Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından halkı bilgilendirmek ve din üzerinden yapılabilecek istismarlara karşı bilinç oluşturmak amacıyla FETÖ'nün din anlayışını bizzat kendi kaynaklarından tespit etmek amacıyla Kendi Dilinden FETÖ - Örgütlü Bir Din İstismarı Raporu hazırlanmıştır.

13. MANEVİ İTAB

Güya Yüce Allah ve O’nun kutlu elçisi ile sürekli görüşebilen, Allah ile arasında sır bulunan, felekler burcunda dolaşan, melekten merhaba gören ehl-i vefa bir zatın kendi başına bırakılması düşünülemezdi. Bir yanlış yaptığı zaman da manevî olarak düzeltilmeliydi (!) İşte bunun örneği, 24.03.1991 tarihinde İzmir Hisar Camii’nde yaptığı vaazındaki şu sözlerde görülmektedir: “Ben yer yer hüsni zannımın altında kaldım, sizi sena ettim, manevi itap aldım, yakamdan tutup hırpaladılar, bu çok yumuşaklık dediler…” (Hisar-7 (Hey Gidi Günler), dk. 20) Günahlardan korunmuş olmak, ilahî vahyi tebliğ etmekle görevli olan peygamberlere has bir özelliktir. Bu husus ‘ismet’ kavramıyla ifade edilir. Peygamberler, peygamberlik sonrası dönemde görevleri için bir nakîsa/eksiklik teşkil edecek her türlü günahtan korunmuşlardır. Bu koruma olgusunun mahiyeti, peygamberlik öncesi dönemi kapsaması konusunda pek çok detayla ilgili çeşitli değerlendirmeler yapılmıştır. Kur’an-ı Kerim’de peygamberlerin bazı karar ve uygulamalarından dolayı birtakım nazik uyarılara muhatap oldukları da belirtilmiş olup (Bakara, 2/35-37; Hûd, 11/45-47; Yûsuf, 12/23-24; Kasas, 28/15; Enfâl, 8/67-68; Abese, 80/1-10) bu durum ‘itâb’ kavramıyla ifade edilmektedir. (“İsmet”, DİA, XXIII, 134-136) Örgüt liderinin literatürde peygamberlerle ilgili kullanılan bir kavramı doğrudan kendisine nispet etmesi, Allah’la arasında özel bir bağ olduğu iddiasını yansıtmaktadır.

Ehl-i Sünnet itikadında velilerin kerameti prensip olarak kabul edilmiş olmakla birlikte, herhangi bir insan veli olduğunu iddia edemez, kimsenin de veli olduğuna ilişkin kesin bir kanaat ileri sürülemez. (Bkz. Bekir Topaloğlu, Emâlî Şerhi, s. 75-76). Tasavvuf erbabı, kerameti, gizlenmesi gereken mahrem bir sır olarak telakki etmişlerdir. (Ahmed er-Rufâî, el-Burhânü’l-Müeyyed, çev. Kudsî-zâde Kadrî, s. 24, 121). Örgüt liderinin konuşmasındaki iddiası ise hem Ehl-i Sünnet inancına hem de tasavvuf geleneğine aykırı olup şahsına bağ- lı bir kadro oluşturma ve mevcut müntesiplerinin bağlılığını artırma amacına yöneliktir.

14. DANABURNU BÖCEĞİ İLE MANEVİ İKAZ

Gülen, Gençlere Pırlanta Ölçüler 6 isimli kitabında kendisine yönelik manevî itâbın maddi uyarıya dönüştüğü garip bir olay anlatmaktadır: “Allah’ın azametini misallendirmek için bir böceğin ıtrahatındaki (dışkı) harikuladeliği ifade ederken nereden geldiğini bilemediğim bir danaburnu önce başımda bir daire çizdi; sonra da pençeleriyle dudaklarıma yapışarak ağzımı kapattı. Can havliyle danaburnunu elimle tutup attım ve sözüme kaldığı yerden o böcek misaliyle devam ettim. Ancak danaburnu az sonra yine geldi ve pençeleriyle ağzıma bir defa daha kilit vurdu. Neden sonra vicdanımda Allah’a karşı bir saygısızlık mı yaptım diye ciddi bir endişe oldu. O anda ürperdim ve nerede hata yaptığımın farkına vardım. Evet, Allah’ın azameti ifade edilirken verilen misaller de O’nun azametine yakışır olmalıydı. Bundan dolayı o hayvancık vazifeli kılınarak, Cenâb-ı Hakk’ın azametini dillendiren misalimden dolayı gelip benim ağzımı kapatmıştı. Bu hâdise, yanımdaki insanların dahi anlayıp ürperti duyacakları şekilde açık cereyan etmişti…” (Gülen, Gençlere Pırlanta Ölçüler 6 Fasıldan Fasıla’dan, Muştu Yayınları, 2011, s. 34).

Gülen, bu sözleriyle, yaptığı işlerin ve söylediği sözlerin âdeta manevî bir gözetim ve denetim altında olduğu görüntüsü vermektedir. Bunun neticesinde de bağlıları, ilahî bir denetime tabi tutulan bir kişinin her söylediğinde ve her yaptığında bir hikmet aranması gerektiği mesajını algılamaktadır. Hâlbuki İslam itikadına göre her insan hata yapabilir. Hata üzerinde bırakılmayanlar sadece peygamberlerdir. Ayrıca verdiği örneğin muhtevasının da nasslarla çeliştiği görülmektedir. Bakara suresinin 26. âyetinde ifade edildiği gibi, “Allah bir sivrisineği veya daha küçük bir şeyi örnek vermekten çekinmez…” (Bakara, 2/26). Nitekim “putların bir sineği bile yaratamayacağı, sinek onlardan bir şey kapsa onu da geri alamayacağı” (Hacc, 22/73) ve “Allah’tan başka varlıklara güvenenlerin ağ ören örümceğe benzediği” (Ankebût, 29/41) şeklindeki misaller âyet-i kerimelerde yer alınca inkârcılar, “Muhammed’in Rabbi sivrisinek ve örümcekle ilgili misaller vermekten utanmıyor mu?” şeklinde söylenmeye başlamışlar, bunun üzerine de “Allah bir sivrisineği veya daha küçük bir şeyi örnek vermekten çekinmez…” (Bakara, 2/26) âyeti nazil olmuştur. (Nesefî, Medârikü’t-Tenzîl, s. 40). Örgüt liderinin bu menkıbesindeki (!) bakış açısının da inkârcı zihniyetle aynı olduğu görülmektedir. Ayrıca bu mizansende olağanüstü bir hassasiyet vurgusu gündeme getirilmektedir. Ancak İslam ulemasının beyanına göre bir insanın dinî konularda diğerlerinden farklı, aşırı bir hassasiyete sahip olduğu imasını taşıyan tavır ve davranışlarda bulunması tekebbürün, başkalarını küçük görmenin ve kendini beğenmenin bir yansımasıdır. (İmam Birgivî, et-Tarîkatü’l-Muhammediyye, s. 544). Bu sayılan hususlar ise kalpteki manevî hastalıklar arasında zikredilmiştir. Nitekim örgüt liderinin ülkemizi düşürdü- ğü durum da ancak “hasta bir kalpten” sadır olabilecek bir fitne niteliği taşımaktadır.