Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Arif HÜR / HABERTÜRK MAGAZİN

Bugüne kadar Kenan İmirzalıoğlu, Sylvester Stallone, Bruce Willis, Samuel L. Jackson, Morgan Freeman, Clint Eastwood, Alain Delon, Marcello Mastroianni ve Paul Newman gibi dünyaca ünlü isimleri seslendiren oyuncu ve ses sanatçısı Payidar Tüfekçioğlu ses sanatçılığında 35 yılı geride bıraktı. Mandalina Casting’de bir araya geldiğimiz oyuncuyla seslendirmeye nasıl başladığını, dublaj yapmanın inceliklerini ve dublaj sanatçılarının problemlerini konuştuk. Tüfekçioğlu ayrıca dublaj yapmak isteyen gençlere tavsiyelerde de bulundu.

‘SABAH-AKŞAM BUZLU SU İÇİYORUM’

Seslendirmeye nasıl başladınız?

Devlet tiyatrosu sanatçısı Atilla Olgaç sayesinde, 1979-1980 yıllarında başladım. O dönemin teknolojisiyle siyah beyaz loop’lu sistem, yani stüdyoda ses duymadan sürekli aynı sahneyi izleyerek, 4-5 kere prova yaparak, aynı duygu ile ve karaktere de uygun olarak sesin ağıza oturtulmasını sağlıyorduk. Şimdiki teknolojiden çok daha ilkeldi. Sonra kariyerime TRT’de, birinci adam, ikinci adam, garson, taksici, rabarba yani küçük seslendirme işleri yaparak devam ettim. Yavaş yavaş dublaj yaptığım roller büyüdü. İlk başrol seslendirmemse, ‘Büyük Tuzak’ (Wiseguy) dizisi oldu.

İyi seslendirme yapmanın incelikleri nedir?

Duygu değişimini anında kavrayıp sese yansıtabilmek ve iyi bir deşifre. Bunların dışında birinci koşul Türkçe’yi doğru ve anlaşılır konuşabilmek. Diksiyonun ve artikülasyonun da iyi olması gerekir. Mesela ben sesimi korumak için sabah-akşam bol bol buzlu su içiyorum.

‘SESİN GÜZEL OLMASI YETMEZ’

Herkes dublaj yapabilir mi?

Veteriner, doktor, avukat gibi farklı mesleklerden birçok kişinin sırf sesleri güzel olduğundan ve yakın çevrelerinin tavsiyesi üzerine dublaj stüdyosuna geldiğini görüyorum. Ancak bu işi yapmak için sadece sesinin güzel olması yeterli bir unsur değildir.

Ses sanatçılığında 35 yılı doldurdunuz. Geçen yılları göz önüne getirdiğinizde bulunduğunuz nokta sizi tatmin ediyor mu?

Geçtiğim 35 yıla baktığımda, en küçük rol dahi olsa provasız seslendirme yapmazdık. Hatta VHS sisteme geçildikten sonra, hepimiz video player alıp evde prova yapar, tamamen hazır olduğumuzda seslendirmeye giderdik. Günümüzde her şey fabrikasyona döndü, Provasız, ne konuşacağımızı bile bilmeden (belgesel mi, dizi mi, film mi) stüdyoya girip, teksti elimize alıp Allah ne verdiyse dublaj yapıyoruz. Bulunduğum nokta beni tatmin etmediği gibi, bu işi yapan diğer meslektaşlarımı ve sadece bu işten ev geçindirmeye çalışan arkadaşlarımı da tatmin etmiyor.

‘BİRÇOK SANATÇI YOKSULLUK İÇİNDE’

Ülkemizde seslendirme sanatçılarının emeklerinin karşılığını aldıklarını düşünüyor musunuz?

5 binden fazla dublaj yapmış biri olarak şunu söyleyebilirim. Dublaj sanatçıları maalesef hak ettikleri değeri görmüyor. Birkaç istisna dışında, birçok sanatçı kimsenin haberi olmadan yoksulluk içinde yaşıyor. Kimi sokaklarda, kimi huzurevinde yok olup gidiyor. Kimi de aldığı banka kredisi yüzünden intihar ediyor.

Seslendirme sanatçılarının en büyük problemini ne olarak görüyorsunuz?

Napolyon’un söylediği gibi; para, para, para.

Belgesel ve animasyon seslendirmeyi çok sevdiğini söyleyen Payidar Tüfekçioğlu, dizi çekimlerinden ötürü tiyatroya vakit ayıramadığını dile getiriyor. Beyazperdeye çok önem veren sanatçı “Bu nedenle çok seçici davranıyorum” diyor.

‘İşe saygı çok önemli’

Dublaj yapmak isteyen gençlere tavsiyeleriniz neler?

Biz şimdiki gençlere göre daha şanslı bir nesildik. Mezun olur olmaz devlet tiyatrosunda staja başlayabiliyorduk. Koşullar ve eğitim sistemi bizim zamanımızda çok daha iyiydi. Şimdi her üniversitenin konservatuvar bölümü var ve eğitim yetersiz. Konservatuvarlardan mezun olan gençler işsiz dolaşırken, ben ne tavsiyede bulunabilirim? Bence dublaj ve oyunculuk birbirinden ayrılamaz bir bütün. İşe saygı bizim sektörümüzde çok önemli.

Genç seslendirme sanatçılarında gördüğünüz başlıca eksik ne?

Disiplinsizlik, duygu eksikliği, konsantrasyon, büyük düşünmek ve beklentilerini çok büyük tutmaları. 

‘Yurt dışında bu işi yapanların sendikası var’

Sylvester Stallone, Bruce Willis, Morgan Freeman, Clint Eastwood, Alain Delon bugüne kadar seslendirdiğiniz ünlülerden bazıları. Dünyaca ünlü isimleri seslendirmiş olmak size ne hissettiriyor? Zorlandığınız bir isim oldu mu?

Bu sanatçıları seslendirirken zorlandığım olmadı. Hepsini aslanlar gibi konuştum.

Dublajını yaptığınız isimler sayenizde işin kaymağını yerken sizler geri planda kalıyorsunuz. Bu nasıl bir duygu?

Onlar bol bol kaymak yesinler, biz de bir kaşık çalalım.

Ülkemizdeki seslendirme sanatçılarıyla yurtdışındaki seslendirme sanatçıları arasında ne gibi farklar görüyorsunuz?

Yurtdışında bu işi yapanların sendikası var. Hakları korunuyor. Birlik olmuş durumdalar. Bizdeyse birlik yok, sendika yok. Onların sağlık güvenceleri yapılıyor ama ülkemizde dublaj sanatçılarının sağlık güvenceleri yok. Bu önemli sorunlar varken, daha başka ne sayılabilir ki...