Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Gündem Medya 'Perde Arkası' neden yayından kaldırıldı?

        Mardin'in Nusaybin ilçesinde teröristlerle çatışmaya giren üç erimiz şehit oldu, iki yasa dışı örgüt üyesi ölü olarak yakalandı. Şemdinli'de terör örgütüne yönelik silahlı baskında 15 kaleşnikof, çok sayıda el bombası ele geçirildi. 80 kuşağının gençleri ve Türkiye bu anonsları onun sesinden dinledi. Tek kanallı dönemde kimileri için ‘felaket tellâlı' kimileri için de moral kaynağıydı. Ertürk Yöndem'den bahsediyoruz. Terörle mücadele eden askerleri ve PKK terörünün vahşet görüntülerini evlerimize taşıyan Yöndem, Türk televizyon tarihine geçen ‘Perde Arkası' programıyla bir döneme imzasını attı. 22 sene süren programı (Haberden Habere 1980-88, Perde Arkası 1988-2002) bir anda yayından kaldırıldı. Yöndem'e göre dönemin liderlerinden birinin ağzından çıkan, Avrupa Birliği'ne giden yol Diyarbakır'dan geçer sözü programın bitme sebebi oldu. Ertürk Yöndem, şimdilerde TRT'de prodüktörlük yapıyor. Hiç kimseye borcum yok; ama çok kişiden alacağım var. Röportajı okuyanlar sözlerimden kendilerini anlar. Basında hesap soracaklarım var. diyor, ismini vermek istemediği bazı meslektaşlarını kastederek.

        DEVLETTEN DESTEK ALDIM

        -Perde Arkası programı kimin fikriydi?

        Ülkemin içinde bulunduğu durumu göze alarak böyle bir program yapmaya karar verdim. Çünkü kameraman olarak çalıştığım sürece insanımızı yakından tanıma fırsatı buldum. İnsanların sorununu hem devlete hem millete anlatmam gerekiyor diye düşündüm. ‘Haberden Habere' isimli programla başladım işe. Bir gün programı izlerken daha fazla konuyu ele almaya ve programı kendim sunmaya karar verdim. 1984, Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla terör örgütü PKK'nın eylemlere başladığı yıldı. Ondan sonra programların içinde bu tür olaylara da yer vermeye başladık.

        -Programlarınız için devlet destekli deniliyordu…

        Devletin bana ne gibi desteği olur söyler misiniz? Bu onursuzluktur. Devlet destekli olmasını şu anlamda söylerseniz kabul ederim. Güneydoğu'ya gittiğimiz zaman orada beni polis de asker de koruyordu. Niye benim ölmeme, bu sesin kesilmesine devlet göz yumsun ki? Fakat benim konuları işleyiş biçimime kimse karışmamıştır, karışamaz da.

        -Yani eleştirileri kabul etmiyorsunuz?

        Teröre destek verenler,söylediklerimiz işine gelmeyenler bizim mesajımızı kırmak için değişik oyunlar içine girdi. ‘Bu devletin sesi', ‘bunu devlet yönlendiriyor' dediler. Türkiye Cumhuriyeti bir gazeteciye, bir yayıncıya ‘bunu böyle yap, şöyle yap' demez. Benim gibi bir insan da bunu kabul etmez. Ben ölümü göze almış insanım. Ölümü göze alan insan hiçbir şeyden korkmaz.

        -Devletin etkin kademeleriyle görüşüyor muydunuz?

        Hayır, ama bilgi almak anlamında devletin gerekli makamlarıyla görüşüyorduk. Bu bölgeye gidiyoruz, bize yardım edin. derdik. Çünkü operasyon noktalarına helikopterlerle gidiyorduk. Bu tip destekler için Silahlı Kuvvetlerle görüşürdük. Bunun adı destekse, evet destek aldım. Böyle olmasa bizi operasyona sokmazlardı.

        KÜRT HALKI TERÖRİZME DESTEK VERMEZ

        -Eşinizin bu anlamda size niye böyle bir program yapıyorsun dediği oldu mu peki?

        Tabii onlar da tehlikedeydi. Evimi yıllarca polis korudu, hâlâ da öyle. ‘Niye bu işlere girdin?' diye sitemleri olmuştur ama ben onlara izah ettim, onlar da bana inandı.

        -Hâlâ polis tarafından korunuyor musunuz?

        Evet yakın korumam var. Sürekli beraberiz.

        -Hiç tehdit edildiniz mi?

        Ooo... Çook. Yıllarca tehdit edildim. Hiç umurumda değil. Böyle şeyler bizi korkutmaz.

        -Güneydoğu'yu yıllardır yakından izliyorsunuz. Sizce sorun neden çözülemedi?

        Bu çok zor bir soru. Cumhuriyet'tten beri 200'e yakın irili ufaklı terör örgütü kurulmuş. Türkiye bunlarla baş etmesini bilmiş. Sadece etnik terörü değil, ideolojik ve dinci terör eylemlerini de yaşadık. Türkiye göz önünde bir ülke. Bu coğrafyada hayat toprağı arayan, Türkiye'nin ihya olmasını istemeyen, bölünmesini isteyen birçok ülke var. Bütün bu söylediklerim sorunun cevabıdır.

        -Peki devlet hiç hata yapmadı mı bu safhada?

        Elbette devletin de hataları var. Türkiye hâlâ terörle mücadele yöntemini öğrenemedi. Devletimiz halen teröristle mücadele ediyor, terörle mücadele etmiyor. Terörle mücadeleyi öğrenmediğimiz ve gereğini yapmadığımız sürece sonuç almamız mümkün değil.

        -Sizce terörle mücadelede nasıl bir yöntem izlenmeli?

        Devletin terörle mücadele edebilmesi için önce organize olması gerekli. Yani sivil toplum örgütleriyle, silahlı kuvvetleriyle, polisiyle, hükümetiyle, meclisiyle, basınıyla, üniversiteleriyle bir arada olup bir yorum getirmeli. Ve bu yorumun gereğini yapmalıdır. İşte bu terörle mücadeledir.

        -Devlet yapmadı mı bunu?

        Hiçbir zaman yapmadı, yapamadı da. Bundan sonra nasıl yapar bilemiyorum. Bu işin çözümü birlikte harekettir.

        -Bugün terörle mücadelede sosyoekonomik reform politikalarından bahsediliyor…

        Hikâye bunlar. Bana göre bu gerçekçi olmaz. Güneydoğu'daki Kürt vatandaşlarımız genel anlamda terörü istemiyor. Ben bu halkı çok iyi tanıyorum. Güneydoğu'daki Kürt kardeşlerimiz teröre destek vermiyor, asla da vermez. Teröre destek verenler daha çok dışarıya bağlı olan insanlar, terörden nemalananlar yani. Bunların sayısı da bana göre yüzde 10'u asla geçmez. Eğer Kürt halkı terörizme destek verseydi hiçbir operasyonun sonucunu alamazdık. Halk devletinden iş ve aş istiyor, sevgi ve ilgi bekliyor. Potansiyel suçlu görünmek istemiyor. Devlet bunu anlayacak.

        -1980'lerdeki terör olaylarıyla bugünkü terör olayları arasındaki fark nedir?

        Terör örgütü silahlı mücadeleyi kaybetmiştir. Şimdi birkaç yerde şehitlerimiz oluyor. Bu bizi derinden yaralıyor, ama sanmasınlar ki terör örgütü çok güçlüdür. Ama siyasi alanda mücadeleyi kazanmış gibi gösteriliyor. Çünkü terör örgütü dünyada taraftar buluyor. Terör örgütünü yaşatmak isteyen ülkeler bunun propagandasına çok büyük destek oluyor.

        -Hangi ülkeler bunlar?

