Martin Linnes hakkında az bilinen gerçekler
Galatasaray'ın Norveçli oyuncu Linnes, bugün ilk kez bir Süper Lig maçında forma giyecek
Gökhan Gönül dokuz sezon önce transfer olduğu Fenerbahçe'de 243 lig maçına çıktı. Galatasaray aynı süre zarfında sağ bek pozisyonuna Serkan Kurtuluş, Emmanuel Eboue, Salih Dursun, Veysel Sarı ve Tarık Çamdal transferlerini yaptı. Bonservis toplamları 12.7 milyon € tutan 5 futbolcu parçalı formayı ligde 131 kez terletirken, beğenilmediği için üzerine sürekli gül koklanan Sabri tam 198 kez görev yaptı.
Cimbom'un yılan hikâyesine dönen sağ bek macerasının son halkası ise Norveçli milli oyuncu Martin Linnes. Molde forması giyerken Fenerbahçe karşısında sergilediği performansı dışında futbolcu hakkında bilinenler sınırlı. Ülkesinde ligin en iyi savunma oyuncusu seçildiğini biliyoruz. Keza savunmadaki kalitesini ve ortalardaki isabeti de istatistiki olarak tescilli. Galatasaray'ın tam da aradığı nitelikler.
Galatasaray'ın alternatif denebilecek takımıyla ilk kez görücüye çıktığı Akhisar Belediyespor ile oynanan Ziraat Türkiye Kupası maçında 2 aydır lig maçı oynamamasına ve asıl pozisyonunun dışındaki sağ bekte görev almasına rağmen bu özelliklerini gösterdi. Hakkındaki ilk izlenimler oldukça olumluydu. Kastamonu ve Gaziantepspor maçında da bu izlenimleri pekiştirdi. Martin Linnes'in sunduğu kalite bir tarafa bilhassa fizik olarak hiç sorun yaşamamış olması dikkat çekiciydi. Sürpriz olmadığını belirtmek lazım.
Madalyonun diğer yüzündeyse Galatasaray'ın 9 sezondur 6 oyuncu denediği sağ bek problemini Türkiye altyapıları, Almanya'daki gurbetçi kaynakları ve Brezilya, İspanya, Fransa gibi yetiştirici ülkeler dururken Norveç'e giderek çözmesi ilginç. 5 milyon nüfuslu bu küçük İskandinav ülkesinin futbolcu yetiştirme düzeni ve Linnes'in özgün hikâyesi de. Filmi başa saralım.
Norveç futbolu 1994-2000 yılları arasında altın çağını yaşamıştı. Erkek milli takımı üç büyük turnuvaya katılma başarısı gösterirken, kadınlar Dünya, Avrupa ve Olimpiyat şampiyonlukları tatmış ve Rosenborg altı sezon üst üste Şampiyonlar Ligi'ne katılarak Avrupa'da saygı duyulan kulüplerden biri hâline gelmişti. Sonrasında keskin bir düşüş yaşandı. Vasat yabancıların ülkeye girişinin artması ve oyunda gittikçe artan rekabete Norveç'in sert kış şartlarından ötürü kısa süren sezonla ayak uydurulamaması düşüşün temel nedenlerindendi.
2000 yılından bu yana ülkede her sene ortalama 100 civarı suni çim zeminli nizami saha, neredeyse 200 mini saha yapılıyor. Her birinin maliyeti alttan ısıtmasıyla birlikte 170.000 ila 350.000 € arasında değişiyor. 2000-13 yılları arasında yapılan saha sayısı 3500 üzeri. Ulusal bir politika haline getirilen saha yapımıyla gençlerin açık saha sporlarını yapmasının önündeki yer sorunu çözülünce sonraki adım olan yetiştirme aşamasına geçildi.
İki ayaklı planın biri eğitim sezonu dışında işleyen ve Norveç Futbol Federasyonu ile bir gıda firması olan TINE sponsorluğunda ülke çapına yayılan özel futbol okulları. Diğeri de eğitim sistemiyle iç içe geçen okul - kulüp - federasyon sırasını takip eden yetiştiricilik düzeni. Her iki tarafta da olağanüstü başarı elde edildi.
Tine işbirliğiyle geliştirilen sosyal sorumluluk projesinde
Okul entegrasyonu denince akla ilk gelen örnek Birleşik Devletler organizasyonu fakat Norveç farklı bir yöntem izliyor. Örneğin okul ligleri yok fakat kulüpler kendi imkânlarını herhangi bir şart aranmaksızın, çok cüzi miktarlara öğrencilere açıyor. Karma futbol çok yaygın ve Norveç'te özellikle kadın futbolunun gelişmesinin başlıca nedeni de bu açık kapı politikasıydı.
