Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Ekonomi Lüks Yaşam Galata, kâşiflerin mekânı - Lüks Yaşam Haberleri

        Moda tasarımcısı Bahar Korçan'ın öncü olduğu Galata'da tasarım butikleri kervanına Arzu Kaprol de eklendi. Serdar-ı Ekrem Sokağı'nda açılan Arzu Kaprol Gallery'de buluştuğumuz tasarımcı, Galata'yı ve projelerini anlattı.

        Galata'ya gitmek bana yurtdışında bir şehrin sokaklarında geziyormuşum hissi veriyor. Yaşanmışlığı hissettiğim sokaklarda gezmek beni mutlu ediyor, enerji veriyor. Her gittiğimde de yeni bir tasarım butiğini görmek buraya gelme nedenim olduğu için kendimi her seferinde şanslı hissediyorum. Moda tasarımcısı Bahar Korçan'ın öncü olduğu Galata'da tasarım butikleri kervanına Arzu Kaprol'ün de eklendiğini duyar duymaz, Kaprol'le buluşmaya soluğu Galata'da Serdar-ı Ekrem Sokağı'nda alıyorum. Abidin Dino, Orhan Veli gibi isimlere evsahipliği yapan tarihi Kamondo Apartmanı'nda girişinde yer alan dekorasyonu Autoban imzası taşıyan Arzu Kaprol Gallery tasarımcının kendi markasına ev sahipliği yapıyor.

        - Galata'nın en güzel noktasında Arzu kaprol Gallery. Buraya gelmek nereden aklınıza geldi?

        - Galata'yı aslında Bahar başlattı. Bu sokaktaki insanları çeken buranın ruhu, o kadar köklü ve yaşanmışlık var ki buralarda... Buraya gelmek insanı nasıl New York'ta Soho'ya gittiğinde sanki başka bir ülkeye gitme, başka bir ilham alma hissi veriyor tamamen aynı his. Başka bir duyguyla ayrılma hissi. Bu sokaktaki insanları çeken buranın ruhu. O kadar yaşanmışlık var ki buralarda. Her buraya gelişimde Bahar ne olur buraya gel derdi ve her ona gelişimde buranın önünde durup keşke burası olsa diye içimden geçirmiştim ve işte denk geldi.

        - Yurtdışında bir yerle karşılaştırsanız Galata'yı nereye benzetiyorsun?

        - Soho'ya ve biraz da Barselona'ya benzetiyorum burayı.

        - Tasarımcıların yavaş yavaş Galata'ya kaydığını görüyorum. Neden sizce?

        - İlk başta biraz ekonomik oluşundan ve tabii ki yaratıcı bir alan olmasından. Gerçi şuan pek ekonomik değil tabi. Bu kadar özellikli bir ruhu olması bütün bu ilk gelişen, unutulmuş ama yaşanmış biraz hor görünmüş mekanların ilk anda sanatçılar yaratıcı insanlar gelir burada da öyle oldu. Önce yaratıcı insanlar geldi sonra da popüler olmaya başladı.

        - Galata'ya yeterli ilgi var mı sence? Yoksa hala Nişantaşı alışkanlığımızdan kurtulamıyor muyuz?

        - Burada farklı bir durum var. Burada yaşamayı tercih eden bir grup var Galata'da. Nişantaşı çok başka bir yer, modanın göbeği. Ama Galata, bu çevrede yaşamayı bu çevreden soluklamayı doğru bulan keyif alanların, keyifli bulan, burayı solumak isteyenlerin geldiği bir yer. Ne kadar popüler oldu desek de hala o kadar ilgi yok tabii ki. Hala o kadar keşfedilmedik çok şey var. Hayatta yoğun tempodan artik keşfedemez olmuştuk. Ama burada bu hissi yeniden hissetmeye başlıyorsunuz. Ne büyük bir keyiftir ilk defa bir şehre gitme fikri. Galata da biraz öyle. Estanbul'un keşfetmediğimiz tarafı. O keşfetme duygusu insanı çok heyecanlandıran bir şey.

        - 5 sene sonra Galata'yı nasıl görüyorsun?

        - 5 sene sonra daha fazla kreatif atölyeler, stüdyolar, tasarımcı butikleri, küçük küçük restoranlar kafeler olacak diye düşünüyorum. Daha da özel bir yer haline gelecek.

        - Galata'ya kimler geliyor?

        - Burada yaşayan yabancı bir grup var, burada yaşayan yaratıcı grup var. Bir de modayı takip eden ama tasarımı takip edip İstinye Park'a gitmek istemeyen bir grup var. Keşfetmek isteyenler geliyor Galata'ya.

        Tasarımcının başına gelecek en güzel işbirliği

        - Ay Marka ile işbirliğine de gelmek istiyorum. Hesap kitabı bırakıp tasarıma focus oldun aslında, öyle değil mi?

        - Ben aslında önemli bir şey yaptığımı düşünüyorum. Sekiz yıldır devam eden Network birlikteliği benim hayatımda bir lisans anlaşmasıyla devam ediyor. Arzu Kaprol markasıyla herhangi bir ortaklık olmadan bütün perakende operasyonunu Ay Marka üzerine aldı. Bu bir tasarımcının başına gelebilecek en güzel şey. Artık Türkiye'de ulaşabildiğiniz tek tasarımcı markası oldu. Ben üç yıldır sadece tasarım yapıyorum, hesap kitap işleri üzerimden tamamen kalkmış oldu.

        - Ay Marka ile çalışman Network işbirliğinden dolayı mı oldu, yoksa daha öncelere gidersek belki Beymen Academia yarışmalarından sonra mı?

