Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam Doğum Yeri: Kız Kulesi

        Jale Özçilengir… Selanikli bir annenin, Trabzonlu bir babanın kızı olarak 1930 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Ancak onun hikayesi biraz hüzünlü, biraz romantik, biraz farklı. Çünkü o , bir hastane odasında değil, suların, karasevdaların, efsanelerin gizemini taşıyan Kız Kulesi’nde doğdu. Tarihte, anıt, mezar gümrük istasyonu, askeri depo, deniz feneri olarak kullanılan Kız Kulesi, bundan tam 77 yıl önce minik bir kız çocuğunu kucağına aldı.

        Evkiya Çelebi’nin seyahatnamesinde “Deniz içinde karadan bir ok atımı uzak, dört köşe, sanatkarane yapılmış bir yüksek kule” olarak tarif ettiği kız kulesi tam dört yıl minik kızın hem evi, hem arkadaşı, hem oyuncağı oldu. Babası Kız Kulesi’nin feneriyle gemilere ışık tutarken, o kulenin içinde dünyanın en şanslı çocuğu olmanın keyfini sürdü. Kız Kulesi’nin minik sakini, tam dört yıl İstanbul’un en alımlı ve romantik kızının kollarında büyüdü.

        BABASI EBELİĞİNİ YAPTI

        Bahçeşehir Life dergisi muhabiri Hamit Eteevrans’ın ortaya çıkarttığı bu ilginç yaşam hikayesinin kahramanı Jale Özçilengir’in babası Mehmet Küçükmehmetoğlu, Türkiye’nin ilk fenercilerinden, Mehmet Bey, Çanakkale Seddülbahir Feneri ve Yeşilköy Feneri’nden sonra görevine kızının Kız Kulesi’nden devam eder. Eşi Nevber Hanım ve babası Recep Efendi ile İstanbul’dan uzak, denizin ortasında sakin bir yaşam sürerken bir yandan da denizcilere klavuzluk yapar. Nevber Hanım kızı Jale’ye gebe kalarak, 1934 yılının 12 Nisan sabahı bir anda sancısı tutar. Nevber Hanım, o zamanlar ulaşım aracı olarak kullanılan küçük bir takayla zor şartlar altında Salacak’a, oradan da acil olarak Haseki Hastanesine kaldırılır. Ancak, doktorlar genç kadını “Doğuma 10 gün var” diyerek geri gönderirler. Aynı zorluklarla Kız Kulesi’ne geri dönen Nevber Hanım’ın sancısı bir anda artar. Artık yapılacak bir şey yoktur. Bebek, Kız Kulesi’ndeki şartlarda doğacaktır. Çaresiz, Mehmet Bey ebeliğini yaparak kızının doğumunu gerçekleştirir. Böylece, minik Jale’nin ilk sesleri Kız Kulesi’nin duvarlarında yankılanır. Kız Kulesi ile minik kız çocuğu tam dört yıl İstanbul’un kalabalığından uzak arkadaşlık yapar, birlikte oyun oynarlar.

        SEVGİYE NAZAR DEĞER

        Küçük Jale ile Kız Kulesi’nin arkadaşlığını uzaktan izleyen gemiler ve yıldızlar bu özel sevgiye nazar değdirir. Mehmet Bey, 1934 yılında kansere yakalanır ve ailesi ile birlikte Kız Kulesi’ni terk etmek zorunda kalır. Böylece, minik Jale, Kız Kulesi’ne veda eder. Küçükmehmetoğlu ailesi Kulaksız yokuşunda küçük bir eve yerleşirler. Mehmet Bey Kasımpaşa Deniz Hastanesşnde tedavi görür, ancak amansız hastalığın pençesinden kurtulamaz ve aynı yıl hayata gözlerini kapar. Nevber Hanım ve kızı, eşinin ölümüyle çok zor günler geçirir. Bir yıla yakın süren sefaletin ardından Yeşilköylü zengin bir aile anne- kızı muhafaza altına alırlar. Jale Özçelengir’in eğitim hayatı bu ailenin yanında devam eder. Ailenin öz kızları gibi sahip çıktıkları Jale Hanım, ilk ve orta öğretimini Yeşilköy İlkokulu ve Bakırköy Taşmektep Ortaokulu’nda tamamlar. Ve son olarak Nişantaşı Kız Sanat Enstitüsü’nden mezun olur. 1951 yılında dönemin önemli kunduracılarından Mustafa Özçelengir ile evlenir. Jale Hanım tam 50 yıl Mustafa Bey’le aynı yastığa baş koyar. “Eşimle gözyaşlarıyla evlenmiştim ama çok mutlu olduk” diyen Jale hanım, 2000 yılında pankreas kanserine yakalanan eşini 10 gün içinde kaybeder. O günden sonra Tekirdağ Şarköy’deki evine çekilen bir çocuk annesi Jale Hanım eski günlerin hatıralarıyla yaşamaya devam eder.

        KIZ KULESİ’NİN TEK BEBEĞİ

        Tarihe Kız Kulesi’nin tek bebeği olarak geçen Jale Hanım, o günleri yadederek şöyle anlatıyor: “ O zamanlar gibi şimdiki imkanlar yok. Dedemin bir takası vardı. İstanbul ile aramızdaki ulaşımı onunla sağlardık. Dedem takasıyla Salacak’a geçer, erzak alır gelirdi. Dedemin getirdiği erzakları almak için babam kendini iple kulenin kıyısında bir halkaya bağlardı. Aksi taktirde deniz babamı alır götürürdü. Kıyı şimdiki kadar yakın değildi. Ayrıca, kulenin etrafı da muhafazalı değildi. Ben çocuk olduğum için Kule’de güzel günler geçirdim ancak annem sinir hastası olmuştu. Çünkü fenercilere misafir, eş, dost ziyarete kolay gelemezdi. Mutlaka izin almak gerekirdi. Annem bütün gün denizin ortasındaydı ve bir kız çocuğu büyütüyordu. O zamanlar radyo ve televizyon yoktu. Yardım istedikler, zaman kuledeki bayrağı yarıya indirip Salacak’tan bir ekip gelmesi bekleniyordu.

        İŞTE BURADA DOĞDUM

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