‘Ev hapsi’ üzerine 10 film
"Berlin Sendromu"nun gösterime girdiği hafta biz de benzer filmleri hatırladık. İşte o filmler! Mehmet Açar, HT Pazar'da yazdı...
Mehmet Açar, HT Pazar'da 'ev hapsi' üzerine çekilmiş filmleri kaleme aldı.
Amerikalı bir genç kızın yeni tanıştığı sevgilisi tarafından Berlin’deki bir evde tutsak edildiği “Berlin Sendromu”nun gösterime girdiği hafta biz de benzer filmleri hatırladık.
Ev sahiplerinin zorla alıkoyduğu ve bedenlerine sahip çıktığı “misafirler”in çoğunluğunun genç kadınlardan oluşması kuşkusuz tesadüf değil.
İşte "ev hapsi" üzerine 10 film!
Korkunç Koleksiyoncu 1965
(The Collector) Yönetmen: William Wyler Frederic, yalnız yaşayan, asosyal bir genç. Genç sanat öğrencisi Miranda’yı uzun süre takip ettikten sonra kaçırıyor ve özel olarak hazırladığı odaya hapsediyor. Onun için koleksiyonundaki güzel kelebeklerden farksız olan Miranda, kurtulmak için Frederic’i baştan çıkarmak dahil her şeyi yapıyor... John Fowles’un romanından yapılan uyarlama, Miranda’nın yaşama arzusuyla Frederic’in ölümcül saplantısını karşı karşıya getiriyor.
Teksas Katliamı 1974
(The Texas Chain Saw Massacre) Yönetmen: Tobe Hooper “Derin Amerika’da” dolaşmaya çıkmış gençler, uyarılara kulak asmadan girdikleri bir özel mülkte yakalanıp alıkonurlar. İnsan etiyle beslenen üç kuşak erkeğin yaşadığı evde, kasap gibi davranan yüzü maskeli bir adam onları kesmek için hazırlanmaktadır... Korku sinemasına “elektrikli testere şiddeti” ve “maskesini hiç çıkarmayan sapık katil” gibi klişe haline gelecek iki motif armağan eden film, şehirli gençlerin taşra endişesini uç noktalara götürerek ele alıyor.
40 Metrekare Almanya 1986
(40 Quadratmeter Deutschland) Yönetmen: Tevfik Başer Almanya’da çalışan Dursun, eşi Turna’nın evden dışarı çıkmasına izin vermez. Turna’nın itirazlarına rağmen evden her sabah kapıyı kilitleyerek çıkar. Turna, 40 metrekarelik evde hiç dışarı çıkmadan yaşar. Hapis hayatı yaşadığı evde kocasının her tür ihtiyacını gideren bir köledir. Almanya ise onun için pencereden gördüğü bir sokaktır sadece... Feodal kökenli göçmenlerin Almanya macerası üzerine çekilmiş en sert film.
Ölüm Kitabı 1990
(Misery) Yönetmen: Rob Reiner Stephen King’in aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan film, yazar – okur ilişkisinden rahatsız edici, ürpertici bir gerilim çıkarıyor. Geçirdiği kaza sonrasında bir hayranı tarafından kurtarılan ünlü yazar, bir süre sonra evde hapis tutulduğunu anlar. Hemşirelik tecrübesiyle yazarı iyileştiren kadın, yeni romanın finalini beğenmeyince işler karışır... Kathy Bates, saplantılı okur rolüyle en iyi kadın oyuncu Oscar’ını kazanmıştı.
