Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Dilek BİRGEN/ HABERTÜRK PAZAR

Son zamanlarda her sabah kötü bir hatta birkaç habere birden uyanıyoruz. Cuma günü gazetelerin birinci sayfalarından verilen kadın cinayetinin maktulü ünlü oryantal, grup Mezdeke’nin dansçısı Aynur Kanbur’du. Çöp atmak için evinin kapısını açtığı sırada 6 kurşunla vurularak öldürülmüştü. En yakın arkadaşı Asena, hemen olay yerine koştu, cinayetin aydınlanması için saatlerce polise ifade verdi.

Eskiden yılbaşından yılbaşına TRT’de izlediğimiz, özel televizyonların açılmasıyla her eğlence programında dans eden dansözler, zamanla bu mesleği yukarılara taşıdı, dünyanın pek çok noktasında gösteriler yaptı. Ancak dansözlerin hayatı diğer dansçılara göre hep zor oldu. Şiddeti daha çok yaşadılar, zor şartlarda çalıştılar; kimseye de yaranamadılar. Dansözlük mesleğini ileri götürenler arasında, Aynur Kanbur’un da içinde yer aldığı Mezdeke grubu ve Asena’nın yeri ayrı. Öte yandan, mesleklerinde çok iyi olmaları hayat standartlarını çok yukarı taşımadığı gibi şiddet görmelerine de hiç engel olmadı. Asena ile bu mesleğin zorluklarını, nasıl ayakta kaldığını ve kadına şiddeti konuştuk.

‘HİÇBİR ZAMAN İNANCIMI YİTİRMEDİM, DAİMA GÜÇLÜ OLMAYA ÇALIŞTIM’

Asena sen de mesleğinde zor dönemler geçirdin ama her zaman dimdik ayaktaydın. Bunu nasıl başardın?

Hayatta her meslekte karşılaşılabilecek zorluklar vardır. Tabii bunlar çok farklı ve çeşitlidir. Herkes aynı yollardan ve deneyimlerden geçecek diye bir kural yok. Ama burada önemli olan, insanların bu zorlukları nasıl karşılayıp üstesinden gelebileceği. Evet ben de birtakım sıkıntılar yaşadım ama bunları yaşarken hiçbir zaman kararlılığımı ve inancımı yitirmedim, daima güçlü olmaya çalıştım. Hayatın bana attığı sert şutları aynı sertlikte cevaplamadım; önce bir futbolcu gibi topu göğsümde yumuşatarak yaşantıma bıraktım.

Arkadaşın Aynur Kanbur için hepimiz çok üzüldük, vahşice bir olay. Türkiye’de çok önemli bir dans grubunun üyesiydi.

Evet ne yazık ki gökyüzü, annemden (babaannesi) sonra hayatımda çok değer verdiğim dostlarımdan Aynur’umu da yanına aldı. O benim ablam, kardeşim, sırdaşım, yoldaşımdı. Nurlar içinde yatsın, mekânı cennet bahçesi güllerle dolsun. Melekleri yanından hiç eksik olmasın. Zaten o da bir melekti.

Sanki çok şaşalı bir hayat yaşıyormuşsunuz gibi görünüyor ama Aynur Kanbur’un hayatına baktığımızda mütevazı bir yaşantısı var. Keza sen de öylesin...

İnsanlar bizleri hep sahnelerde ve eğlence sektöründe gördükleri için özel hayatımızda da o sahne hayatını sürdürdüğümüzü zannediyor. Halbuki nasıl ki bir doktor önlüğünü, avukat cübbesini çıkardığında normal kıyafetlerini giyip evine gidiyorsa, bizler de sahne kostümümüzü yani üniformamızı çıkardığımızda evimizde yemeği, temizliği yapabilen kadınlar haline gelebiliyoruz.

‘GELECEK NESİLLERİ DAHA İYİ YETİŞTİRECEK YİNE KADINLAR’

Aynur Kanbur gibi her gün gazetelerde pek çok kadına yönelik şiddet haberi okuyoruz. Nasıl çözülecek bu mesele?

Erkeklerdeki ego, sahip olma dürtüsü, şiddet ve öfke patlamaları son yıllarda büyük trajedilerin yaşanmasına sebep oldu. Kadınlarımız dövüldü, öldürüldü ve maalesef tecavüz edilip susturuldu. Bunun sadece yasalarla değil, anne ve babaların erkek çocuklarını yetiştirirken gösterecekleri davranışlarla çözülebileceğine inanıyorum. Kadına saygı duymayı, desteklemeyi, sevmeyi öğretmeliler. Bunu değiştirebilecek, gelecek nesilleri daha iyi yetiştirecek yine kadınlar olacak, anneler.

