Türkiye’de, ekonomide yaşanan gelişmeleri yalnızca uzmanlarının anlayacağı kuru matematiksel verilerden kavram ve terimlerden kurtararak, adeta ete kemiğe büründüren ve halka indiren bir uzman… Türk-İş Danışmanı Enis Bağdadioğlu, her hafta düzenli olarak çarşı, pazar, market gezerek, yiyecek-içecek, sebze ve meyve fiyat artış araştırması yapıyor ve “yoksulluk” ve “açlık” sınırında yaşanan gelişmeleri kamuoyu ile paylaşıyor. Bu alanda “ilk”lere imza atan Bağdadioğlu, mayıs ayında 4 kişilik bir ailenin açlık sınırının 2 bin 107 TL’ye çıktığına işaret ederek, “Hane halklarının masrafları arttığı, geliri azaldığı için çocuklar ve gençler dengeli beslenemiyor. Bu ilerde ciddi sağlık sorunları anlamına geliyor” uyarısında bulundu.

Bağdadioğlu, mayıs ayı açlık ve yoksulluk sınırı araştırması üzerinden ekonomiye ilişkin HABERTÜRK’ün sorularını şöyle yanıtladı:

- Siz her ay açlık ve yoksulluk sınırı araştırması yapıyorsunuz. Nasıl başladı?

1987 yılından bu yana yapıyorum. 1987 yılında seçim oldu. Dönemin Başbakanı Turgut Özal’ın, “Ben seçimden önce zam yapacak kadar enayi miyim?” dediği seçim. Seçimin ardından yoğun bir zam dalgası geldi. Ben, zamların halka ve insanlara etkisini merak ettim. Hacettepe Üniversitesi ile bağlantı kurdum. Hane nedir? Kaç kişiden oluşur? Hane halkı büyüklüğü nelerden oluşur? Bir insanın sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenme için günlük tüketilmesi gereken besin ne kadardır? Bu sorular etrafında tutarlı, bilimsel zemini olan bir metodoloji oluşturuldu.

- Sonra alan araştırması başladı, öyle mi?

Evet. Çarşı, pazar dolaşmaya başladım. Et, süt, yumurta, sebze, meyve… Bir insanın günlük olarak tüketmesi geren ürünlerin fiyatlarını tek tek yazdım. Bir aile için gıda harcamasını çıkardım. Sonraki aylarda da yine aynı çarşıyı, pazarı dolaştım. Fiyatları aldım. Fiyat artışlarının hane halkına etkisini ortaya koydum. İlk olarak, 1987 yılının aralık ayında bunu kamuoyuyla paylaştık.

- Peki, yoksulluk sınırı araştırması nasıl gelişti?

Bu konuda da Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) uzmanları ve akademisyenlerle görüştüm. Bilimsel yönden kabul edilebilir bir hesaplama yöntemi ortaya koymak amacıyla temaslarım oldu. Bir ailenin aylık zorunlu ulaşım, giyim-kuşam, kira, sağlık, eğitim, kültür harcamalarına ilişkin araştırmalar yapmaya başladım.



- O tarihte devletin istatistik enstitüsünün bu yönde bir çalışması var mıydı?

Hayır, bizden sonra o dönemki adıyla Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) benzer çalışmalar yapmaya başladı.

- Peki, 2019 yılı mayıs ayına gelelim. Mayıs ayında açlık ve yoksulluk sınırı ne oldu? Bu veriler bize neyi gösteriyor?
Mayıs ayında 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 2 bin 107 TL’ye, yoksulluk sınırı 6 bin 863 TL’ye çıktı. Hane halklarının masrafları artmaya devam etti. Aileler, önce zorunlu ulaşım, konut, sağlık gibi harcamalarını yapıyorlar. Sonra kalan parayla gıda, sebze, meyve alıyorlar. Ancak, gıdaya ayırdığı para azalıyor. Bu nedenle çocuklar ve gençler dengeli beslenemiyor. Özellikle çocukların ve gençlerin et yemesi ve proteini etten alması gerekiyor. Ancak, alamıyorlar. Bu ilerde ciddi sağlık sorunları anlamına geliyor.

- Şu anda en çok neyin fiyatı artıyor?

En çok gıda… Gıdada artış yüzde 30’lar dolayında bulunuyor. Marketler, yeni bir usul geliştirdi. Dışarıda, marketin önünde açtıkları tezgahlara ucuz sebze ve meyveyi yerleştiriyor. İçeride daha yüksek fiyatlar söz konusu. Ayrıca, ürünlerin hem fiyatı artıyor, hem de gramajı azalıyor. Bu da dikkat çekici bir konu.



- Yoksulluk sınırı bize ne söylüyor?

Türkiye’de artık zengin daha zengin, yoksul daha yoksul. Orta sınıf hızla yoksullaşıyor. Yoksulluk sınırının 6 bin 863 TL’ye çıktığı dikkate alındığında, Türkiye’nin yüzde 60’lık bölümünün yoksulluk sınırında olduğunu söyleyebiliriz.

- Hane halkları borçluluk oranları nasıl?

Hane halkları borçlanıyor. Hanede çalışan sayısı çok düşük. Gelir yetersiz, gider artıyor, borç büyüyor. Geliri azalan hane halkları, ihtiyaçlarını karşılamak, hayatını sürdürmek için borçlanıyor. Geleceği, ipotek altına giriyor. İnsanlar, ileride kazanacakları gelirleri bugünden tüketiyor. Hane halklarının yüzlerce milyarlık borcu söz konusu.

- Birkaç yıllık döneme ilişkin ekonomik öngörünüz nedir?

Kısa vadede, ücretli çalışan, emekli ve esnaf için sıkıntılar devam edecek. Aslında, son 15 yılda çalışanlara enflasyon oranında yapılan artışlar çalışan kesimin yaratılan refahtan yeteri kadar pay almaları anlamına da gelmiyor. Artan refahtan ücretliler pay almadı.

- Sizden sonra bu işi yapacak biri var mı?

Bu iş, gönül işi… Bir arkadaşımızı yetiştiriyorum.

- Çok teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim.