Reha Muhtar'ın babası yoğun bakımda
Muhtar, babasını hastaneye götürdüğü dakikaları bugünkü köşesinde anlattı
İşte Reha Muhtar'ın bugünkü yazısı:
Hayatın uğursuz gittiği dönemler vardır...
Bir uğursuzluk, bir huzursuzluk vardır çevrenizde...
Uğursuzlar ve çıyanlar rahat durmazlar...
Çocuklarınızla kurduğunuz ailenize kirli pisliklerini kusarlar...
Hayat sizin kurmak istediğiniz temizlikten çok uzak, “kirli, hem de çok kirli bir hal almıştır...”
Öğlen restoranda bir görüşmem vardı...
Buluştuğum kişi, erken ayrıldı mekandan...
O sırada rahmetli Ufuk‘un karısı Gaya‘yı, Nazlı Ilıcak‘ın kızı Aslı‘yla ve Mehmet Barlas‘ın kızı Eda‘yı gördüm...
Selam verdim, iki satır laflayıp tam çıkıyordum restorandan ki, telefon geldi evden;
“Babanız aniden rahatsızlandı Reha Bey... Başı dönüyor, konuşması peltekleşiyor... Rahat yürüyemiyor...”
Eda Barlas telefona sarıldı, ben eve doğru hızlandım...
***
Daha iki gün önce Can‘ın (Dündar) yazısını okumuş ağır bir hüzün ve duygusallık çökmüştü üstüme...
Bayramı hasta babasının yatağının başucunda geçirmişti Can...
Onu yazmıştı:
“Hayat garip bir oyun...
Çocuklar baba olduğunda, babalar çocuklaşıyorlar çoğunlukla...
Bir hayat tecrübesi tersyüz ediliyor sanki...
Makarada sarılı film, oyuncularını değiştirip tersinden oynanıyor...
Rolü değişiyor babalarla çocukların...
Size yürümeyi öğreten adamın, koluna girip yürütüyorsunuz...”
***
Onu evden aldım, koluna girerek arabaya taşıdım...
Arabanın önünde baba oğul oturuyorduk...
Annemle yardımcı arkadaydılar...
Konuşması biraz peltekleşmişti babamın...
Ayağa kalktığında başı dönüyordu...
Durum nereden bakarsanız bakın ciddiydi...
Hastaneye “Nörolojiden bir doktor gerekiyor sanırım” dedim...
Yolda giderken babamla konuştum...
Kaderin garip cilvesi onu “beni hayata getirdiği hastaneye” götürüyordum...
Nişantaşı’na doğru Akaretler’e saptığımızda, Maçka Parkı’nın oradan geçtik...
“Hatırlıyor musun?” dedi “Seni bebekken bu parkta oynamaya getirirdim...”
Hayal meyal hatırlıyordum sanki, gülümsedim ona...
Teşvikiye Camii’ne geldiğimizde hastaneye çok az kalmıştı...
Ancak trafik yavaş gidiyordu ve ben bir an önce babamı hastaneye yetiştirmeye çalışıyordum...
Caminin yanıbaşındaki sokağı gösterdi bana:
“Sen doğduktan sonra hastaneden bu sokaktaki evimize geldik... İstanbul’dayken bu evde kalırdık o zamanlar...”
***
Konuşması hafif peltekleşmişti...
Ama sanki hiç bu kadar güzel konuşmamıştık onunla...
Nişantaşı’ndan sağa saptım...
Annem hakkında espriler yaptım, babamı güldürdüm...
Annem bir ara “Benimle böyle iyi konuşmuyor... Bak konuşması düzeldi...” dedi...
Amerikan Hastanesi benim doğduğum hastaneydi...
Elli yıl sonra çocuklarımın doğduğu hastaneydi...
Şimdi aniden fenalaşan babamı götürüyordum oraya iyileşmesi için...
Doktor kısa bir muayeneden sonra “MR’a sokmamız lazım” dedi...
***
Fazla bir şey sormadım...
Amerikan Hastanesi’nin Halka İlişkiler’indeki arkadaşım İrem “Nereden bilip de nörolojiden doktor istediniz?..” diyordu...
Bir süre sonra MR sonuçları çıktı...
Beyne giden damarlardan birinde tıkanıklık vardı...
Ana damar değildi, bu iyi haberdi...
“Ama durum yoğun bakımda 48 belki 72 saat kalmayı” gerektiriyordu...
Ne olduğuna ve ne olacağına bakılacak, herhangi bir komplikasyonda ani müdahale yapılmaya çalışılacaktı...
Hastaneden çıkarken, babamı ve son günlerde yaşadıklarını düşündüm...
Hiç haketmemişti, son günlerde yaşadıklarını...
Annemin yanına girmesine izin vermiyorlardı, heyecanlanır tansiyonu çıkar diye...
Öptüm göz göze geldik ve bakıştık...
Onu yoğun bakımda bıraktım...
Dışarda hava kararıyordu...
Annemi aldım eve döndüm...
***
BABAMIN PARMAĞIMDAKİ ALYANSI VE SONSUZA KADAR AYRILDIĞIM KADIN...
MR’a girerken babamı soydular...
Sonra pantolonunu ayakkabılarını bana verdiler, “Yoğun bakımda bunlara gerek yok” diye...
Bir de alyansını verdiler bana...
52 yıllık altın alyansını...
Hayat ne ilginçti...
27 yıl önce evlenirken karım “Sen alyans takmayacak mısın?..” demişti...
“Hayır” demiştim, “Ben alyans takamam ki... Her türlü yüzük kaşıntı yapıyor parmağımda...” Yüzünü buruşturmuştu...
“Bu hak mı?..” demişti, “Şimdi ben alyans takacağım... Sen takmayacaksın...”
Düğün günü, içim elvermedi; “Bak Selin’ciğim” dedim, “Bugün nikahta takayım... Sen mutsuz olma... Ama senden ricam, nikahtan sonra çıkartayım, bir daha takmayayım...”
“Peki” demişti...
Evlendiğim günün gecesi çıkardım, bir daha da takmamıştım...
***
Dün akşam hastabakıcı yoğun bakımda babamın alyansını verdi bana...
Bir eşi annemde olan 52 yıllık altın alyans...
Aldım hiç sektirmeden serçe parmağıma taktım babamın alyansını...
Toplam 53 yıllık beraberliğin kutsal sembolüydü babamın alyansı...
Hastaneden çıkarken, akşam karanlığı çökmeye yüz tutmuştu...
Alacakaranlıkta son zamanlarda yaşamakta olduğum şeyler gözümün önüne geldi...
Düşünürken, o ana kadar düşünmek istemediğim şeyleri de düşünmeye başladım...
O anda babamın bana son günlerde hissetirmemeye çalıştığı üzüntüsünü farkettim...
Bir süredir göremediği torunlarından duyduğu azabın aslında benden fazla olduğunu o an hissettim...
Yapacak bir şey yoktu...
Hayat böyle bir şeydi...
O anda tek yapılacak şeyi yaptım...
Babamın iyileşmesi için Allah’a dua ettim...
Ve Allah’a dua esnasında bir nihai “veda” gerçekleşti kalbimde...
Doğduğum ve çocuklarımın doğduğu, onlara ve bana hayat vermiş hastanenin önünde, hayatıma girmiş ve bana iki çocuk vermiş kadına “sonsuza kadar veda ettim...”
Babamın alyansı güç veriyor bana serçe parmağımda...
Umarım ona da orada veriyordur...
Yoğun bakımda...