2012 verilerine göre sadece 6-12 yaş grubunda 50.000 üzeri kadın futbolcu ve 7745 kadın futbol kulübü var. 28 bini bulan toplam kulüpler içindeki payları da % 27 gibi hiç azımsanmayacak bir oran. Buna rağmen durmak bilmiyorlar. UEFA'dan gelen yardım fonunu Hordaland bölgesindeki 12-17 yaş aralığındaki kadın kalecilerin keşfedilip yetiştirilmesi için kullanacakları bir programa geçen sene start verdiler.
Erkekler özelinde de aynı kararlılık mevcut. Sahaların artmasıyla birlikte çocuk oyuncuların sayısında olağanüstü bir sıçrama söz konusu. Kulüpler açık kapı politikası sayesinde oyuncu bulmak için bölge bölge dolaşıp futbol okulu vb. örgütlenmelere gitmek zorunda kalmıyor ve okullar aracılığıyla ayaklarına gelerek altyapılarında futbol eğitimi alıyor. 3 aşamadan oluşan temel bir plan var. Beceri odaklılık, beceri kullanımı ve sonuç.
İskandinavya yarımadasının en az nüfusa sahip olan ülkesi Norveç'te futbolun temas, fizik güç ve savunmaya dayalı eski yapısı böylelikle kırıldı ve tüm sene boyunca çalışabilecekleri sahalar sayesinde top kontrolü, pas becerisi ortalaması eşik atlayarak ofansif anlamda da üstün özelliklere sahip futbolcular yetiştirmeye başladılar.
Martin Linnes de bu akımın temsilcilerinden. Eğitim aşamasında tüm gençler ebeveyn ve antrenörleriyle birlikte karar verme sürecindeki yönetime katılarak gelişimlerinde etkin rol oynuyorlar. Kimi haftada 1-2, kimi 3-5 ve kimi de 10-12 seanstan oluşan antrenman sisteminden geçiyor.
Hangi yapıya dahil olacakları üç adımlı bir piramit metodu dahilinde belirleniyor. Yerel, bölgesel ve ulusal şeklinde yükselen piramitte, bir yandan kulüplerin altyapılarında oynarlarken bir yandan da benzer yetenekteki gençlerden oluşan gruba dahil edilerek profesyonel hocalar eşliğinde özel çalışıyorlar. Gelişim gösterenler bir üst gruba alınıyor.
Nasıl çalıştırılacakları federasyon yönergelerinde tek tek belirlenmiş. Örneğin 13 yaşına kadar kesinlikle 11-11 oynamıyorlar. 7-7 metodu hâkim. 19 yaşına kadar da himâye altındalar. Profesyonelleşme yaşı bu yüzden biraz geç olabiliyor. Okullar ise bu esnada spor bilimleri üzerine teorik dersler vererek gençlerin bilgi birikimini ve profesyonellik anlayışını uluslararası standartlarda dahi zor bulunur bir düzeye çıkarıyor.
Çıkamayanlar için Tom Høgli'nin söyledikleri çok önemli. Türkiye'deki ezbere konuşan futbolcu profiliyle bu kültüreden yetişen Avrupalı arasındaki farkı deneyimlemek hiç de zor değil.
Martin Linnes, milli takımdan takım arkadaşı Tom Høgli
8 yıl başarıyla Liverpool forması giyen Bjørnebye de ne tesadüftür ki, Linnes gibi bir kanat bekiydi. Norveç futbolunun hem milli takım hem de Rosenborg ile kulüpler seviyesinde şahikasına ulaştığı 90'larda ülkenin en tanınan yüzlerinden biriydi. Bjørnebye uluslararası arenaya Rosenborg'u basamak olarak kullanıp atlarken, Linnes'in yolu şimdilerde Rosenborg'un yerini alan Molde üzerinden Türkiye'ye ulaştı.
Bosman kuralından faydalanarak Kongsvinder'den Molde'ye gelen sağ bekin ismi Galatasaray'a gelmeden önce iki sezondur da Beşiktaş, Nürnberg ve Stuttgart başta çeşitli Avrupa kulüpleriyle anılıyordu.
Avrupa yolunda Linnes'in en büyük şansı sistem ve o sistemin hizmetkârlarından biri olan babası
14 Ocak'ta eski okulunu ziyaret ederek çocuklarla sohbet ettiği panelde okuldaki idman ve fitness tarzının onu pek çok sakatlıktan koruduğunu belirtmişti. 16-18 yaş arasındaki gelişim sürecinde kesinlikle biseps vb. özel kas gruplarına yönelik antrenman yapılmaması ve irileşmemesi tembihlenip tüm üst vücudunu çalıştırarak güç ve dayanıklılık kazanması gerektiği öğretilmiş. Yine de hedefe giden yolda her zaman dikensiz gül bahçelerinden geçmediği dönemler de var.
Sistem ne kadar kurulu bir saat gibi tıkır tıkır işlese de çemberin dışında kalanlar oluyor. 18 yaşında Øvrebyen Lisesi'nde üçüncü yılını geçiren ve Sander formasını terleten Martin Linnes, 3. ligde 18 kez fileleri havalandırıp gol kralı olarak Kongsvinder ile 2+1 yıllık sözleşmeye imza atarak profesyonelliğe adım attı.
