Silikon Vadisi'nin Türk kahramanları
ABD'de sessiz sedasız milyar dolarlık işlere imza atan Türk patronlar başarıdan başarıya koşuyor
Bugün teknolojinin kalbinin attığı California bölgesindeki Silikon Vadisi, sadece trendleri belirlemekle kalmıyor, dünyanın en büyük teknoloji şirketlerine de ev sahipliği yapıyor. Intel, Apple, Google, Cisco, AMD, Yahoo, HP, Oracle gibi milyar dolarlık şirketlerin gövde gösterisinde bulunduğu Silikon Vadisi’nde dünyanın en büyük oyuncularının yanı sıra Türk girişimciler de kıyasıya rekabet ediyor. Onlar, chip dizaynından yazılıma kadar farklı alanlarda devlere kafa tutmakla kalmıyor, kendi mucizelerini de yaratıyor. Dünya teknoloji devlerinin arasında sessiz sedasız kendi başarı öykülerini yazanlar, işin sırrını CNBC-e Business’a anlattı.
CHIP DİZAYN EDİYOR
İTÜ Elektrik Fakültesi mezunu İsmail Ökter’in Silikon Vadisi’ndeki ilk iş deneyimi, 1984 yılında haberleşme endüstrisinde ilk modem chip’lerini yapan EXAR’da çalışmasıyla başladı. 1996’da Teknoloji Geliştirme Grubu’nun başındayken EXAR’dan ayrılıp, Ateş Gürcan ile birlikte Decicon’u kurdu. Bugün Decicon’un Başkanı ve aynı zamanda CEO’su. O gün bugündür analog chip tasarımı üzerine hizmet veren Decicon’un uzmanlık sahasını Analog ve Mixed Signal Chip Desing olarak adlandırıyor Ökter ve anlatmaya başlıyor: “Özellikle taşınabilir aletlerde yani mp3 çalarlar, PDA’ler, dizüstü bilgisayarlar ve cep telefonları bunun başında geliyor. “Hitap ettiğimiz sadece ‘ultra portable power management’ chip’lerinin dünya pazarındaki yıllık toplam pazar değeri 5 milyar dolar civarında. Bazı firmaların bu pazardan pay almaları için onlara bu chip’leri tasarlayarak hatta bazen tanımlayarak biz yardımcı oluyoruz.. Üretimini ise kendileri yapıyorlar. Müşterilerimiz arasında yıllık cirosu 1 milyar doların üzerinde olan chip üretiminde söz sahibi olarak bilinen şirketler var. Ceplerinizdeki telefonlarda, evinizdeki playstation’larda, markası farklı olsa da Decicon tarafından tasarlanmış ve geliştirilmiş chipler bulunma olasılığı var.”
Vadi’de etnik kökeninizin önemi olmadığını anlatıyor İsmail Ökter. “Bay Area dedikleri, San Francisco Körfezi’ni Çevreleyen bölgede, ki Vadi’yi de içeriyor, Amerika doğumlu olmayanlar çoğunlukta. Yani klasik anlamdaki azınlıklar, çoğunluk olmuş durumda” diyor. Vadi’ye teknolojinin ve yaratıcılığın kalbi olarak bakıldığını belirten Ökter’e göre yaratıcılık ve girişimcilik burada bir ‘kültür’ halini almış. “Sonuçta bundan 5-10 yıl sonrasının teknolojilerinin ne olacağı burada belirleniyor ve de elektronik alanındaki yerel ve uluslar arası iş bağlantılarının bir çoğuna burada karar veriliyor” diyen Ökter’in Türkiye’de yatırıma yönelik de projeleri var. Ondan dinleyelim: “3-4 sene öncesine kadar kesinlikle planlamıyordum. Türkiye’de ne yatırım yapmaya hazırdı ne de risk almaya. Galiba uzun vadeli plan yapmadan para kazanmak kolay ve tatlı gelmekteydi. Son yıllarda bu eğilimin değistiğini gözlemekteyim.Global rekabet ortamında yaşayabilmek için Ar-Ge’ye para harcamak gerektiği fark edildi gibi sanki. Bulunduğum sektörle ilgili olarak Türkiye’de bir girişim yapmayı ciddi ciddi düşünür oldum. Bir yıl önce Decicon olarak İstanbul’daki bir üniversiteyle bir araştırma işbirliğine girdik.”
