29 Mayıs 1453...
Dünya tarihinin eksenini değiştiren, bir çağın kapılarını kapatıp, bir diğerini aralayan o büyük dönüm noktasından bu yana tam 573 yıl geçti. İstanbul'un fethi, yalnızca askeri bir zafer ya da coğrafi bir yer değişimi değil; insanlık tarihinin sosyo - politik, kültürel ve stratejik seyrini kökten değiştiren küresel bir devrim oldu.
Cuma günü, İstanbul'un fethinin 573'üncü yıl dönümünü kutlanırken, tarihin tozlu sayfalarından bugüne uzanan o büyük vizyonu ve İstanbul'un taşıdığı kadim mirası yeniden anlamak büyük bir önem taşıyor.
21 yaşındaki Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'un fethini, askeri dehasını mühendislik vizyonuyla şekillendirirken aşılmaz sanılan Bizans surlarını yıkmak için içinde bulunulan dönemin ötesinde teknoloji kullandı. İstanbul'a gelirken görmeyi en çok istediğim tarihi mekânlar arasında Ayasofya, Sultanahmet Camii, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Topkapı Sarayı ve İstanbul surları vardı. Fakülteye kaydımı yaptırdıktan sonra bu tarihi yerleri ziyaret etmek için tura çıktım.
İki günlük turumun ilk adımlarında Ayasofya, Sultanahmet Camii, Galata Kulesi, Kız Kulesi ve Topkapı Sarayı'nı gezerken duyduğum hayranlığın ışıltısı yüzüme vurdu; ne yazık ki İstanbul surlarına geldiğimde bu ışıltının yerini endişe çizgileri aldı.
Zira 1613 yıllık bu kadim surların bütünlüğü, çeşitli nedenlerden dolayı ne yazık ki korunamamıştı.
Temsili fotoğraf Bütünlüğü korunamasa da gerçekleştirilen onarım çalışmalarıyla kalan bölümü ayakta tutulmaya çalışılan İstanbul surları, sadece Bizans mühendisliğinin veya Osmanlı korumacılığının bir ürünü değil; Avrupa ile Asya'nın kesişim noktasında duran devasa bir tarih kitabı niteliğine sahip. Günümüzde surların gölgesinde yürümek, Roma askerlerinin ayak seslerini, Fatih Sultan Mehmed'in; "Ya İstanbul beni alacak ya ben İstanbul'u" derken kararlı duruşunu, Osmanlı ordusunun nâralarını ve bu topraklardan gelip geçmiş milyonlarca insanın ortak hikâyesini hissettiriyor. İstanbul’u anlamak, bir bakıma surlarındaki her bir taşın fısıltısına kulak vermekten geçiyor.
SAYILARLA İSTANBUL'UN FETHİ
• 96... Kara surları boyunca uzanan ve yüksekliği 20 metreye varan devasa savunma kulelerinin sayısı.
• 69... Osmanlı ordusunun kuşatmada kullandığı irili ufaklı toplam top sayısı.
• 140 Çift Öküz ve 200 Asker... Şahi topunun Edirne’den İstanbul'a 2 ayda taşınması için gereken lojistik güç.
• 6 - 8 Kez... Şahi topunun aşırı ısınma ve çatlama riskine karşı günde en fazla ateşlenme sayısı.
• 145... Kuşatmaya katılan Osmanlı savaş gemisi sayısı.
• 67... Tophane sırtlarından Haliç'e karadan indiren Osmanlı gemisi sayısı.
• 3 - 4 Kilometre... Gemilerin yağlanmış kızaklar üzerinde, kalaslar aracılığıyla karadan katettiği tahmini mesafe.
• 3 Ay... Macar mühendis Urban ve Osmanlı mühendislerinin Edirne'de döktüğü, dönemin en büyüğü olan devasa Şahi topunun yapım süresi.
• 600 Kilogram... Şahi topunun fırlatabildiği devasa mermer güllelerin ağırlığı.
İSTANBUL'UN KADİM HAFIZASI
İstanbul, asırlar boyu farklı medeniyetlerin gözbebeği olmuş, uğruna savaşlar yapılmış ve imparatorlukların kaderini belirlemiş bir şehir olarak tarih sahnesinde başrol karakterlerden biri. Sadece taştan ve harçtan ibaret olmayan surlar, Roma, Bizans ve Osmanlı imparatorluklarının izlerini taşıyan, şehrin canlı hafıza kartı niteliğine sahip.
MAGARA'DAN THEODOSIUS'A
İstanbul'un tahkimat geçmişi, şehrin ilk kurucusu kabul edilen Megaralı Byzas'ın Sarayburnu çevresinde inşa ettirdiği küçük surlarla başlardı. Roma İmparatoru Septimius Severus ve ardından şehri ana başkent yapan I. Konstantin dönemlerinde genişleyen surlar, asıl ve en görkemli formuna 5'inci yüzyılda İmparator II. Theodosius döneminde kavuştu.
Tarihi Yarımada'yı batıdan sınırlayan ve Marmara Denizi'nden Haliç'e kadar uzanan kara surları, dönemin askeri mühendislik harikası olarak kabul ediliyor. Yaklaşık 6.5 kilometre uzunluğundaki bu savunma hattı, sadece tek bir duvardan oluşmuyordu. Şehri kuşatmaya gelenleri sırasıyla üç kademeli engel karşılıyordu.