Sezon başında HamKam takımından kontrat teklifi almasına rağmen 3. lig yerine kendini daha yüksek bir seviyede test etmek istemesi, tercihinin altında yatan nedendi. İleride Bundesliga kulüplerine de yetenek avcılığı yapacak dönemin sportif direktörü Martin Kristiansen o dönem forvet oynayan Linnes'i takıma kazandıran kişiydi.
6 Kasım 2009 tarihinde, kulübün resmi sitesinden transferi "topla son derece çabuk hareket etmekte uzmanlaşmış çok yönlü bir hücum oyuncusu. Martin bölgenin yerlisi olduğu için onunla çalışmak büyük bir avantaj ve keyif olacak fakat onu müthiş yeteneği ve muazzam potansiyelinden dolayı transfer ettik." diyerek duyurulsa da işler ilk başta istediği gibi gitmedi.
1981 doğumlu
Kongsvinder takımında dönem dönem süren birinci hocalık deneyiminde Linnes'in yaşıtları arasında çelimsiz gibi görünse de tekniği ve oyun zekâsıyla handikapını avantaja çevirdiğinin farkına varan ilk isim Eide oldu. Uzun süre kulüpte yardımcı antrenörlük yapan Eide, altyapılarda forvet ve ofansif kanat oynadıktan sonra bir üst seviyede kanat bekine evrilen Linnes'in çok yönlülüğünü beraber çalıştığı birinci teknik adamlar döneminde de göz önünde bulundurdu ve ülke genelinde saygı görmesinin kapısını araladı.
Santos U-21 takımında Robinho, Diego gibi isimlerle altyapılar konusunda uzmanlaşmış Trond Amundsen gibi kulüpte görev yapan diğer çalıştırıcıların da katkısıyla Linnes fiziki açığını kapatarak artık daha yukarıya göz kırpamaya başladı.
Ülkenin en üst ligi olan Tippeligaen'e yükselen kırmızı beyazlı takımla ilk sezonunda 15 maça çıkarak yerini sağlamlaştırdı. Onun bu gelişimine eski hocası Tom Nordlie de kayıtsız kalmayarak takdir etmesine rağmen Linnes'in cevabı açıktı: "Söylediği kadar iyiysem beni de Frederikstad'a götürseydi. Onun tarafından övülmek tuhaf, o bir yetenek geliştirici değil."
İronik olan ise ikilinin bir sezon aradan yeniden yollarının kesişmesiydi. Alt lige düşen Kongsvinder yeniden, sezonun bitimine kısa bir süre Tom Nordlie anlaştı ama hızını çoktan alan Linnes kulübeyi ısıtmadı. 27 maç oynadığı ligi 2 gol 4 asistle kapattı. Sonrasında Nordlie ile bu kez yolları kendisi ayırdı. Pekçok talibi arasından Molde'yi seçti. Ole Gunnar Solskjaer isminin bu seçimindeki etkisi büyük.
Yirmibir yaşında koyduğu hedeflerin hepsine henüz 24 yaşına gelmişken ulaşmasının derinlerinde, okul döneminden itibaren aşılanan yönetime katılma alışkanlığının etkileri görülüyor. Üstelik kendi tabiriyle
Piramidin en altından en tepeye ulaşırken hiç bırakmadığı profesyonellik ve güvendiği saf yeteneğinin yanı sıra hedeflerini sürekli taze tutması ve bu doğrultuda özeleştiri mekanizması geliştirebiliyor olması Linnes'in potansiyelini canlı tutanlar arasında. 2015 yazında ismi sürekli çeşitli Avrupa kulüplerinin alınacaklar listesinde geçerken dahi bu prensibinden taviz vermiyor. Transferi gerçekleşmeyip sezon kapandıktan sonra ülkenin saygın gazetelerinden Aftenposten ile yaptığı söyleşi en büyük delil.
Tribünde oturup beni takip etmeye geldikleri kritik maçlarda yeterince iyi oynamadım. Sadece kendimi suçlayabilirim. Martin Linnes
Norveç'in en çok satan ikinci gazetesi olan VG ile yaptığı bu röportajdan 6 ay sonra Linnes dediğini yaparak Galatasaray'a geldi. Beşiktaş ile geçen sezon başında görüşmeler yapıldığında da isteğini gizlememişti. İstanbul'u "heyecan verici" bir şehir olarak nitelemiş ve Beşiktaş'ın da arkasına aldığı güçlü taraftar desteğiyle "sıradışı" bir kulüp olduğunu söylemişti.
Belki erken olacak ama zamanı geldiğinde de Galatasaray'dan ayrılmaktan da çekinmeyecek bir profesyonelliğe sahip, çünkü rüyasında Premier Lig var. Galatasaray'dan aldığı gibi bir başka "reddedilemeyecek" teklif alırsa bundan hem sarı kırmızılıların hem de Linnes'in kazanması işten bile değil.