Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Ekin TÜRKANTOS / HT PAZAR

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ile Beykent Üniversitesi’nde iletişim, sinema ve felsefe dersleri veriyor. İlgi alanı öykü ve anlam teknolojileri üzerine... Volkan Yücel, 8 yıldır üzerinde çalıştığı “Kahramanın Yolculuğu: Mitik Erkeklik ve Suç Draması” adlı kitabını çıkardı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’ndan çıkan kitabı popüler kültüre bir kaynak niteliğinde...Yücel, kitabında 2000’li yıllarda popüleritesi artan dizi ve filmlerin erkek kahramanlarını çeşitli yönleriyle masaya yatırdı. Kurtlar Vadisi’nden Deli Yürek’e, Ezel’den Kabadayı’ya birçok yapımda ‘suç kahramanlığı’ olgusunu erkeklik algısı üzerinden inceledi. Romantik milliyetçi reflekslerin, popüler kültürde nasıl günlük hayatımızın bir parçası haline geldiğini anlattı. Volkan Yücel ile 8 yıllık araştırmalarını ve yeni kitabını konuştuk.

■ Türkiye’de yerli dizilerin bu kadar seviliyor olmasının nedeni nedir?

Dizileri üçe ayırıyorum. 90’lara kadar süren yoğun sansürlü TRT dönemi. İkincisi Türk izleyicisinin dizilerle ilişkisinin başladığı özel kanal dönemi. Eski Türk sinemasında oyuncu ve yönetmenler, reklam dünyasında yeni palazlanan ajanslar dizi çekmeye başlıyor. Bu bedava aile eğlencesine çabuk tepki veriyor toplum. Bu dönemde “Perihan Abla”dan sonra “Süper Baba”, “Ekmek Teknesi”, “Mahallenin Muhtarları” sevimli hikâye geçişleridir. 90’ların sonunda üretim kabiliyeti artıyor. Kanallar kendi başlarına dev şirketler haline geliyor. Ayrıca politik ortamdaki gelişmelere aktüel yanıtlar verebiliyorlar. Suç şovları ön plana çıkıyor. Sıcağı Sıcağına’yla başlayan (ki onu bile oyuncu Haluk Bilginer sunuyordu) canlı ve kriminal içerikli program alışkanlığı birden kanlı dramalara dönüşüyor. Dizilerin sevilmesinde eski sinemayla bağlantı, toplumun kaderciliği, iktidar arayışıyla paralel öyküler ve suç dünyasının teatral hale getirilmesi önemli etkenler olarak sayılabilir.

■ Erkek kahramanları incelemek nereden aklınıza geldi?

Eğitimlerim sırasında farklı konuları birleştirme olanağı buldum. Örneğin senaristlik eğitimi alırken astroloji, felsefe eğitimi alırken Paul Ricœur, sosyoloji eğitimi alırken Franco Moretti beni çok etkilemiştir. Tüm bu dairesel öykü anlatma tekniklerini birleştirirken şunu gördüm; hikâyeleri anlatanlar hep erkekler. Öyle ya kadınlara ait bir dünyayı kadın olmadan nasıl anlatabilirsiniz? Ben de hikâyeleri çözümleme çabasının aslında erkekliği çözümlemek olduğunu gördüm. Kahramanlaşmak sinsi bir mücadele. Çünkü herkes aynı sınavın içine sokuluyor. Senin 4 yaşında dinlediğin öykünün içindeki kurbağalar, prensesler gizliden gizliye statünün, ayrımcılığın, ödülün temellerini atıyor.

‘HER ŞEY DELİ YÜREK’LE BAŞLIYOR’

■ Dizilerin erkek karakterleriyle ilgili en çarpıcı sonuç neydi?

Kahramanlar, milli bir cennet arayışında olabildiği gibi kendi kişisel hesaplaşmasını çözümlemek isteyen karakterlere de sahipler. Ancak önemli olan ülke gündemine olan duyarlılıklarıydı. “Deli Yürek” dizisindeki Yusuf karakteri, bunun ilk habercisidir. Bizdeki kahramanlar sistemle hesaplaşmalarında bir noktada uzlaşmaya gidiyor. Çünkü sistemi yok ederlerse yerine koyacakları kendilerine ait bir şey yok. Bunun onarılmaz eksikliğini çekiyorlar. Hazırlıksızlar.