        ABD, Hollanda, Almanya, Fransa, Belçika, Suriye, İran, Irak, Ermenistan, Yunanistan. Hâlâ terör örgütünün kampları var bazı ülkelerde.

        ŞEHİT ANONSLARI ŞEKER HASTASI YAPTI

        -Şehit anonsları yaparken neler hissediyordunuz?

        Türkiye'de Şehitler Günü'nün kabulünü sağlayan bir yayıncıyım. Programımız sayesinde Şehitler Günü (17 Eylül) kabul edildi. Fakat ben bu anonslar yüzünden şeker hastası oldum. Sürekli kendimi sıkmak, gerilmek, üzülmek zorunda kaldım. Ağlamamak için kendimi çok zor tuttuğum anlar oldu, ama ağlamadım.

        -Türkiye'de rakamlar hep tartışılır. Depremde ölen 20 binse 10 bin; şehit 10 ise 3 denir diye bir önyargı var. Şehit anonslarınız ne kadar doğruyu yansıtıyordu?

        Ben neyse onu söyledim. Ama bazı şeyler vardır ki hiç anlatılmaz. Çünkü terörle mücadele çok farklı bir yöntem. Bu yöntem içinde kamuoyunun duymaması gereken şeyler de vardı. Bunlar benimle birlikte mezara gidecek.

        -Türk basını terörle mücadele konusunda başarılı bir sınav verdi mi?

        Terörle mücadele inanılmaz bir mücadeledir ve görmezlikten geleceğimiz şeyler vardır. Biz yayıncılar olarak onları görmedik. Bu acıyı kullananları lanetle kınıyorum. Bu tip insanlar hâlâ basının içinde. Benim vicdanım çok rahat. Hiç kimseye borcum yok ama çok kişiden alacağım var. Eğer onlar bu yazıyı okursa kendilerini anlar. Onlardan eninde sonunda hakkımı alacağım. Kimi kastettiğimi herkes bilir. İki elim yakasında onların. Ölene kadar da onların bu ülkeye yaptığı ihaneti unutmayacağım. Eninde sonunda hesabını soracağım.

        -Kim bunlar?

        Hayır, açıklamam. İsim verirsem tedbir alırlar. Onlar kendileri hissetsinler.

        -Programınızın bitmesinde de bu isimler mi etkili oldu?

        Programım 2002'ye kadar devam etti. Dönemin liderlerinden biri (kendisi söylemiyor ama söz dönemin siyasilerinden Mesut Yılmaz'a ait) kalktı dedi ki: Avrupa Birliği'nin yolu Diyarbakır'dan geçer. O cümleden sonra bizim çalışmalarımızın hızı yavaşlatıldı. Bir süre sonra da program yayından kalktı. Sonra bize bir daha program yaptırmadılar.

        ARKADAŞLARIM BANA ‘PAŞAM' DER!

        -Şimdi neler yapıyorsunuz?

        Senaryo yazıyorum. Yarın ne olur bilinmez. Bu varlığı bir şekilde değerlendirmem lazım. Belge lazım. Belgenin kalıcı olması için de yazı lazım. Artık kamerayı alacak yaşı aştık.

        -Sizin için ‘Derin Devlet' ya da MİT (Milli İstihbarat Teşkilatı) mensubu diyorlar. Böyle algılanmak nasıl bir duygu?

        Algılanmak basit bir anlatım kalır. Ben bunu kabul etmiyorum. Bu izi nasıl hissederler? Yani dağda canını veren şehitler MİT'çi mi yoksa kontrgerilla mı? Onlar vatanı için canını veren evlatlar. Biz de programı hazırlarken canımızı vermeye hazırdık. Savaş muhabirliği de yaptım. O zaman oraya casus olarak mı gönderildim? Arkadaşlarım bana ‘Paşam' diye hitap eder, çünkü ben Silahlı Kuvvetlerle yıllarca iç içe yaşadım. Onlar beni iyi tanır ben de onları iyi tanırım. Hangi tip insanların bana bu yakıştırmayı yaptığını biliyorum.