MIT mezunu olan Cüneyt Özveren, bugün LeapTag’in CEO ve yönetim kurulu başkanı olarak görev yapıyor. LeapTag, onun sahibi olduğu üçüncü şirket. Daha önce iki başarılı operasyona imza atan ve kurduğu şirketleri başarıyla diğer teknoloji devlerine satan Özveren’in bugün başında olduğu LeapTag kullanıcıların isteklerine göre haber ve blog bulan akıllı bir sistemSon iki senede geliştirdikleri ‘yapay zeka’ ürünü bu sistemin önce PC’lerde çalıştığını anlatan Özveren, “Bir ay önce LeapTag’i bir Facebook uygulaması haline getirdik. En hoşumuza giden şey de uygulamamızın sadece İngilizce olmasına rağmen Türkiye’de kısa zamanda çok popüler olması. Amacımız Türkiye’deki her Facebook kullanıcısıni günlük LeapTag kullanıcısı haline getirmek” diye konuşuyor. Peki LeapTag nasıl çalışıyor. Cüneyt Özveren, anlatıyor: “İlk olarak, kullanıcıya istek alanlarını soruyoruz. Daha sonra, bu istek alanlarına göre kullanıcıya haber ve blog gösteriyoruz. Kullanıcı okuduğu haberlerden bazılarına ‘thumbs up’ ve ‘thumbs down’ şeklinde yanıt veriyor. Bizim yapay akıllı sistemimiz, bu yanıtları kullanarak o kullanıcıya daha uygun olan haber ve blogları bularak gösteriyor. Dolayısı ile ‘akıllı gazete’ yaratmış oluyoruz, yani, okuduğunuz gazete her gün neyi sevip sevmediğinizi öğrenip, her geçen gün size daha uygun haber buluyor. Başka bir deyişle, haber ve blog bulmanın Google’u olmayı planlıyoruz.”
Ona en çok zevk veren ise yepyeni, kimsenin akıl edemediği hatta baştan anlamayıp karşı çıktığı teknolojileri geliştirmek ve insanların hayatını değiştirebilmek. En zor olan kısım ise onun deyimiyle ‘görüş alanı kısıtlı’ olanlara ki buna yatırımcılar da dahil, ileri görüşlü olmayı öğretmek. Peki Silikon Vadisi’nde olmak ona ne katıyor? Özveren’den dinleyelim: “Buradaki olanaklar dünyanın hiçbir yerinde yok. En büyük fark, hem yatırım, hem kaynak, hem de destek veren altyapı teknolojilerinin hepsinin biraraya geldiği yegane yer olması. Silikon Vadisi start-up kurmaya çok uygun bir yer. Türkiye’deki meslektaşlarıma göre bu ortam tabii ki büyük avantaj sağlıyor. Türkiye’de ise bu konuda hevesli genç arkadaşlar var ama onlara olanak verilmesi ve işlenmesi lazım. Ayrıca sermaye pazarlarının da gerçek anlamda start-up yatırımı yapabilmeleri gerekiyor.”
Cüneyt Özveren, uzun zamandır Türkiye’de yatırım olanaklarına baktığını söylüyor. En büyük ideali ise Türkiye’de yeni teknoloji geliştiren şirketlerin kurulmasını sağlayan bir fon kurabilmek. Devamını, ondan dinleyelim: “Benim kriterim bu teknolojilerin sadece Türkiye pazarı için değil, aslında tüm dünya pazarı için geliştirilmesi. En büyük uğraşım, Türkiye’deki yatırımcıya gerçek risk sermayesini ve nasıl çalıştığını anlatabilmek. Bence bunu anlamak şart, çünkü Türkiye’ye gerçekten yararı olan sermaye ancak Türkiye’den gelebilir. İlk sermaye Türkiye’den geldikten sonra dünya şirketleri kurarak bu sermayeyi yabancı sermaye ile defalarca katlayabiliriz ama bence ilk Türkiye’den başlaması şart…”
ODTÜ’de lisans, Bilkent’te yüksek lisans yapan Murat Alaybeyi, Carnigie Mellon Üniversitesi’nde doktora yaparken, okuldan üç arkadaşıyla birlikte Performance Signal Integrity (PSI) adlı ilk şirketini kurduğunda tarih 1992’yi gösteriyordu. Alaybeyi o günleri “Yoğun çalıştık ve eğlendik, ortam iki sene boyunca sınav öncesi geceleyen öğrenciler grubundan farklı değildi” diye anlatıyor. Sonuçta bir ürünü satmayı başardıklarını belirten Alaybeyi 1993’ün sonunda iki iyi alternatifin karşılarına çıktığını söylüyor. Hikayenin geri kalanını Alaybeyi’nden dinleyelim: “Biri yatırımcı (Venture Capital) bir şirketin önerisini kabul edip Silikon Vadisi’ne taşınmak, diğeri de satın alınmak. İkinci seçeneği tercih ettik ve Avanti Corp’un bir parçası olduk. Avanti teknolojide hızlı ilerleyen bir şirketti. Orada çok başarılı yeni ürünler tasarlanmasında ve geliştirilmesinde liderlik yaptım. 2002’de diğer üç arkadaşımla Mojave Inc’i kurduk. Mojave’nin 2004’te Magma Desing Automation tarafından satın alınmasından beri, Magma’da Ar-Ge’nin teknik liderliğini yapıyorum.”