■ “Sinema bir erkek eğlencesi olarak gelmiştir ülkeye. Türk sinemasında hâkim melodramatik uzlaşı kadın hikâyeleri üzerinedir...Melodramlar, masal ve efsanelerden beslenen âşık karakter tasfirleriyle hayatın yüzeysel bir imajını üretip seyirci zihnini bloke etmiştir. Seyircinin kafasını boşaltacak kadar uzundur” diyorsunuz. Peki bu dönem nasıl?

Bu dönem o dönemin tekrarı. Çünkü seyirci, daha doğrusu toplum ve sınıfsal yapı değişmedi. Toplum sanki bir piyango sistemi gibi mevcut yapının korunmasını ve piyangonun kendisine vurmasını istiyor. Bu kaderane kurguda piyango bir aşk da olabiliyor, zengin olmak da, vaat edilmiş bir intikam da... Genelde bir hayatı erteleme ve bir gün istediklerine ulaşınca da ertelenmişliğin öcünü gençlerden ya da kötülerden çıkarma söz konusu. Gerçekten gündelik sorunlar ve bunların temeline inen kurgular yok.

‘KÜÇÜK DELİKANLILAR KATİLLERE DÖNÜŞTÜ’

■ Yıllara göre dizi karakterlerini yorumlamanızı istesem...

90’larda mahalle sorunlarını çözmeye çalışan küçük delikanlılar, 2000’lerde devlet tarafından benimsenen profesyonel katiller haline geldiler. Hukuk yerine adaleti elleriyle teslim ettiler. Kadın dizilerindeyse 80’ler sinemasında kazanılmış tüm kadınsal konumlar terk edildi. Her şartta ağlayan kadınlar, terbiye edilmesi için tecavüze uğrayan evli kadınlar, bizzat kadın senaristler tarafından kadın savunuculuğu temelinde yazıldı. Bu tarz kontrolsüz dışa vurumlar sonumuzu getirebilir. Rasyonel, insanları ikna eden ve cevap vermek yerine daha çok sorular sorduran bir anlatım biçimine geçmemiz şart.

■ Dizilerdeki erkek karakterlerin kendine özgü bir de dilleri var. Ve bu toplum tarafından benimseniyor. Bir de anti kahramanlar var Behzat Ç. gibi... Onu sevenler kendi aralarında o jargonla konuşmaya başlıyor...

Suç dramalarında diyaloglar en önemli şeydir. Çünkü kahramana kadere müdahale etmesi için olağanüstü bir güç veririz. Bu yüzden dikkatle ikna edilmemiz gerekir. Karakter ne kadar samimi bir yapıdaysa o kadar kolay güvenimizi kazanır. Behzat Ç.’nin farkı burada. Ankara temelinde ne kadar yerel erkeklik unsuru varsa hemen hepsine riayet ediyor. En önemli unsurlardan biri de imaj. Bu tutuma ilk olarak ‘Deli Yürek’teki Yusuf karakterinde rastlanmıştır. Kahramanın adil ve masum olduğuna o kadar inanılmıştı ki, kimi genç seyirciler sinemada onun filmini beyaz kaşkollar takarak seyretti. Kahraman dili ve görünümüyle kitlesine güç verir. Onu taklit edenler güç aldıklarına inanırlar. Ona inandıkları ölçüde kahraman güçlenir.

‘KAHRAMAN BİAT ETMEZ’

■ “Türkiye’de jön yok” diyorlar ama her hikâyede ünlü olmasa bile bir karakter ön planda. Erkek karakterlerin benimsenme kriteri ne sizce?

