En ağır yalnızlıklar bu kentte yaşanır
İki farklı dönemin hikâyesi tek duyguda birleşti: Yalnızlık... Kentin 1800'lerden 2000'lere uzanan yalnızlık duygusunu Yazar Selahattin Nehir, yeni kitabı 'İstanbul Yalnızları'nda anlattı. İstanbul için, "En ağır yalnızlıklar bu kentte yaşanır" diyen Nehir ile kitabın en önemli mekânlarından Galata Kulesi'nde buluştuk...
Yazar Selahattin Nehir son kitabı ‘İstanbul Yalnızları’nda iki ayrı yüzyılda yaşamış Alxas ve İsmet’in İstanbul’daki yalnızlığını ele alarak; kentin tarihinden coğrafyasına, hafızalara kazınan mekânlarından en ücra köşelerine kadar uzanıyor. Kentin imgeleriyle bezeli kitabı ve kente ithaf ettiği yalnızlığı konuşmak için yazar Selahattin Nehir ile Galata Kulesi’nde bir araya geldik...
Neden İstanbul Yalnızları?
İstanbul yalnızları, yalnızlık duygusunu derinden hisseder. Bunu kitapta iki farklı dönem; 2. Abdülhamid İstanbul’u ve günümüz İstanbul’u üzerinden anlattım. Abdülhamid döneminde yaşayan Alxas ve günümüzde yaşayan İsmet kentin nasıl kendilerini yalnızlaştırdığını anlatıyor.
İki farklı dönemin yalnızlığını ortak noktada nasıl buluşturdunuz?
II. Abdülhamid döneminde de çözülme ve değişim rüzgârları vardı. Bugün de değişim rüzgârlarını hissediyoruz. Yalnızlık da aynı bunun gibi. Dönemler farklı ama hisler aynı. n İsmet karakteri İstanbul’dan neden nefret ediyor? İsmet İstanbul’a hayallerle geliyor. Ama bu kentte yaşayanlar onda hayal kırıklığı yaratıyor. İsmet’in hayatını bu kadar tüketen şey aslında insanlar. Dolayısıyla İsmet İstanbul’un onda yarattığı tükenişten nefret ediyor.
Çağın hastalığı mıdır bu?
Evet ama bu bir sonuç. Asıl hastalık tüketme, harcama. Parayı merkeze alma. Böyle toplumlarda yalnızlık sadece bir netice. Karakterler de bunu eleştiriyor zaten.
Alxas peki?
O da otoriteye karşı. Abdülhamid imparatorluğu kurtarmak istiyor fakat bir yandan da baskıları artıyor. Korku ve baskı beraberinde yalnızlığı doğuruyor. Karakterimiz İsmet gibi Alxas da baskıları kabul etmiyor.
Neden İstanbul’u seçtiniz?
İstanbul iki hikâyenin de merkezinde bir yer. İmgesi ve hikâyesi en bol şehir. En ağır yalnızlıklar burada yaşanır. Aileleri, arkadaşları var ama ‘yalnızım’ diyor insanlar. Birçok insan bu kentte sadece hayatta kalabilmek için sevmediği işte, istemediği maaşta, hayallerinden uzak yaşıyor. Hayallerden uzak yaşamak büyük bir yalnızlık.
Karakterler nasıl hissediyorlar Galata için?
Abdülhamid döneminin baskısı insanlarda mutluluk arayışı yaratıyor. Burada o dönem randevu evleri var Alxas, burada ‘Sevişmeden ölmek istemiyorum’ diyor. Onun için mutluluk kaynağı ama İsmet’in yalnız hissettiği, melankolik tavırlar sergilediği bir yer. Aslında bu ayrım dönemlere ışık tutuyor. Galata ilk dönemde mutlulukken, metropolde melankoli ve yalnızlığa dönüşüyor.
ŞEHRİN EN ÖNEMLİ 3 MEKÂNI
“Bu şehrin en önemli üç mekânı;
1 Sultanahmet bölgesi
2 Galata
3 Boğaz hattı...
Bu üç bölgenin deliler gibi korunması lazım ama maalesef yeterince korunamıyor.”
Sabah, komşumuza bile günaydın demez olduk.
‘YALNIZLIK KRONİKLEŞTİ’
Yalnızlık bazen tercih olmuyor mu?
Güzel bir yere değindiniz. Sebebi güvensizlik. Bu da insanı yalnızlaştırıyor. Sadece bu değil, 1+1 evler, tek başına yaşamak ve tek ölmek... Hepsi artmaya başladı. Yalnızlık duygusunun kronik ve acı bir hal aldığının göstergesidir bunlar.
‘KARNAVAL - DRAM İKİLEMİ YAŞIYORUZ’
“Renkli bir karnavalla sisli bir dram arasında yaşıyoruz bu kentte. Şehir bir yanıyla çok renkli diğer yanıyla gri. Bu durum, hayatı bir yandan heyecanlı bir yandan ağır kılıyor. İnsanlar böyle olunca karakterler gibi tükenişler yaşıyor.” “Kişisel gelişim kitapları yok satıyor, çünkü bir sıkıntı var. Rekabet, hırs yalnızlığı...
‘STOCKHOLM SENDROMU’
Ama yine de terk edemiyor bu şehri insanlar. Çünkü şehrin yaşayanlarıyla arasındaki ilişki Stockholm Sendromu. Bu şehir güzellikleriyle terk edilemez oluyor. Şu an içinde bulunduğumuz Galata gibi...”
‘KİM SENİN SEVDİĞİ OLAMIYORUM’
“Bu kitap için Galata Kulesi, Yıldız Sarayı, İstiklal Caddesi, Kız Kulesi çok önemli. İsmet bu imgelerle ve mekânlarla değerli olan kent için şöyle bir şey diyor: “Bu şehirde kimsenin çok sevdiği” olamıyorum. Çünkü bu kentte her şey çok hızlı tüketiliyor. Mekânlar da sevgi de aşk da...”
‘İSTAN BULUN RUHUNU BOZUYORUZ’
“Bir şehri farklı kılan, atmosferini oluşturan şeylerden biri mimaridir. Parklar, sokak hayvanları, sanat aktiviteleri bunlardan biridir. Ama mimari bunlardan en önemlisidir. Paris’e gittiğinizde gördüğünüz en fazla, binalara yapılan boyadır. Ama burada biz İstanbul’un ruhunu bozuyoruz.”