Okyanusta 405 gün sürüklendi
Mucize kurtuluşun inanılmaz öyküsü
Basının karşısına çıkar çıkmaz Alvarenga’ya ilk yöneltilen soru “Yolculuğunuz nasıl geçti” oluyor. “Kötü düşünceleri aklıma getirmemeye çalıştım ki etrafta sizi ümitlendirecek hiçbir belirti yokken bu sandığınızdan daha zor” diye yanıtlıyor Alvarenga. “Sürekli dua ettim. Tanrı’nın beni koruduğuna inandım.” Hiç köpekbalığı tehlikesiyle karşılaşmamış. Avlanan balıkları koymak için teknede bulunan sandığa girip yakıcı güneşten kendini korumuş. Tekne devrilmemiş... Bunların tersi olmuşsa da hatırlamıyor!
Anlattıklarına bakılırsa, altın kural: “Ne kadar susarsan susa asla deniz suyuna meyletme!” Tecrübeli balıkçımız bu kurala harfiyen uyuyor; yağmur suyu en büyük kurtarıcısı. Yetersiz kaldığı zamanlarda da kendi idrarını içiyor. Yemekse küçük balıklar ve martılar... Bir de kaplumbağa kanı içtiğini söylüyor. “Yemek ve içecek bir şeyler bulmak için uğraşmak beni ayakta tuttu. Pes etmemek için bir hedefiniz olması önemli” diyor.
YOKSA ALVARENGA ARKADAŞINI MI YEDİ?
Ancak sorular bitmiyor... Teknedeki diğer kişi, Ezequiel Cordoba’nın bu konuda şanslı olduğunu söyleyemeyiz. Alvarenga, arkadaşının 4 hafta sonra öldüğünü ifade ediyor. Ona göre, arkadaşı mücadeleyi erken bırakmış. Cordoba ne balık ne de martı tutmak için çaba harcamış. Ama buradan Alvarenga’nın pek paylaşımcı olmadığını da anlıyoruz. Gerçi Cordoba kaplumbağa kanı içmek için gayret göstermiş ama midesi kabul etmemiş. Kaderine öyle teslim olmuş ki son nefesini verirken de ağzından hiçbir söz çıkmamış. “Uzandığı yerde yan döndü ve artık ölmüştü” diyor Alvarenga. “Onun adına çok üzüldüm.” Akabinde genç arkadaşının cansız bedenini tekneden atmış.
Uzmanlarsa bir balıkçının, hele de okyanusun ortasında bir cesedi asla atmaması gerektiğini, çünkü bunun civardaki köpekbalıklarını çekeceğini ve kendisi için büyük tehlike yaratacağını bilmesi gerektiğini kaydediyor. Alvarenga ise anlattıklarının doğruluğunda ısrarcı. Bizim de arkadaşına tam olarak ne olduğu konusunda ona güvenmekten başka çaremiz yok. Yine de bu, basında “Aslında arkadaşını yedi” türünde yorumlar okumamıza engel değil. İlginç olan, Alvarenga’nın kaybolmadan öncekine göre daha kilolu görünmesi. “Ona böyle kilo aldıran martı, balık ve kaplumbağa kanı üçlüsü olabilir mi” diye soruyor bazı gazeteciler. Ki bunları da düzenli bulamadığını düşünürsek; zor. Doktorlar, bunun sadece yemeye bağlı olmadığını; deniz suyu, güneş ve açlığın da şişkinliğe sebep olabileceğini söylüyor. Bahtsız balıkçı Cordoba’nın 29 yaşındaki ağabeyi Romeo ise The Telegraph Gazetesi’ne “Neden öldüğüne dair en ufak bir kanıt yok. Avlanmayı nasıl beceremedi? O kadar güçsüz biri değildi. Okyanus şartlarının ne denli zorlu olduğunu tahmin ediyoruz ancak kafamızdaki soru işaretlerini gidermemiz lazım” diye konuşmuş.
Bu hikâyede soru işaretlerini gidermek pek kolay olmayacak gibi. Karaya çıkarıldıktan sonraki muayenede doktorlar Alvarenga’nın hafızasında bazı gel-gitler olduğunu kaydetmiş. Ne yaşadığı yerin ismini, ne de ailesinin telefon numarasını hatırlıyormuş. Amerika’da yaşadığını iddia ettiği 3 erkek kardeşine de ulaşılamamış.
