Geleneklerden vazgeçmek bu kadar mı kolay?
Eurovision'dan neden çekildik? Finlandiyalı heavy metal grubu Lordi, Ukraynalı robot-uzaylı karışımı Verka Serducka ve ülkelerin kolektif yaratıcılığının varabileceği son noktayı çeşitli eksantrik şovlarla bizlere sunan bu yarışma özlenmez mi?
Sırma KARASU
sirmakarasu@gmail.com
Seksenlerde doğmuş biri olarak “Dallas”lı, “Küçük Ev”li tek kanal dönemi anım pek yok. Fakat, Türklerin buz pateni ve atletizmden ziyade ata sporumuz güreş ve halter gibi dallarda daha başarılı olduğunu olimpiyatlardan, “dış ilişkilerde problemli olduğumuz ülkeleri” ve gurbetçi işçi popülasyonunun Avrupa’daki dağılımını ise Eurovision’dan öğrendim. Bütün ülke kaç kez aynı olay için heyecanlanıp aynı kişiyi destekliyor ki? Milli maçlar ve olimpiyatlar tamam da, ya ülkenin yaratıcılığını ortaya koyan sanat ve eğlence? Puanlama sistemi, gönderilen şarkıcı, eser, sahne şovu sıkça eleştirilse de Eurovision, içinde Türkiye’nin müzik ve eğlence sektörünün yer aldığı prestijli tek yarışmaydı. Ulusal işlerin durumu ortada. Yeni adıyla “Türkiye Müzik Ödülleri” uluslararası değer taşımadığı gibi hem prodüksiyon hem de organizasyon açısından o kadar başarısız ki ancak adayların eşi dostu izliyordur. 2013 ödül törenini izleme gafletinde bulundum, aklımda kalan tek görüntü 2003’te ülkemize Eurovizyon birinciliğini yaşatan, tüm Avrupa’nın önünde gerçekten kaliteli bir sahne şovu sunan Sertab Erener’in sahneye dekoru olan çöp kutusunu sürükleyerek çıkması... Nereden nereye! Müsamere tadında ulusal müzik yarışmaları veya müzik alanındaki ödüller yaratıcılığı teşvikten çok magazin kültürünü beslemek amacıyla düzenleniyor. Türk popunu hareketlendiren, seyirciler içinse izlemesi gelenekselleşmiş yarışmaya katılmama kararımızın sebebi “Büyük Beşli” kuralı. Kural gereği yarışmaya en çok maddi desteği sağlayan İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya ve İspanya ön elemesiz katılabiliyor. Bir müzik yarışmasına yakışmayacak kadar materyalist bir kural olduğu doğru. Ancak son 15 senede, Almanya dışında bu ülkelerden hiçbirinin birinci çıkaramadığı düşünülünce acaba sırf bu kural yüzünden böyle bir platformdan mahrum kalmak doğru mu? Finlandiyalı heavy metal grubu Lordi’yi, Ukraynalı robot-uzaylı karışımı Verka Serducka’yı ve ülkelerin kolektif yaratıcılığında son noktayı çeşitli eksantrik şovlarla sunan bu yarışma özlenmez mi?
TÜRK POPU, KABARDİNO-BALKARYA EZGİLERİNDEN Mİ ETKİLENECEK?
Tabii ki özlenir. Hele de yerine, adını burun kıvırdığımız yarışmadan alan “Türkvizyon” gibi bir organizasyon koyulursa. Türkvizyon geçen ay 2013 Türk Dünyası Başkenti Eskişehir’de yapıldı. Yarışma hakkında tüm demeçler Eskişehir Valisi Güngör Azim Tuna’ya ait. Tahmin edersiniz ki içinde bol bol Nasreddin Hoca geçmekte... Vali Tuna’nın açıklamalarında Türkvizyon’un rekabeti değil kardeşliği amaçladığından dem vurması insana “E madem derdimiz kazanmak değil, neden kazanamıyoruz diye Eurovision’dan çekildik” sorusunu sorduruyor. Eurovision’a katılan ülkelerle de kardeş olsak olmaz mıydı? Diğer bir soruysa, yerli popçular yüzlerini iyiden iyiye Avrupa ve Amerika’ya dönmüşken, Kırgız, Azeri müziğiyle nasıl bir etkileşim beklenmekte? Sakın bana “Türk popu, 2014’te Kabardino-Balkarya ezgileri ve dub-step’ten bolca etkilenecek” demeyin, cidden politik doğruculuğumu yitirebilirim. İnternette birçok kişi, ülkemizin Eurovizyon’a katılmasının politik ve maddi kârzarar bilançosunu çıkarıp katılmamanın daha mantıklı olduğunu savunmuş. Bu analizleri okuyunca müzik yarışmasından maddi ve politik çıkar bekleyen, şehir kültür ve sanat yönetimi valiler tarafından idare edilen ülkemizin Eurovizyon gibi bir yarışma için bile fazla absürt olduğuna kanaat getirdim.