• Geniş Su Hendekleri... Düşmanın ilerleyişini yavaşlatan ilk hat.
• Ön Surlar... Hendekleri aşanları karşılayan ilk savunma duvarı ve kuleleri.
• Ana Surlar... Kalınlığı yer yer 5 metreyi, yüksekliği ise 12 metreyi bulan, heybetli kulelerle desteklenmiş ana kale duvarı.
Bu üçlü savunma sistemi, İstanbul'u yaklaşık bin yıl boyunca Avarlar, Araplar, Bulgarlar ve Haçlılar gibi sayısız gücün kuşatmasına karşı başarıyla korudu.
Kara surlarının yüzyılın başındaki görünümü KAPILARIN ARDINDAKİ YAŞAM
Surlar, şehri sadece askeri olarak izole eden yapılar değildi; aynı zamanda dış dünyayla bağlantıyı sağlayan anıtsal kapılarıyla sosyal yaşamın da merkezinde bulunuyordu. Kapıların her biri taşradan gelen tüccarların, seyyahların, elçilerin ve göçmenlerin denetlendiği, vergilendirildiği ve şehre kabul edildiği birer gümrük ve kültür etkileşim noktasıydı.
3 ÖNEMLİ KAPI
• Altın Kapı... İmparatorların zafer alaylarıyla şehre giriş yaptığı, mermer işçiliği ve ihtişamıyla göz kamaştıran en önemli kapıydı. Osmanlı döneminde Yedikule Hisarı ile birleştirildi.
• Topkapı... 1453 kuşatmasında en çetin çatışmaların yaşandığı ve surların ilk yarıldığı kritik nokta.
• Edirnekapı... Şehrin en yüksek tepesinde yer alan, padişahların şehre giriş ritüellerinde sıkça kullanılan sembolik bir geçiş kapısı.
1453'te askeri teknolojideki büyük bir kırılma, İstanbul surlarının kaderini değiştirdi. Fatih Sultan Mehmed'in döktürdüğü devasa Şahi topları, o güne kadar "Yıkılamaz" denilen Orta Çağ sur mimarisinin sonunu hazırladı. Günlerce süren bombardıman, kara surlarında telafisi imkansız gedikler açtıktan sonra 29 Mayıs 1453'te şehir Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethedildi.
Fetihten hemen sonra Fatih Sultan Mehmed, şehrin savunmasının önemini bildiğinden surların derhal tahkim edilmesini ve onarılmasını emretti. Osmanlı döneminde surlar askeri işlevini yavaş yavaş kaybetse de şehrin sınırlarını belirleyen anıtsal yapılar olarak varlığını sürdürdü. Özellikle Yedikule bölgesi, devlet hapishanesi ve hazine dairesi olarak kullanılarak yeni bir kimlik kazandı.
Günümüzde İstanbul Surları, UNESCO Dünya Mirası Listesi'nin en kıymetli tarihi eserlerinden biri. Yüzyılların getirdiği doğal aşınmalar, başta 1509 ve 1894'teki olmak üzere gerçekleşen depremler ve plansız şehirleşme baskısından dolayı zarar gördü.
Son yıllarda yürütülen bilimsel restorasyon projeleri ve sur hatlarının kültürel alanlara dönüştürülmesi, bu mirası yeniden canlandırıyor.
İstanbul surlarının ana gövdesini oluşturan kara surları, bazı kısımları restore edilerek büyük oranda ayakta kalmayı başarmışken, özellikle Haliç tarafındaki deniz surları çeşitli nedenlerle ağır bir yıkıma uğrayarak büyük ölçüde yok oldu.
Onarımdan önce kara surlarının bir bölümü Günümüzde 23 kilometrelik İstanbul sur sisteminin yaklaşık % 60 ila % 70'i görsel olarak ayakta duruyor. Surların yaklaşık % 30 ila % 40'ı zaman içinde tamamen yıkılmış, taşları sökülmüş veya yol yapım çalışmaları nedeniyle ortadan kalktı.
Onarımdan sonra kara surlarının bir bölümü Sur sisteminin en iyi korunan bölümü olan Ayvansaray'dan Yedikule'ye kadar uzanan 5.6 kilometrelik hat, çift katlı sur yapısı ve hendeklerden oluşuyor. Buradaki kulelerin ve duvarların yaklaşık % 70 ila % 75'i yapısal olarak varlığını sürdürüyor.
Sarayburnu'ndan Yedikule'ye uzanan yaklaşık 8.5 kilometrelik sur hattının % 40'ından fazlası 1950'li yıllarda demiryolu hatlarının döşenmesi ve sahil yolu inşaatları sırasında geri döndürülemez şekilde yıkıldı. Günümüzde bu hattın ancak yer yer kesintili kuleleri ve duvar blokları görülebiliyor.
Sahil yolu yapılmadan önce deniz surlarının görünümü Ayvansaray'dan Sarayburnu'na kadar uzanan yaklaşık 5.5 kilometrelik hat, şehrin deniz ticareti ve hızlı yapılaşması nedeniyle en çok zarar gören ve yok olan bölüm. Günümüzde Haliç surlarının sadece % 15 ila % 20'lik küçük bir kısmı ayakta kalabildi. Buradaki sırların büyük bölümü ya binaların altında kaldı ya da yıkıldı.