Köşk'ün gizli bahçesi
Bahçenin kapıları ilk kez HABERTÜRK Gazetesi'ne açıldı
Çankaya Köşkü bugüne kadar hep siyasi yönüyle konuşuldu. Oysa devletin zirvesinin Ankaralıların bile bilmediği büyük bir bahçesi var. Bu bahçenin kapıları ilk kez HABERTÜRK Gazetesi'ne açıldı.
EVDEN KAÇAN KUŞLAR ÇANKAYA KÖŞKÜNE SIĞINIYOR
Çankaya Köşkü'nün bahçesini Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen'le birlikte gezdik. İsen bize 450 dönümlük Köşk'ün bahçesini gezdirirken, bilinmeyen yönlerini de anlattı. 864 rakım olduğu ileri sürülse de aslında başkente hâkim 1071 rakımlı tepenin özel konumuna işaret eden Genel Sekreter Prof. Dr. İsen, Köşk'ün ağustosta bile bu kadar yeşil kalabilen bahçesini "Bozkırın ortasında bir vaha" olarak tanımlıyor. Haksız da sayılmaz, Köşk'ün bahçesinde tam 17 bin 800 ağaç var. Başyaverlik binasının hemen yanında ise boyları 20 metrenin üzerindeki mavi çamlar dikkat çekiyor. Bahçe bu kadar yeşil olunca kuş sesleri de hiç eksik olmuyor. Mustafa İsen, etraftaki evlerden kaçan muhabbet kuşları ve papağanların Çankaya Köşkü'nün bahçesine sığındığını anlatıyor.
Aslında bahçede baykuş ve kaplumbağalar da yaşıyor. Köşk'ün bahçesindeki en ilgi çekici hayvan ise, hikayesi dilden dile dolaşan ama bugüne kadar kimseye zararı dokunmayan tilki. Mustafa İsen'e "O tilki hâlâ yaşıyor mu?" diye soruyorum, "Köşk bir değil iki tilkiye ev sahipliği yapıyor" diyor. Anlattığına göre; kışı Köşk'ün bahçesinde geçiren tilkiler, yazı 10 kilometre uzaklıktaki Mühye Köyü'ne geçiriyor. Köşk sakinleri de bir an önce geri dönmelerini bekliyor. Çünkü bu sevimli hayvanlar bahçenin kalkerli toprağında yaşayan iri cins fareleri yiyor.
ÇİLEK FİDELERİ KAYSERİ'DEN
Bahçenin bugünkü hale gelmesinde Cumhurbaşkanı'nın eşi Hayrünnisa Gül'ün emeği çok. First Leydi, bahçede iki yıldır organik tarım yapıyor. Hayrünnisa Hanım, geçen sene verdiği bir röportajda, hâlâ annesinin kuruttuğu domates tohumlarını kullandığını anlatırken, "Domates, biber, salatalık ve bazı meyveler yaz boyunca bahçeden geliyor. Gelen misafirlerimize gönül rahatlığıyla bu sebze ve meyveleri ikram ediyorum" diyordu.
İşte bu ürünler, Cumhurbaşkanlığı yerleşkesinin en az bilinen köşesinde üretiliyor. Köşk'ün kilitli kapıları açılan meyve-sebze bahçelerine girdiğimizde biz de tek tek hepsinin tadına baktık. En çok da çilek yedik.
Cumhurbaşkanlığı Park ve Bahçeler Müdürü Ziraat Mühendisi İbrahim Sönmez, bahçenin her köşesiyle olduğu gibi bu ürünlerle de bizzat ilgileniyor. Anlattıklarına göre; Köşk'ün bahçesinde 16 çeşit meyve, 22 çeşit de sebze yetiştiriliyor. Bunlara, 15 çeşit baharat dâhil değil. Çilek, elma, kayısı, şeftali, kiraz, badem ve armut gibi meyveler; domates, brokoli, lahana, ıspanak gibi sebzelerin yanında biberiye, kekik, fesleğen, nane ve adaçayı gibi baharatlar da organik olarak üretiliyor. Kışın üretim seralara taşınıyor. Tadına doyamadığımız çilekler, Kayseri kökenli. Fideleri, önceki yıl Kayseri Yeşilhisar'dan getirtilip benzer toprak ve iklim şartlarına sahip Çankaya Köşkü'nün bahçesinde üretime başlanmış.
