Biletler satışa çıkıyor! İşte Mehmet Açar'dan Filmekimi için 20 öneri
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından bu yıl 17. kez düzenlenen Filmekimi'nin biletleri 29 Eylül Cumartesi günü satışa çıkıyor. 2018 Filmekimi 5-14 Ekim tarihlerinde İstanbul'da, 12-16 Ekim'de Ankara'da, 19‑23 Ekim'de ise İzmir'de sinemaseverlere yılın en iyi filmlerini sunacak. Habertürk sinema yazarı Mehmet Açar'dan, Filmekimi için 20 film önerisi...
Üç Hayat (3 Faces)
Cafer Panahi, İran sinemasının önde gelen yönetmenlerinden biri ve her filminde üstü kapalı da olsa sistem eleştirisi yapmaktan vazgeçmiyor. İlk gösterimini Cannes'da gerçekleştiren “Üç Hayat”, meslek hayatlarının farklı dönemlerini yaşayan üç ayrı kuşaktan üç kadın oyuncuyu eksen alıyor. Panahi, İran'da da popüler olan “sosyal medya manzaraları” eşliğinde oyuncuların hayatına ve toplumun huzursuzluğuna bakıyor...
İran-Türkiye sınırında, ailesinin memleketi olan ve Azerice konuşulan köylerde çektiği filmde “ünlü yönetmen” olarak kendini de oynuyor. Filmde yer alan şiirler, devrim öncesinin sinema yıldızlarından, günümüzde film çekmesi yasak olan Shahrzad’a ait.
Uzun Bir Günden Geceye Yolculuk (Di qiu zui hou de ye wan - Long Day’s Journey Into Nıght)
Çinli yönetmen Bi Gan, 2015'te “Kaili Blues” adlı ilk uzun filmiyle başta Locarno olmak üzere festivallere katılmış ve çeşitli ödüller kazanmıştı. Bi Gan'ın yeni filmi, dünya prömiyerini Cannes Film Festivali'nde yaptı ve eleştirmenlerden çok yüksek notlar aldı...
Film, 20 yıl önce yaz aylarında birlikte olduğu esrarengiz bir kadını ararken geçmişi hatırlayan bir adamın hikâyesini anlatıyor. Kara film ve bilimkurgu gibi türlerden de izler taşıyan “Uzun Bir Günden Geceye Yolculuk”, Filmekimi'nin basın bülteninden alıntılarsak “hafıza, geçmiş ve anılar üzerine zarif bir zihin alıştırması..” Görsel atmosferiyle de öne çıkan filmin genel seyirci kitlesinden ziyade özellikle eleştirmenler tarafından beğenildiğini belirtelim.
Woman at War (Kona fer í stríð)
2013'te çektiği “Atlar ve İnsanlar”la adını duyuran İzlandalı yönetmen Benedikt Erlingsson, yeni filmi “Woman At War” ile Cannes'da Eleştirmenler Haftası'nda yer almayı başardı. İzlanda’nın el değmemiş dağlık bölgelerinde geçen film, yöresindeki alüminyum tesislerine karşı tek başına savaş açan 50'li yaşlarındaki çevreci aktivist Halla'nın öyküsünü anlatıyor.
Savaşını sonuna kadar götürmekte kararlı olan “Dağların Kadını” Halla'nın hayatı evlat edinme başvurusunun kabul edilmesiyle alt üst oluyor. Yönetmen Erlingsson filmini “macera gibi anlatılan bir kahramanlık hikâyesi; gülümseyerek anlatılan ciddi bir masal” olarak tanımlıyor.
Suspiria
“Benim Adım Aşk”, “Beni Adınla Çağır” gibi aşk filmleriyle tanınan İtalyan yönetmen Luca Guadagnino'nun merakla beklenen yeni filmi “Suspiria”, Venedik Film Festivali'nde görücüye çıkmasının ardından eleştirmenleri ikiye böldü. Kimisi çok beğendi, kimisi nefret etti, kimisi de vasat buldu...
Dario Argento'nun 1976 tarihli aynı adlı korku filminin yeniden çevrimi olan “Suspiria”, 1977 yılında Berlin'de bir dans okulunda geçen olayları anlatıyor... Başrollerde Dakota Johnson ve Tilda Swinton var. İlkinin öyküsüne bağlı kalan filmin müzikleri Radiohead grubundan Thom Yorke tarafından bestelendi. Filmde yer alan dans sahnelerinin koreografileri ise Damien Jalet’ye ait.
Çifte Hayatlar (Doubles vies)
“Hayalet Hikayesi” (Personal Shopper) ile alternatif bir gerilim filmine imza atan, akıllı telefonlarla ilişkilerimizi sorgulayan Fransız yönetmen Olivier Assayas, bu kez de çağımızda yaşanan dijital dönüşüme ayak uydurmakta zorluk çeken Parisli bir yayınevi yöneticisi ile yazarın uyumsuz hayatlarını konu alıyor.
Alain ve Leonard aynı zamanda bir orta yaş krizi de yaşamaktadırlar... Venedik Film Festivali'nde Altın Aslan için yarışan ve eleştirmenlerden yüksek puanlar alan film, mizahi ve ironik yaklaşımıyla seyirciyi cezbetmesini bildi. Filmin başrollerinde Juliette Binoche ile Guillaume Canet var.
Climax
Gaspar Noé'nin daha önceki filmlerini çok sevdiğimi ya da beğendiğimi söyleyemem ama her koşulda ilgiye değer bir yönetmen olduğunu inkâr edemem. İlk gösterimini geçtiğimiz Cannes Film Festivali'nde yapan ve Yönetmenlerin 15 Günü bölümünün en iyi filmi seçilen “Climax”, 1990'lı yılların ortasında geçiyor. Bir grup dansçı üç günlük bir prova süreci için orman içindeki boş bir yatılı okulda buluşurlar.
Son provanın ardından yaptıkları partide tuhaf şeyler olmaya başlar. Dansçılar esrarengiz bir çılgınlığa kapılırlar... Kimisi kendini cennette gibi hissederken kimisi de cehennemi yaşadığını düşünür. “Climax”, Gaspar Noe'nin eleştirmenler tarafından en çok beğenilen filmi gibi görünüyor. Filmdeki dans koreografileri Nina McNeely’ye ait. Koreograf rolündeki Sofia Boutella’yı “Kingsman” filminden tanıyoruz. Filmde “waacker”, “krumper” ve “electrodancers” gibi farklı sokak dans tarzları yer alıyor.