Alaybeyi, Magma’da ‘chip’ tasarlamaya yardımcı bilgisayar programları yazan Electronic Design Automation (EDA) alanında çalışıyor. “Esasen algoritma ağırlıklı bilgisayar programı hazırlıyoruz ama bu alanı yazılım değil de donanım grubunda sınıflandırmak daha uygun. EDA şirketlerinin toplam cirosu 5 milyar dolar, bu da sanırım elektronik endüstrisinin yüzde 2’si anlamına geliyor. Magma Desing Automation, EDA’nın önemli 3-4 şirketi arasında. Magma içinde bizim grubumuz chip tasarlamasının son aşamalarından sorumlu.”
Kendisi işadımı değil de ‘iş yapabilen teknik adam’ olarak tanımlayan Alaybeyi’ne göre, Silikon Vadisi’nde yaşayan çoğu insanın teknoloji üzerine çalışıyor olması, büyüyen bir şirket için önemli bir avantaj. Murat Alaybeyi, anlatıyor: “Eski şirketlerden ya da herhangi başka bir şekilde tanıdıkla sosyal olarak yenen öğlen yemekleri iş değiştirmelerle sonuçlanabiliyor. Tabii, durumu iyi olmayan bir şirketin çalışanları da aynı sebepten hızla yok olabiliyor. Buradaki başka ilginç bir avantaj/dezavantaj da teknoloji ile adli sistemin bağlantısı. Özellikle EDA alanında davalar çok yaygın. Silikon Vadisi tecrübemde birçok defa avukatlarla yüzleştim. Komik gelecek ama 2002’de çalıştığımız şirketten ayrılmadan önce ‘Nasıl istifa edilir?’ konusunu bile dava avukatlarıyla çalıştık! Evet, pahalıydı ama harcanan o paranın boşa gitmediğini düşünüyorum.”
Murat Alaybeyi’ne göre yaptığı işin en keyifli tarafı ‘başarı’. En zor olanın ise başarısızlık olduğunu söylememize gerek yok. “Beni en çok heyecanlandıran, ürünü zorlayan problemlere olası çözüm bulmak. İlginç olan ise bunun çoğu zaman iş başında değil de alakasız zamanlarda örneğin duş yaparken ya da yoğun trafikte araba kullanırken olması!
Kafayı kullanmadan yapmak zorunda olduğunuz rutin işler bunun için birebir. Çünkü kafayı
mecburen kağıtsız kalemsiz bilgisayarsız çalışmaya zorluyorsunuz. Aklıma gelmişken söyleyeyim, şu anda çalıştığım ürünün en kritik algoritması hoşuma gitmeyen, sonuna kadar oturmak ‘zorunda’ olduğum bir konserde aklıma gelmişti!”
“Türkiye'de çok kaliteli, çalışkan ve zeki insan gücü yetişiyor, fakat tecrübeli teknik ve iş adamı az” görüşünü savunan Alaybeyi, “Bence bu potansiyelin değerlendirilmesi için Amerika’da teknoloji sektöründe çalışanların köprü görevi kurabileceğini düşünüyorum. Bazıları tarafından ‘beyin göçü’ diye negatif olarak algılanan bu grubun, önemli bir pozitif olduğunu düşünüyorum. Bugün Hindistan’da silikon teknoloji devrimi gerçekleşiyor. Bunun sebebi tabii ki Hindistan’ın altyapısı değil, Amerika’da silikon teknolojisi üzerine çalışan Hintli sayısı ve işgücünü hazırlayan Hindistan üniversiteleri!”
Silikon Vadisi’nde kendi başarı öyküsünü yazan başarılı Türkler’den biri de Ali Kutay. Daha önce de Lockheed Martin’in şirketlerinin ticari yazılımları kolu Formtek’in başkanı ve CEO’su olan Kutay, önce kendi şirketi WebLogic Inc’i kurdu. Kutay, bu şirkette web tabanlı uygulamaları inşa eden uygulama server’ları teknolojisini geliştiriyordu. WebLogic’in BEA System ile ‘evlenmesinden’ sonra, e-business altyapı yazılımları sağlayan ikinci şirketi AltoWeb’i kurdu. Şimdi üçüncü şirketi GoldenGate SW’nin CEO’luğunu ve başkanlığını yürütüyor.
Vadi’nin bir başka girişimcisi ise Alan Bekir Grebene. UC Berkeley’de yüksek lisans, Rensselear Polytechnic Institute de doktora yapan Grebene, 1963 yılından bu yana yarıiletken endüstrisi ile ilgili çalışmalar yapıyor. Bu konuda analog ve karışık sinyal IC dizaynı ile ilgili birçok kitap yayımlayan Grebene, Exar Corp. ve MicroLinear şirketlerinin kurulmasının fikir babasıydı. Exar’ın bugün piyasa değeri 500 milyon doların üzerinde. 1992 yılında Symmetry Design Systems isimli yazılım şirketinin kurulması da Grebe’nin fikriydi. Birçok danışma konseyinde ve risk sermayesi şirketinin yönetim kurulunda görev yapan Grebene, şu sıralar emekliliğin tadını çıkarıyor.
AYLİN LÖLE/CNBC-e Business