İbrahim Yıldız: İyi başladı, kötü bitti!
Habertürk yazarı İbrahim Yıldız, Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi'nde oynadığı ve 1-1 berabere kaldığı Club Brugge maçını değerlendirdi
Şampiyonlar Ligi serüveni sonuçlandı Galatasaray adına. Bugüne dek oynadığı maçlarda istediği sonuçları alamadı. Hatta tek bir gol attı. O da Adem’den geldi…
Adem adına da Sarı-Kırmızılılar adına da en değerli gol olacaktı Brugge ağlarına giden top. Maçın 11. dakikasında gelen golün heyecanı ve morali başta taraftarı motive etti, sonra da oyuncuları…
İlk 45 dakika çok iyi bir oyun vardı sahada. Ne yaptığını bilen bir takım. Sahanın her alanında baskı yapan, yardımlaşmayı ilke edinen, rakibe boş alan bırakmayan olabildiğince dikkatli oynayan bir takım…
Bu tür maçlarda tek gollü bir galibiyeti korumak çok zordur. Herkesi strese sokar. Acaba hata yapar mıyız, diye…
Bu nedenle ikinci yarı, Sarı-Kırmızılı futbolcular bu düşünce ile telaşlı oynadılar. İlk yarı harika bir oyun diyeceğimiz ya da mücadele olarak adlandıracağımız futbol aklı son yarım saat yerini bilinçsizliğe bıraktı. Topu yere indirip, pas oyunu yaparak rakibin temposunu düşürmek yerine aynı tempoyu devam ettirmek istediler…
Fatih Terim, bu sıkıntıyı görerek Selçuk’u sahaya sürdü. Ne var ki, Selçuk emekli olmuş da haberi bile yok. Oyunda yer aldıktan sonra tek bir pas yapamadığı gibi, oyunu kontrol edecek, rahatlatacak hamlelerden uzaktı…
Tıpkı Emre Mor gibi. O da yeterli olmadı. Sanki bu değişiklikler oyun ritmini bozdu. İyi giden bir kurguyu altüst etti…
Şunu kabul etmek gerekir ki, Galatasaray son haftaların en dirençli mücadelesini ortaya koydu. Büyük efor sarfettiler. Çok koştular. Son dakikalarda yorulmaları, fiziksel düşüş doğaldı. Çünkü karşılarında Şampiyonlar Ligi’nin en genç takımı olan Brugge vardı. 18-19 yaşında 3-4 oyuncuya kadrosunda yer veren Belçika ekibinin yaş ortalaması 24.
Böyle olunca maçın son saniyesine kadar durmak nedir bilmediler. Hiç yılmadan sistemlerini sahaya yansıttılar. Sağ kanadı iyi kullandılar. Son 5 dakikayı 9 kişi oynamalarına rağmen oyundan düşmediler. Büyük yetenekli oyuncuları yoktu. Fizik gücüyle oynadılar. Teknik olarak zayıftılar. Galatasaray gibi tecrübeli bir takımın, gençleri alt etme yöntemi onlarını oyununa ortak olma yerine, kendi oyununu kabul ettirmek olmalıydı…
90+2’de gelen gol, tüm emekleri boşa çıkardı. İyi başlayan maç bir anda karanlık bir tabloya dönüştü. Bu denli üst düzey oyunculardan kurulu Sarı-Kırmızılı takımın, oyunu rahatlatacak bir plan yapması beklenirdi…
Onlar da galibiyetin coşkusu ve koruma içgüdüsü ile ipin ucunu kaçırdılar. Duyguları akıllarının önüne geçti.
Belki bu sonuç Galatasaray’ın Avrupa hikayesini bitirecek…
Karşılaşma öncesi sakatlıklar, cezalılar konuşuldu. Haklı bir gerekçe. Yedek kulübesinde Selçuk ve Emre Mor dışındakiler genç takımdan oluşuyordu. Bu durum doğal olarak Fatih Terim’in en büyük sorunuydu. Tüm bu olumsuzluklara rağmen galibiyetle bitecek bir maç istenildiği gibi sonuçlanmadı.
Ancak şurası bir gerçek ki, Galatasaray’ın maçın büyük bölümünde ortaya koyduğu oyunda öne çıkan isimler vardı. Seri, Ömer savunma oyuncularıyla birlikte iyi bir performans sergilediler. Lemina ise geldiğinden bu yana en iyi maçlarından birini çıkardı. Rakibin, tehlikeli olduğu anlar da hep Lemina sahnedeydi. Yıldızlaştı bir anlamda…
Bu maçtan alınacak çok ders olacağı ortada. Fatih Terim, dar kadronun içinden çıkacak liderleri görmüş oldu. Her kriz bir çıkışı da yaratır. Galatasaray işin bu tarafına bakacak artık.