Alvarenga ise ailesini aklına getirmenin mücadelesi boyunca en büyük motivasyon kaynağı olduğunu anlatıyor. “Devamlı eşimi ve çocuğumu düşünüyordum. Beni çok özlediklerine, benim için endişelendiklerine hatta öldüğümü düşündüklerine emindim” diyor ama eşini ve kızını kaybolmadan önce terk etmiş Alvarenga. 13 yaşındaki kızı Fatima, 18 aylıkken babasının onları bıraktığını söylüyor. Kurtulduktan sonra telefonda konuşmuşlar. Babası ona “Beni özledin mi?” diye sorduğunda kendini tutamayıp ağlamış. Eşi Arely ise pek oralı değil gibi. Onunla tekrar karşılaşacak olmanın kendisini o kadar da heyecanlandırmadığını dile getiriyor. Alvarenga bulunduktan sonra televizyondaki görüntülerden onu ilk tanıyan ve gezetecilere resmini gösterip kimliğinin teyit edilmesini sağlayansa annesi Maria. Eh, “Ağlarsa anam ağlar” diye boşuna dememişler... Jose Salvador Alvarenga’nın son hali.
ALVARENGA GERÇEKTEN NASIL KURTULDU?
Peki Alvarenga gerçekten nasıl kurtuldu? Malum iki seçenek var; ya okyanus ortasında biri sizi bulacak ya da tekne sürüklene sürüklene sonunda bir karaya varacaksınız. Alvarenga’nın kaderinde ikincisi var. Ebon Atoll’a ayak bastığında ilk duyduğu ses tavuk gıdaklaması. “Fakat hiçbirini göremedim. Sesin olduğu yere doğru gittim ama çok yorgundum” diyor. Sonra adanın iki yerlisi onu fark ediyor. Yanına geliyorlar. Ona hindistan cevizi ve su veriyorlar.
Akabinde evlerine götürüp tedavi ediyorlar. Polise haber veriliyor. İlk incelemede teknede kamplumbağa kabukları ve kuşların kemiklerine rastlanıyor. Polisle birlikte işin içine basın da girince Alvarenga “mucize adam” olarak huzurlarımıza geliyor. İlk resmi tedavi Majuro’da bir hastanede gerçekleştirilmiş. Doktorlar dudaklarında hiç çatlak bulunmamasına, teninin o kadar da kararmamasına, yürüyüşünün hiç fena olmamasına bir hayli şaşırmış. Sadece karaciğeri biraz şişmiş ama böbrekleri gayet iyi. Pek çok soru arasında doktoru Roner Mendoza basına yaptığı açıklamada durumu özetliyor: “O yürüyen bir mucize.”
Uzmanlara sorular
7 metrelik 75 beygir motoru olan bir tekneyle 6 bin 600 mil yol alabilir miyiz? Okyanus uzmanı Eric Van Sebille’ye göre Meksika’dan Marshall Adaları’na ulaşmak 18 ay sürer. Ancak rüzgâr ve akıntıya bağlı olarak bu süre 13 aya kadar inebilir.
Kendi idrarımızı içerek hayatta kalabilir miyiz? Bu mümkün fakat yalnızca kısa bir süre için. Günlerce bu şekilde devam edildiği takdirde zararlı atıkları vücuda geri koymuş oluruz ve bu da böbrek yetmezliğine yol açabilir.
Çıplak elle martı ve balık yakalayabilir miyiz? Hız ve beceri bu işin sırrı. Küçük balıklar teknenin etrafında gezindikleri için rahat yakalanabilir. Martılar da sık sık tekneye konabilirler, fakat yakalamak bir hayli zor olur. n Hafızamız ne durumda olur? Bu kişisine göre değişir. Ancak Alvarenga’yı inceleyen doktorlar balıkçının hafızasında birtakım gel-gitler olduğu görüşünde hemfikir. Marshall Adaları’na bağlı Ebon Atoll’de karaya çıktı.