm ‘garanti yüksek doz aşk acısıyla doludur’ gibi bir algı oluyor.

        Doğa da kendine bir hüzün katıyor. İnsan ruhu da buna paralel...

        “Kasım aralık adamıyım” diyor musunuz?

        Ekimi de katarsak evet. Aslında nisan-mayıs-haziran adamı olmayı da denedim ama başaramadım.

        Öyle mi?

        İki albüm çıkardım baharda. Tutmadı.

        Ne eksikti?

        Bilmem. O tarihlerde sevmediler beni. Herkes kıpır kıpır, benim şarkılar güme gitti. I Böyle itiraf etmeniz de süpermiş. 7 tanesini de sonbaharda çıkardım. Bir kere sonbahar başta benim ruhuma iyi geliyor.

        18 yıl aralıksız şarkı söylemek, ilk albümle bile adından söz ettirmek...

        Şans aslında. Koşullar, ortam, benim bu işi çok istemem... Hepsi biraraya geldi. Olmayabilirdi de. İlk yaptığım albüm tutmasaydı devam etmeyebilirdim. Cesaretim kırılabilirdi. Öyle çok insan var; sadece şarkıcı da değil; mesela çekmecesinde yazmış olduğu kitapları yayınevinden dönenler... Belki de çok büyük dehalar var içlerinde. Ara ara gönderiyorlar. Birçok romancıdan daha iyi şeyler yazanlara rastlıyorum. Şiir falan da gönderiyorlar. Gerçi onlarda pek iş yok. İşin ilginci müzikle ilgili de pek bir şey yok. Bana binlerce şarkı geldi. Biri için bile “Çok güzelmiş, alıp söyleyeyim” demedim.

        Neden öyle, neyimiz eksik?

        Bilmiyorum ki.

        İyi şarkı nasıl yazılır?

        Nereden bileyim.

        Başka kime soracağım?

        Bir formülü yok ki. İyi eğitimle desek; her konservatuvar bitiren iyi şarkıcı olabiliyor mu mesela. Bu da onun gibi bir şey. Ama bildiğim tek şey var; okuma alışkanlığı olmayan bir insanın şarkı yazması imkânsız. Şiirden geçmeyen birinin de iyi şarkı yazması düşünülemez.

        Bir de sizin şarkılarınız zor. Mırıldanmaya bile kalksa rezil oluyor insan...

        Zor evet. Çünkü intervalli şarkılar. Nakaratta bitmiyor. Akabinde yukarı doğru çıkış, bir haykırma... Şarkı düz giderken birden yüksek notalara çıkıp sonra geri indiği şarkılardan bahsediyorum. Artık bu formlar bende yerleşmiş, bir yükseliş bölümü yazmadan şarkı bitmiş gibi hissedemiyorum. Ki zaten öbür türlü bir şakrı koyduğumda da tutmuyor. Öyle alışmışlar. O çıkış bölümlerini söylemek de zor hakikaten. Konserde üst üste 20 şarkı öyle olunca ben de zorlanıyorum.

        Allah’tan kalabalık var.

        Aynen. Topluyken güzel bir koro oluyor.

        Simayla müzik eşleşir ya hani, sizinle beraber hüznün akla gelmesi, insanların sizi öyle konumlandırması hoşunuza gidiyor mu?

        Seviyorum evet. Bu bir stil. Dışa vuruşum bu şekilde; hüzünlü. Çok neşelenip “Şimdi şarkı yazmalıyım” dediğimde de hüzünlü bir şeyler çıkıyor benden.

        Tam “Hayatta her şey iyi giderken de hüzünlü şarkılar çıkıyor mu” diye soracaktım

        Melodik yapım, cümle kuruşlarım bu şekilde. O yüzden başka bir tarzda, ki zaten istemiyorum, istesem de çıkmaz. Mesela üniversite yıllarında yaptığım bazı neşeli şarkılar var. Umutlu güzel günleri tasvir ettiğim...

        Paylaşacak mısınız?

        Sanmam. Oturup taşınmayla ilgili bile bir şarkı yazmışım mesela.

        O hüzünlü de olabilir. Evet evet. “Bu yaz taşınılmaz” diye bir şarkı. Gördün mü işte; eğlenceli olabilecekken bile hüzün var bende.

        BABALIKTAN ÖNCE VE SONRA

        Nasıl dinleyicileriz?

        Sanatçı uzun süre ara verince unutuyor muyuz mesela? Biraz öyleyiz. Dünyadaki popüler anlayış yüzünden böyle. Müzikte, televizyonda, oyunda hiç fark etmez; bir dönem bir şey fazlaca popüler oluyor. Sonra yok olup gidiyor.

        Kendinizi nasıl koruyorsunuz bundan?

        Hiç bulaşmayarak. Moda sound’ları bile denemem. Albümdekilerin hepsi akustiktir.

        İki albüm arası 3 yıl, uzun bir dönem aslında.

        Sayılır.

        Niye öyle oldu, araya çocuk girdiği için mi?

        Çocuk girdi, hayat girdi. Şarkıların toparlanması da zaman aldı.

        Baba olmak size ne kattı?

        Son 2 aydır idrak ediyorum bunu. Çünkü daha yeni yeni konuşmaya başladı. Yürüyor da. Annesinden başka bir varlığın da olduğunu kabullendi. Ama öyle babalıktan önce ve sonra gibi bir durum yok. O büyüdükçe, paylaşımlarımız arttıkça bu durum değişecektir tabii. Şimdilik geçiş dönemindeyiz.

        Popçular evlenip çoluk çocuğa karışınca ‘popstar’ imajları zedeleniyor sanki...

        Öyle alıştırıldı çünkü. Dünyada böyle bir şey yok. Bir tek Türkiye’de ve Doğu toplumlarında gözlemliyorum.

        Sizce niye?

        Doğu toplumlarının düşünce dinamikleriyle alakalı..

        ‘Evliyse bakmayalım’ gibi bir şey mi?

        Olabilir. Genel ahlak anlayışı bu yönde. İşin içine biraz da muhafazakârlık giriyor.

        'Türk pop müziğinin nesini beğeneyim?'

        “Benim pop müzik diye bildiğim adam Michael Jackson’dır. Onu dinlemezdik. Hani lise çağları, ille bir şeye burun kıvıracaksın. Daha rock, isyankâr şeyler hoşumuza giderdi. O dinlemediğimiz adamın ne kadar büyük bir deha olduğunu bugün çok daha iyi anlayabiliyorum. Düşünün, zamanında onu bile beğenmezken şimdiki Türk pop müziğinin Allah aşkına nesini beğeneyim. Tabii; endüstriyel tarzdaki işlerden; toplamda 16 kez nakaratı tekrarlanan şarkılar var, onlardan bahsediyorum. Ve bu yüzden kendi müziğimi pop olarak görmüyorum.”

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