Peki yasalar?

Yasal düzeyde de daha güçlü yaptırımlarla kadınlarımızın korunması gerekiyor. Aile içi şiddet gören kadınlar, “Aile meselesidir” deyip eve gönderilmemeli, devlet korumasında olduğunu hissetmeli. Biz toplum önündeki kadınlar, bu trajedilere tepkimizi her türlü platformda göstermeliyiz. Kadınların böyle katledilmesine sessiz kalmadan, sesimizi yükselterek toplumu bilinçlendirme çabası içinde olmalıyız. Ben susarsam, sen susarsan bu olayların ardı arkası zaten kesilmez. Bir de ben büyük bir görevin televizyon kurumlarına düştüğünü düşünüyorum. Şöyle ki; eğer televizyon dizilerinde töre cinayetleri, silahlar, kanlı görüntülerle yayınlanmaya devam edildiği sürece gerçek hayatta ne yazık ki bu olayların arkası kesilmez. Dizilerde, yarışma programlarında insanlarımızı mutlu edebilecek, neşelendirecek, sevgiyi öğretecek, ileriye götürebilecek hiçbir öğreti yok. Bütün diziler şiddet ve intikam içerikli, hırs ve kıskançlık üzerine. Bu işi yapanların ufuklarının daha geniş ve daha yaratıcı olup hem eğitici hem de sevgiyi aşılayan, şiddetten uzak projeler yapmaları gerektiğine inanıyorum. “Şiddete hayır” diyorsanız o zaman şiddet içerikli programlar da yapmayın!

‘İYİ OLUP HERKES GİBİ OLMAKTANSA, KÖTÜ OLUP KENDİM OLURUM'

Hayatını neye adadın?

Hayatını babaannesine, dansa, spora ve sevdiklerine adamış bir kadınım. Gayet düzgün bir yaşantısı olan, evinden işine, işinden evine giden, Almanya’nın dağlarında bir Heidi gibi büyümüş, çalışkan, duygusal, mütavazı ve hayatın bir saniye olduğunun bilincinde bir insanım.

Dansözlük mesleğine getirdiğin yenilikler var. Sanat olarak kabul edilmesi için çok çabaladın.

Dansözlük ve dans bir sanattı benim için. Öncelikle bugüne kadar tüm dünyada kullanılan iki parçalı oryantal kostümü değiştirerek yerine tek parça abiye tarzı elbiseler, tulumlar, dar kesim balık etek ve bustiyerler tasarlayarak başladım. Daha sonra piyasada herkesin kullandığı bilindik müziklerden vazgeçerek besteciliği ve müzisyenliğiyle Türkiye’deki sayılı kişilerden biri olan Murat Sakaryalı’yla 2001’de dünya müzikleri projemize başlayarak Bethoven, Mozart ve Vivaldi gibi büyük bestecilerin eserlerini oryantale uyarladık. 2002’de ünlü piyanist Angelika Akbar’la Bach Ala Oriantal projesinde bir araya geldik. Hâlâ dünya müziklerini oryantale katıp değişik projeler ve albümler yapmaya devam ediyoruz.

Oryantal dansa ve dansçılara eskisi gibi rağbet var mı?

Siz işinizi düzgün ve severek yapıyorsanız her zaman talep vardır.

Arkadan yeni dansözler gelmiyor ama. Bu sanatı başka birisine devretmek ister misin? Var mı birikimini aktardığın birisi? 

Her zaman insanın kendisinin bir şey üretip altına imzasını atmasını isterim. Yani benim danstaki felsefem; kötü dans et ama daima bir tarzın olsun. İyi olup herkes gibi olmaktansa, kötü olup kendim olurum.

Hayat her şeye rağmen devam ediyor. Üzerinde çalıştığın projelerin var. Ne zaman hayata geçecek?

Bu yıl 4 büyük proje var. İlki bir DJ ve 8 müzisyenle yeni bir sahne şovu hazırlıyorum. İkicisi “Asena Volume 2” oryantal albümümüz çıkıyor. Üçüncüsü, şirketlere dans üzerine workshop’lar hazırlamak. Dördüncüsü ise çok büyük bir sürpriz. Herkesin şok olacağı ama hakkında tüyo veremeyeceğim bir şey.