Masum olması, kötü adamın çocuğu olsa bile adalet peşinde olması, güçlü olması, vatanını sevmesi, geleneksel değerlere saygı duyması, çocuğu için kendini feda etmesi, kadınları hem önemsemesi hem de daha önemli meseleler belirdiğinde onları harcaması. Tabii bu yatkınlıklar prens ya da kaba tecavüzcü bile olsa şövalyeler için geçerli. Anti-kahramanlarsa daha farklı yönlerden dikkat çekerler; örneğin kadınlar konusunda başarısızdırlar ya da hiçbir zaman yüzleşemeyecekleri (kardeş, eski eş, kayıp çocuk ya da bağımlılık gibi) bir gölgeleri vardır.

■ Şu dönemin en talep gören karakteri kim?

Şu anda herkesin desteklediği ortak bir kahraman yok. Bir kahraman çıksa bile en fazla bir sezon apolitik durabiliyor. 2. sezonda işler karışmak zorunda. Çünkü aşırı güçlenen bir kahraman, politik sorunları çözmek için taraf tutacak. Bu sefer de Türkiye’deki mevcut şartlar gereği harcanıyor, hadım ediliyor. Daha uzun süre, kadın dizileri denen melodramların içindeki güzel yüzlerle özdeşleşmekten öte bir kahraman çıkacağını düşünmüyorum. Çünkü toplumsal bir kahraman çıktığı an harcanacaktır. Oysa kahraman biat etmez. Halen süren kahraman Polat’ı bunun dışında tutuyorum. Çünkü Polat sertliği dışında bir karakter özelliğini ve misyonunu sürdüremedi. Oysa karakterler dizilerde değişmezler.

‘KADIN HİKÂYE ANLATICILARININ TAVRI DEĞİŞMELİ’

■ Bugünün erkeğini yorumlamanızı istesem neler söylersiniz? Kimlerden etkileniyor, nasıl giyiniyor, nasıl bir konuşma tarzı var?

Kadınlar erkekleşti. Erkekler de kadınlaştı. Görünüm, kıyafetler ve tavırlar açısından karşılıklı bir takas oldu. Cinsiyeti ön planda tutanlar için; erkek erkek gibi görünmeli saat-takım elbise, kadın da sırf bir dişi omurgadan oluşmalı. Oysa bu kalıplara uyuluyor görünse bile psikolojiler değişti. Erkekler kadınlardan çok fazla şey öğrendiler. Kadınlar yazdıkça, özgürleştikçe, kendilerini ifade ettikçe pek çok ipucu elde ettiler. Bizim toplumda kadınların güç açlığı sürüyor. Bu da erkekleri etkiliyor. “Güçsüz erkek iğrençtir” lafını duyan erkek, anında misyonunun ne olması gerektiğini kavrıyor: Herkesi aşağılamak. Ne kadar çok şiddete eğilimli erkek varsa o kadar çok da şiddet hikâyeleriyle yüzleşmeyen kadın olduğu ya da erkeğin şiddetle elde ettiği iktidarın tepesine oturan ya da en azından şiddet hikâyelerindeki adalete inanan kadın olduğunu görüyorum. Kadınlar kendi iktidarlarını diğer kadınların üzerine inşa ediyor. En başta kadın hikâye anlatıcılarının tavrının değişmesi lazım. Kadınları, erkeğin gözünden anlatmayı bırakmalılar. Kadınları sadece kadınlar kurtarabilir. Kahramanlar değil.

Volkan Yücel kimdir?

Boğaziçi Üniversitesi’nde Bilgisayar Teknolojileri Bölümü’nü bitirip Bilgi Üniversitesi Sinema Televizyon Bölümü’nde yüksek lisans yapan Volkan Yücel, Institute for the Converging Arts & Sciences Londra’da TÜBİTAK bursiyeri olarak televizyon hikâyeciliği üzerine çalıştı. Sonra University Of Greenwich Medya, Sanat ve Felsefe Bölümü’nde ikinci kez yüksek lisans yaptı. 2013’te MSGSÜ Sosyoloji Bölümü’nde popüler sinema, diziler ve erkeklik siyaseti üzerine hazırladığı tezle doktor unvanı aldı.