KÜÇÜK MÜCEVHER KUMKUAT
Çankaya'nın 650 metrekarelik bir de çiçek serası var. Cumhurbaşkanı'nın makam odası dâhil iç mekânlarda kullanılan çiçeklerin hepsi burada yetiştiriliyor. Serada 220'ün üzerinde farklı bitki bulunuyor. Abdullah Gül'ün makamında bulunan çiçeğin türü "poli cycas". Sık yapraklı bir çiçek. Serada Köşk'teki resepsiyonlar ve diğer kabuller için de kesme çiçek üretiliyor. Seraya adım atar atmaz 10 metre boyundaki dev kaktüs dikkati çekiyor. Bir de kahve ağacı ile kumkuatlar. Kahve ağacı geçen sene yalnızca tek bir meyve vermiş. ‘Küçük mücevher' olarak adlandırılan kumkuat tam bir C vitamini deposu olarak biliniyor. Kabuğu ile birlikte yenen, reçeli ve marmelatı yapılan kumkuat, marketlerde 80–90 TL'ye alıcı buluyor. Köşkte yetişenler ise henüz olgunlaşmamış, onları yemek için biraz daha beklemek gerekiyor.
100 METRE UZUNLUĞUNDA GÜL KAMERİYESİ
Cumhurbaşkanlığı yerleşkesi içindeki en önemli ve dikkat çekici yapı kuşkusuz Müze Köşk. Ankara'nın güneyinde ağaçlar arasında terası bulunan bu küçük bağ evi, 1921'den sonra Atatürk tarafından kullanılmıştı. Bugün "Müze Köşk" olarak bilinen bu yapının hemen yanında Pembe Köşk (Çankaya Köşkü) bulunuyor. Pembe Köşk, 1932'den ölümüne kadar Atatürk'ün ikametgâhı ve çalışma alanıydı. Yanında bulunan uzunluğu 100 metrelik ‘gül kameriyesi görülmeye değer. Pembe Köşk'ü kullanan cumhurbaşkanları, en zor dönemlerde çalışmalarına ara verir, bu dev kameriyenin altından yürürmüş. Birçok önemli kararı da bu kameriyede almışlar. Kameriye her mevsimde güzel ama en iyisi ilkbahar. Biraz yukarıda, Müze Köşk ile Pembe Köşk'ün hemen arkasındaki yüksekçe yerden Ankara'yı seyretmek çok güzel. Başkent ayaklarımızın altında, Anıtkabir tam karşımızda. Cumhurbaşkanları da zaman zaman buraya çıkar, Ankara'yı seyreder, tahta banklara oturup çaylarını yudumlarmış.
BAHÇEDE NELER YAPILDI?
Cumhurbaşkanlığı yerleşkesini bugünkü yemyeşil haline getirmek için üç yıldır oldukça yoğun çalışma yürütüldü. Kimi bölümlerde yalnızca temizlik çalışmaları iki yıl sürdü. Bütün ağaçların altları temizlendi. Kurumuş dallar ve otlar toplanarak muhtemel yangın tehlikelerinin önüne geçildi. 105 bin adet mevsimlik bitki dikilerek bunların düzenli bakımları yapıldı. 450 dönümlük alanın büyük bir bölümü çimlendirildi. Lale, sümbül, nergis gibi soğanlı bitkilerden de 70 bin adet dikildi. Çankaya Köşkü'nün zengin fauna ve florası, Ankara'daki üniversite öğrencilerinin de dikkatini çekiyor ve zaman zaman buraya uygulamalı teknik geziler düzenleniyor.
864 DEĞİL 1071 RAKIMLI TEPE!
KÖŞK'ÜN EN YÜKSEK NOKTASINDA TARİHİ SU DEPOSU VAR
En sık tekrarlanan yanlışlardan biri, Çankaya Köşkü'nün deniz seviyesinden yüksekliğine ilişkin. Çankaya Köşkü, sanıldığı gibi 864 rakımlı tepede değil!
Abdullah Gül'ün makam odasının bulunduğu katın deniz seviyesinden yüksekliği, 1071 metre. Yerleşkenin en yüksek noktası ise 1154 metre.
Burada, Atatürk döneminde Elmadağ sırtlarından borularla getirilen içme suyu toplandığı su deposu bulunuyor. Söz konusu depo günümüzde kullanılmıyor ama hem Köşk'ü hem de Ankara'yı seyretmek için ideal bir nokta olarak varlığını sürdürüyor.
FOTOĞRAFLAR: Arif AKDOĞAN
TİLKİ FOTOĞRAFI, ARİF AKDOĞAN ARŞİVİNDEN
Süleyman KURT/ANKARA