Fenerbahçe’nin tanışmayacağı Shakhtar!
Alper Öcal yazdı
HTSPOR.COM
Aleksey Stakhanov, yerin metrelerce altında Donbass’taki bir madende yaklaşık 6 saat süren rutin vardiyasını bitirdiğinde, çıkardığı söylenen 102 ton kömürle sadece kendi umursanmayan hayatını değil tüm Dünya’dakileri de etkiledi. Beklenenden 14 kat fazla kömür çıkarmıştı. Proletaryaya örnek olması için Stalin yönetimi onu Madison Bulvarı’ndaki reklam endüstrisini kıskandıracak bir hızla, kısa zamanda komünist propagandanın simge efsanelerinden biri haline dönüştürdü. Ne ironiktir ki, 1929 ekonomik buhranından sonra sadece Sovyetler değil tüm Dünya Stakhanov’a sarıldı ve adını alan, Taylorcu ekonomi anlayışını besleyen hareketin yüzü olarak birkaç ay sonra, tüm gizemiyle süslediği Time dergisi kapağıyla Birleşik Devletler’de de örnek gösterildi.
Stakhanov ismi sadece siyaset ve ekonomiye ilham vermedi. Sovyet Spor Komitesi, 1936 toplantısında dört grupta oynanacak ulusal bir lig kurulmasına ve Donbass bölgesindeki madencilerden de lige bir takım yollaması kararı aldığında bir kulüp kurulması gerekecekti. Aynı yıl kurulan kulübe Stakhanovets ismi verildi. II. Dünya Savaşı sonunda Sovyetler zafer kutlarken, Stakhanovets sessiz sedasız madenciler anlamına gelen Shakhtar ismini almıştı. Shakhtar’ın yer altından yüzeye çıkamayan sessizliğini Demir Perde’nin inmesi dahi bozamadı, onların Ekim Devrimi’ni 1995’te RSC Olimpiyskiy Stadı VIP locasında patlayan bomba yapacaktı.
Donetsk şehrindeki tüm maden işçileri gibi Akhat Bragin de yer altında çalışıyordu ama bir farkla; elindeki kara kömürden bulaşmıyordu. Bölgedeki tüm suçun başını tutan karanlıktı onun ki, ve defalarca suikastten kurtulan Bragin başkanı olduğu Shakhtar Donetsk’in maçlarına da güvenlik gerekçesiyle gitmezken Tavriya Simferopol maçı öncesi kararından vazgeçince futbolun kelebek etkisi devreye girdi.
Bragin önce genç takımın maçına, ardından da alelacele Olimpiyskiy Stadı’nda esas oğlanları izlemeye gitti. Stada vardığında maç başlamıştı, korumaları kalabalığı yarıp locaya çıktıktan sonra kapıyı kapattığında bombanın gürültüsü stadın çığlıklarını bastırmıştı. Bragin dört korumasıyla birlikte ölürken, genç takım maçını beraber izlediği ve hiçbir Shakhtar maçını kaçırmayan Rinat Akhmetov, trafikte sıkıştığı için suikastten sağ kurtulacaktı. Donetsk şehri de Shakhtar da o bomba sayesinde Bragin’in sağ kolu olan 29 yaşındaki Akhmetov’a kaldı.
Akhmetov, öğretmenlerine göre birkaç tekrarla Puşkin, Lermontov, Nekrasov gibi şairleri ezbere yeniden okuyacak sıradışı bir hafızaya sahip olmasına rağmen, okulda kısa yoldan not almak için kopya çektiğini itiraf edecek kadar da pragmatist biri. İş hayatında da aynı kısa yollar kısmetine ve becerisine amade oldu.
Çelik ve maden yatırımlarıyla servetini arttıran Akhmetov, finans, enerji, telekomünikasyon ve medyaya da el atarak sadece ülkenin değil Dünya’nın da sayılı zenginlerinden biri oldu; ama El Secreto de Sus Ojos filminde dendiği gibi; “bir erkek her şeyini değiştirebilir, tutkusunu asla.”
Akhmetov’un tutkusu da Shakhtar Donetsk. “Benden Shakhtar’ı almak, anestezisiz kalbimi sökmekten farksız.” derken ciddiydi. 2000-01 sezonunda ilk kez Şampiyonlar Ligi gruplarına kalındığında, Arsenal karşısında ilk yarıda 2-0 öne geçen takımı maçı son dakikalarda Martin Keown’un iki golüyle 3-2 kaybedince, Ahmedov’un üzüntüsü ışıklar sönene dek Highbury’de kalmayı seçmişti. Mircea Lucescu’yu yıllardır, tüm olumsuzluklara ve cazip tekliflere rağmen Shakhtar’da tutan da bir nevi bu tutku olacaktı. Rumen teknik adam bir defasında, “Onun kulübe olan tutkusu, beni de tutkulu yapıyor.” demişti.
Akhmetov ve Lucescu için tutku olan Shakhtar Donetsk, madalyonun öbür tarafında, şehir için madenden sonraki yaşam kaynağından farksız. Shakhtar kazandığında şehirdeki kömür üretimi de artıyor.