        - Sekiz yıldır Network işbirliğimiz var tabi ama 1992 yılında ben Mimar Sinan'da okurken stajımı Beymen Konfeksiyon fabrikasında yaptım. Daha sonra 1993'te Academia'da özel ödül ve 1995'te de Academia büyük ödülü. Sonra ofisimi kurdum. Sanırım o zamanlarda kader ağlarını örmüş (gülüyor)

        - Hem Ay Marka hem de Zorlu arkanda aslında. İkisi de harika işbirlikleri. Ama buna Türkiye'de sık rastlamıyoruz. Markaların tasarımcılarla birlikte yürümesini neden yaygınlaşmıyor ülkemizde?

        - Ben de buna çok üzülüyorum. Zorlu'nun bir rakibi de bir başka tasarımcıyla böyle bir işbirliğine girsin, ya da Boyner gibi perakende grubundan birisi tasarımcılarla anlaşsın. Ama maalesef görmüyoruz. İkisi de üçer yıl oldu ama bu stratejilere devam ediliyor olması lazım. Müthiş yürümesi gereken bir sistem. Başarılı iş örnekleri var ve keşke takip edilse. Bir şeyler değişiyor ve şimdi Ay Marka sayesinde önümüzdeki hafta İstinye Park'ta da açıyoruz. Müthiş bir sinerji var ortada. Umarım herkese de örnek olur.

        "Moda tasarımında büyük tutku şart"

        - Doğru hatırlıyorsam kendi markanı yarattığında 21 yaşındaydın. O yaşlarda birisinin kendi markasını yaratması cesur bir davranış.

        - Hayatta kaybedecek bir şeyin olmadığı zamanlarda bu hareketleri yapıyorsun. Ofisimi Beymen Academia'nın ödül parasıyla kurdum. Bunu ancak korkucağın bir şey olmadığı zaman yapıyorsun. Hiç bir riskin yok.

        - Peki gençlere de aynı şeyi tavsiye eder misin?

        - Tavsiye etmeye bilirim. Çünkü geldiğim noktadan çok memnun olmama, herşeyin çok iyi gittiğini görmeme, hissetmeme ramen tüm bu süreç o kadar yorucu ki. Bu sürece dayanabilmenin tek çözümü gerçekten büyük tutkuyla bağlı olmak. Hedefinin bu olması lazım. Ben o yaşlarıma geri dönsem yine aynı şeyi yapardım. Moda tasarımı okuyan gençlerde gördüğüm bu işi "celebrity" işi olarak görmeleri. Çizip, sonra kendi kendine üretilip defilede boy gösteriliyor zannediyorlar. Halbuki atölyelerde kumaşların arasında olman lazım. Gençler onun pek farkında değil. Teknik emeğin ne kadar önemli olduğunu bilmiyorlar. Partilerden partilere bir hayatlarının olduğunu düşünenlerin bu işe soyunmaması lazım diye düşünüyorum ve üniversitelere gittiğimde söylüyorum.

        Moda tasarımının algı olarak sorunu var

        - Yurtdışı nasıl gidiyor? Paris'teydin. Neler değişti?

        - Güzel ve sağlam gidiyor. Yüksek seslerle duyuramıyorum çünkü nasıl gittiğini görmek lazım. Geçen şubattan beri Gaultier'in eski CEO'su Donald Potard, Arzu Kaprol'un dünya danışmanlığını yapıyor. Markaya inandı ve Paris üzerinden markanın sunumunu ve operasyonunu üstlendi. Geldiğimiz nokta dünyanın 18 noktasında satılıyor Arzu Kaprol. Avrupa ve Orta Doğu'da satılıyor. Amerika şuan için yok. Amerika için daha başka bir alt yapı gerekiyor diye düşünüyorum. Kararları sakin almaya çalışıyorum.

        - Sen böyle yüksek sesle söyleyemezken New York'u sallayan, Paris'i vurup geçen modacılardan bahsediliyor. Bunlara ne diyorsun?

        - Denecek bir şey yok aslında. Modanın popüler olmasıyla ilgili bir durum. Moda konusunda bir şey yapabileceği izlenimine sahip oluyorlar. Bunu çok sorguluyorum aslında. İnsanlar üniversitede okuyan bir mimara evini teslim etmiyor ama daha tasarım yapmaya bugün yapmaya başlayan herhangi birine modacı deme hakkını öngörebiliyor. Veya hayatı boyunca modayla ilgili hiçbir şey yapmamış ama kenarda köşede blog'unda fotoğraf çeken birisine çok iyi moda dergileri değer verebiliyor. Ama benim o sayfalarda röportajım çıkmıyor. Acayip bir durum. Moda tasarımının algı olarak bir sorunu var. Sanki icinde teknik bilgi gerektirmeyen, estetik ve eğlenceli bir is gibi görünen bir durumu var. Çok kötü bir şey bu. Bu yüzden herkes moda tasarımcısı olabilir ya da herkes moda hakkında yazabilirmiş gibi bir sonuç çıkıyor. Tabi bir de işin ekonomisi de düşünülmüyor. Konuyla ekonomik ilişkiden de bağımsız bu değerlendirmeler. Ne kadar değer yaratıyorsun, ülke ekonomisine ne sağlıyorsun, ne kadar istihdam yaratıyorsun? Ama bundan bağımsız sanki Fildişi'nde yaşayan, hayattan kopuk moda tasarımcıları pek kıymetlidir izlenimi var ülkemizde.

        Paris "After Party"si 23 Aralık'ta

        "23 Aralık'ta Pera Palas'ta Paris sonrası After Party'si yapıyoruz. Oradaki 8 kıyafeti Toplum Gönüllüleri Vakfı'na bağışladım. Onların satılacağı bir defile olacak."

        Esra Çoruh / HT Ekonomi

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