        BİR TİYATROCUNUN AŞKALE'DEN TRT'YE UZANAN ÖYKÜSÜ

        Ertürk Yöndem 1944'te Erzurum'un Aşkale ilçesinin Pırnakaban köyünde dünyaya gelir. Köy eğitmeni bir baba, ev hanımı bir annenin yedi çocuğundan biridir. 10 yaşına kadar köyde kalır. Dağlarda koyun güder, tarlada çapa yapar. 1954'te aile Ankara'ya göçer. Bentderesi semtine yerleşirler. Gecekondu mahallesinde gençliğini geçiren Yöndem, Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü'nü kazanır. Ama bu durum ne ailenin ne de köy halkının hoşuna gider. Oysa babasının gönlünde yatan oğlunun hukukçu olmasıdır. Ertürk'ün gönlünde ise yönetmen olmak vardır. Hayallerini gerçekleştirmek için birinci sınıfı bitirir bitirmez İstanbul'a gider. Bir anda kendini Yeşilçam'da bulur. Set işçiliğinden reji asistanlığına kadar birçok yerde çalışır. O güne kadar televizyonlarda gördüğü sanatçıları yakından tanıma fırsatı bulur. Fakat ne tiyatroda ne de sinemada gözü vardır. Gönlü yönetmenlikten yanadır ve sinema tekniğini öğrenmeye çalışır. Bir müddet sonra sinemanın kendi inançlarına ters düştüğünü görünce bir daha gitmemek üzere ayrılır Yeşilçam'dan.

        Ankara'ya dönüp tiyatro eğitimini tamamladıktan bir yıl sonra askere gider. Önce Ankara Polatlı'da, sonra Kars'ta yapar vatani hizmetini. 1970'te aynı köyden Reyhan Hanımla evlenir. Ankara'ya gelir gelmez TRT'nin kamera asistanlığı sınavına girer ve kazanır. Önce televizyon dairesinde sonra haber dairesinde çalışmaya başlar. 1980'de TRT'nin açtığı prodüktörlük sınavına katılır ve aynı kadroda çalışmaya devam eder. İlk olarak 1978 yılında Haberden Habere programını hazırlar. Bu program 1988'de Perde Arkası'na çevrilir. Programın yapımcısı ve sunucusu olur. Yayından kaldırılana kadar 458 programa imza atar.

        KIBRIS BARIŞ HAREKÂTINDA ESİR DÜŞTÜM

        Çok acı duyduğum olaylardan biri Kıbrıs'ta esir düşmemdi. Genelkurmay Başkanlığı'nın verdiği ‘savaş muhabiri' kartıyla 1974'te Kıbrıs Barış Harekâtı'na dünyadan ve Türkiye'den katılan ilk gazetecilerden biriydim. 15 gün boyunca Kıbrıs Harekâtı'nı dünyaya duyurmanın onurunu yaşadım. İkinci harekâtta Rumlar tarafından yakalandık ve beş gece altı gün hücrede kaldık. Taştan bir sedir ve üzerimde tek bir battaniye vardı. Günde bir kez tuvalete çıkarılıyor, peksimet, kirlenmiş peynir ve su veriyorlardı. Bizi yakalayan EOK'cıların davranışlarını 55 saniyelik gizli çekimle görüntüledim. Bu anlamda Türkiye'de ilk kez gizli çekim yapan kameraman da bendim. Bizi yakalayan Rumların baskın anında görüntülerini çektim. Görüntüler yayınlanınca bizi yakalayan komutanı divan-ı harbe verip rütbelerini söktüler, bu da beni rahatlattı. Psikolojik baskılar ve sorgular yaptılar. Hücrede en çok o zaman üç yaşında olan oğlum Türker'i yetim kalacak diye düşündüm.

        Aksiyon

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