İstanbul’da oynanan kupa finali öncesi stat çevresinde, Ukrayna’dan gelen az sayıdaki taraftarlardan yaşını başını almış biri olan Ilia, neredeyse tüm tasarrufunu harcayarak İstanbul’a geldiğini söylemişti. Üstelik 40 saatlik bir otobüs yolculuğuna katlanarak. Bir madenci için bile fazlasıyla cefakârca görünse de, ayda 300 € civarı kazanıp rahatlamak ve mutlu olmak için Shakhtar dışında ümit veren başka bir kaynağı olmayan Ilia gibi işçiler için acayip değil. Zira kabuğuna hapsedilmiş Donetsk, onlar için aynı zamanda bir kimlik. Ukrayna’nın hiç olmadığı kadar hem de.
Saraçoğlu boşken koltuklarının rengiyle Ukrayna’ya daha çok benzerken, dolduğunda Shakhtar tarafında neredeyse sarı mavi ülke bayrağı yoktu. Herkes turuncu ve siyahtı çünkü Donetsk hâlâ Ukrayna’dan çok Rusya’ya aidiyet duyan bir şehir.
Dinamo Kiev ile oynanan derbi maçları da bu kutuplaşmanın bir tezahürü gibi, futbol maçından çok devrimin iki tarafı arasındaki bir propaganda savaşı gibi. Bir zamanlar Donetsk Belediye Meclisi’ne başkanlık etmiş, Bölgeler Partisi’nin yükselen yıldızlarından Nikolay Levchenko’ya göre Shakhtar’ın zaferleri partinin zaferlerine de yardım ediyor.
Maçlardan önce şehirde dolaşarak taraftarları maça davet eden gönüllü arabaların hoparlöründen duyulan o tezahüratta denildiği gibi:
“Biz madenlerdeki kömür işçileri
düşmanlarımızı yendik
kömürün toza dönüşmesi gibi
Kiev’in iktidarını yendik
ve yine işçi sınıfı Donbass halkı
selamladı bizi.”
2004 yılında seçimleri kaybettiği belirtilen Viktor Yuşçenko kendi yandaşlarını başta Kiev Bağımsızlık Meydanı’nda toplanıp seçim sonuçlarını protesto etmeye çağırdığında ve Turuncu Devrim’e kendini kaptırdığında Donetsk’te yaprak kımıldamamıştı. Onlara göre devrim komploydu ve takımlarının rengi olmasına rağmen turuncunun yanına komplo eklemesini yapmaktan hiç imtina etmemişlerdi. Kentin % 93’ü mavi aday Yanukoviç’e oy vermişti. Ukraynaca değil Rusça konuşuyorlardı, ülkeyi Rusya’dan uzaklaştırıp AB’ye yaklaştıran, batı değerlerini parlatan ve Rusça’nın ikinci resmi dil olmasının önünde duran Bizim Ukrayna Partisi kabul görmüyordu. Devletin sahibi olduğu maden işletmelerinde çalışan işçiler bunun cezasını 1 seneye yakın bir süre maaş alamayarak ödeseler de siyaset bazen koşu bandında ilerlemekten farksız. Sonunda hep aynı yerde kalıyorsun.
2010 seçimlerinde Shakhtar başkanı Akhmetov’un yakın arkadaşı olan ve aynı zamanda seçim kampanyasının ana finansörü olduğu Yanukoviç rövanşı alırken, Shakhtar da kısa süre önce Akhmetov’un en büyük hayâlini gerçekleştirip son UEFA Kupası’nı kazanmıştı. Donetsk’te yapılan kutlamaların onur konuşmacısı da seçim kampanyasını yürütmekte olan Yanukoviç olmuştu. Yeni hedef olarak gururla ve güvenle Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunu belirlemişlerdi.
2010-11 sezonun da bu ikili ülkeyi yönetirken, Shakhtar da ilk kez Arsenal’in önünde gruplardan çıkıp Roma’yı eleyerek Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynamayı başarmış ama şampiyon Barcelona’ya elenmişti.
Ama geçen sene başlayan Euromaidan’dan sonra Rusya yanlılarıyla milliyetçiler arasında başlayan iç savaşta, Shakhtar da ağır yaralı durumda. Oyuncularını kaybetmesi bir yana, Fenerbahçe ile 25 maç üstüste kazandıkları, Barcelona ve Juventus dışında kimseye geçit vermedikleri, 2009 yılında açılmasına rağmen şehrin de simgesi haline dönüşen Donbass Arena’da değil; 1200 kilometre ötedeki, ağır sanayi ve beden işçiliğinin tam zıttı olan sanat ve kültürün, Rusça değil Ukraynaca konuşanların şehri Lviv’de mücadele edecekler.
Donbass Arena, kor ateşi simgeleyen turuncu ve kömür karası renklerin kutsandığı armayla coşan işçilerin tezahüratları yerine, iç savaşla birlikte kurşun darbelerinin uğultusuyla yankılanıyor ve hâlâ binlerce Donetsklinin protesto için 2014 Mayıs’ında kornalarla stada başlattığı yürüyüşü tamamlamasını bekliyor.