İçinde Yaşadığım Deri 2011
(La piel que habito) Yönetmen: Pedro Almodovar Thierry Jonquet‘nin “Tarantula” adlı romanından uyarlanan filmde Dr. Frankenstein’ı hatırlatan estetik cerrah Robert Ledgard içinde ameliyathane ve laboratuvarın da olduğu büyük bir evde yaşar. Genç ve güzel Vera’nın kilit altında tutulduğu evi, kâhya Marilia idare eder. Estetik cerrahiyi intikam ve bilimsel deney için kullanan Ledgard ile Vera arasındaki efendi – köle ilişkisi ve cinsellik birkaç cümleyle anlatılamayacak kadar karışık... Sürpriz finaliyle seçkinin en tuhaf filmi.
Tutsak 2013
(Prisoners) Yönetmen: Denis Villeneuve 6 yaşındaki Anna ve arkadaşı Joy, aniden ortadan kaybolur. Polis dedektifleri olayı çok yönlü olarak araştırırken Anna’nın babası Keller Dover, polisin delil yetersizliğinden serbest bıraktığı ilk şüpheliyi kaçırıp metruk bir eve hapseder. Amacı işkence yaparak konuşturmaktır... Peki ama asıl tutsak, giderek kontrolden çıkarak insani özelliklerini kaybeden Dover değil midir? Aaron Guzikowski imzalı senaryo, olaylara farklı gözle bakmamızı sağlayan bir polisiye örgüye sahip.
Gizli Dünya 2015
(Room) Yönetmen: Lenny Abrahamson Ömrünün ilk 5 yılını küçük bir odada geçiren Jack’in ve onu orada doğuran annesinin öyküsü... Esaret altındaki annelerinin bodrumda doğup büyüttüğü çocuklardan esinlenilerek yazılan romandan uyarlanan film, her şeyi Jack’in gözünden anlatıyor. Annenin trajedisine de onun gözünden tanık oluyoruz. Film, esaretin sona ermesiyle neler olacağına da bakıyor. Jack yeni bir dünyayı keşfederken anne için ruhsal tutsaklık sona eremiyor.
Cloverfield Yolu No: 10 2016
(10 Cloverfield Lane) Yönetmen: Dan Trachtenberg Bir güvensizlik ve belirsizlik öyküsü... Michelle geçirdiği kaza sonrası gözlerini açtığında kilitli bir odada bulur kendini. Kaçırıldığını düşünür. Bulunduğu sığınağı inşa eden Howard ise ona nükleer sızıntıdan söz eder. Üstelik içeride Emmett adında bir erkek daha vardır... Howard’dan kuşkulanan Michelle finale kadar esaret duygusundan kurtulamıyor ve sürekli dış dünyaya ulaşmaya çalışıyor. Özgün öyküsü ve finaliyle dikkat çeken bir gerilim.
Parçalanmış 2016
(Split) Yönetmen: M. Night Shyamalan 23 farklı kişiliğe sahip Kevin, 3 genç kızı kaçırıp bodruma kilitler. Öykü, Casey’nin cephesinden anlatılır. Casey asosyal ve “arıza” bir karakter gibi görünse de zamanla sezgileri ve zekâsıyla öne çıkar. Kevin’in içindeki “doğru kişileri” bulup harekete geçirmek için elinden geleni yapar. Kevin ile Casey, aslında aynı gerçeğin iki farklı yüzünü temsil ederler. Acılar, travmalar birisini çılgınlığa sürüklerken diğerini erkenden olgunlaştırıp güçlendirmiştir.
Berlin Sendromu 2017
(Berlin Syndrome) Yönetmen: Cate Shortland Avustralyalı Clare, fotoğraf çekmek için geldiği Berlin’de Andi’yle tanışır ve romantik bir gecenin sonunda onunla birlikte olur. Ertesi sabah kapı kilitlidir, evden çıkamaz. Anahtarı bulamadığını düşünüp üstünde durmaz. Sonraki gün de evden çıkamayınca, hoşlandığı adamın sapık olduğunu anlar. Erkeğin kadına sahip olma arzusunu ve kadının bu arzuya direnişini eksen alan film, psikopat Andi’nin ev dışındaki hayatını, babasıyla olan ilişkisini de inceliyor.