Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması

Ünlü yönetmen Türkan Derya’nın ilk sinema filminde başrol oynayan Özgün Çoban, bu film aracılığıyla ilk sinema deneyimini yaşadı. Kendisiyle galadan bir gün önce buluştuk. Filmi henüz seyretmemişti, sonunu bilmiyordu, bense basın gösteriminde seyretmiştim. Sonunu benim bildiğim ama başrol oyuncusunun bilmediği ‘Çok Uzak Fazla Yakın’ filmi hakkında keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Filmde Cem karakterini canlandıran Çoban, aşka bakışını, evliliğini ve kariyerini HT Magazin’e anlattı.

‘Çok Uzak Fazla Yakın’ filmine nasıl dahil oldunuz?

Bir proje için Kezban Altuğ’la görüşmeye gitmiştik. Görüşmeden çıktıktan sonra bir telefon geldi. Türkan Derya’nın bizi beklediğini söylediler. Biz çıktıktan sonra Kezban Hanım onu aramış ve “Aradığın adamı buldum” diyerek Cem karakteri için beni önermiş. Türkan Hoca’nın yanına gittim, hem tek hem de Burcu Biricik’le deneme çekimi yaptık. Burcu’yla daha deneme çekiminde uyum yakaladık.

Cem nasıl biri? 

Asi ruhlu, özgürlüğüne çok düşkün ve tutkulu bir adam. Yaptığı her şeyi tutkuyla yapıyor. Aşkını da tutkuyla yaşıyor ama geçmişinde ailevi ve sosyal tramvalar var. Bunlar bulunduğu yerden uzaklaştırılmakla ilgili. Bir yerde çok uzun süre kalamıyor. Bağlanmaktan o yüzden korkuyor çünkü biliyor ki eninde sonunda ötelenecek ve oradan uzaklaştırılacak. Bir aşk var ortada. Cem de bu aşkı yaşamak istiyor ama tramvalarından dolayı sürekli bir gitme kalma mücadelesi veriyor.

‘GİTME KALMA SAVAŞI

Cem’in bir yanı en mutlu anında bile karanlık, belki de uzaktı. O anları çekerken nasıl bir ruh haline büründünüz?  

Haksızlığa uğramış hissiyatı var. Bu çok empati kurulabilir bir konu. Konuyla ilgili kitap okuyup bir sürü belgesel seyrettim. Kendimi konuya kaptırdım. Zaten ben de öfkeliydim ve haksızlığa uğramışım gibi hissediyordum. Haksızlığa uğradığım zamanlarla bağdaştırdım. Oynarken bunlar aklımın bir köşesinde durdu. Haksızlığa uğradığında fazla öfke ya da sessizlikle bunu çözümleyebilirsin. Cem sessiz olmayı, iiçine kapanmayı tercih ediyor.

Filmin nasıl bir hikâyesi var?

Gerçek bir aşkın etrafındaki gitme kalma savaşı. Yaşanan çok güzel bir duygu var. Devam etse masalsı bir aşk olacak ama iki tarafın tramvaları buna engel oluyor. Biri hep “Kalalım” diyor, biri hep “Gidelim”... 

Türkan Derya’nın ilk sinema filmi. Sizin ilk sinema deneyiminiz ve Burcu Biricik’in de sinemada ilk başrolü. Bu kadar ilkin bir araya gelmesi nasıl bir enerji çıkardı ortaya?

Bana çok şey kattı. Burcu’yla her sahne sonunda birbirimize bir şey öğretmiş oluyorduk. Varımızı yoğumuzu ortaya koyduğumuz bir proje oldu. Herkes işi en güzel şekilde yapmaya çalıştı. İşi daha iyi noktaya taşımak için gerildik ama bu da kendimizi zorlamaktı. Türkan Derya zaten detaycı, ne istediğini çok iyi bilen ve istediğini alan bir yönetmen. Serbest bir şekilde karakter çıkarmaktan hoşlanırım ama Türkan Hoca’nın verdiği direktiflerin doğruluğuna o kadar inanıyorum ki istediği şeylere inanmakta sıkıntı yaşamadım.

‘SİNEMADA SEÇİCİYİM’

Filmde Burcu Biricik’le sevişme sahneleriniz var. Gelecek yorumlar konusunda terüddüt yaşadınız mı?

Güvendiğiniz bir yönetmenle çalışıyorsanız böyle sorular olmuyor kafanızda. Bu durumu malzeme etmeyeceğini bildiğiniz için güvenirsiniz ve nasıl çekeceğini de az çok tahmin edersiniz. Türkan Hoca bunun güvenini bize verdi. Çekimler esnasında çok tatlı bir ortam sağladı. Biz de bunu hiç sorgulamadık. Eşime genelde “Kıskanmıyor musunuz?” diye sorarlar. O bu soruları bana ve mesleğime yapılmış bir hakaret olarak algılar. Gerekiyorsa sevişme sahnesi çekilir. Oyuncu çok plastik bir şey. Oyuncu yönetmenin kuklasıdır. Yönetmen evcilik oynar gibi oradan oraya koyuyor seni. Senin de oyuncak olarak “Hayır” deme şansın yok. Karakterin gerektirdikleri neyse onu yapıyoruz. İşimiz bu.

Sizi ‘Çok Uzak Fazla Yakın’da etkileyen şey neydi?

İlk olarak Türkan Derya’nın işi olması ve ilk filmi olmasıydı. Sinema arşivlik bir iş ve bundan 30 yıl sonra da izlenecek bir şey. Sinemada seçici olmayı seviyorum. Çünkü insanlar iyi bir şey izlesinler isterim. Filmimiz bir aşk hikâyesi ama Cem’in durumları ve altyapısı da beni etkiledi. Samimi bir film oldu. 

‘Dram oynamayı seviyorum’

Çok keskin yüz hatlarınız var ve bugüne kadar sizi ekranda hep dram ve kötü karakterlerle gördük. Komedide rol almak ster misiniz?

Tiyatroda komedi oynadım. Ben sözlü, esprili komedilerden ziyade durum komedilerini çok seviyorum. Komik bir lafı satmak konusunda çok becerikli değilim. Dil komedisi yapamam. Kendi hayatımda sevdiğim bir şey değil ama yaşayamadığım şeyleri görmek için dram oynamayı seviyorum.

‘3 senedir çok âşığım’ 

Bir aşk hikâyesini anlatıyorsunuz. Sizce aşk nedir?

Aşk benim için çok tutkulu bir şey. Sadece bir insana değil bir ağaca veya bir manzaraya da âşık olabilirim. Karıma da, köpeğime de âşığım mesela. Aşkın bende yarattığı duygu sonsuz mutluluk. Dram yanını pek yaşamıyorum, daha pozitif olan dokunmalı, sarılmalı, koklamalı kısmını yaşamayı seviyorum. 3 senedir çok âşığım. 

‘Evde yemekleri ben yaparım’

Eşiniz Ayla Kara Çoban da bilgisayar mühendisiymiş. Nasıl tanıştınız?

Arkadaşımı arayıp bana davet ettim. “Bir arkadaşımız var, sen şimdi rahatsız olursun” dedi. Ben de ısrar edip onu da getirmelerini, sorun olmadığını söyledim. Kapıyı açtığımda Ayla karşımdaydı. O gün dünyama girdi. Tanışalı 4 yıl oldu. 1 yıla yakın peşinden koştum. İkimizin de başka bir dönemiydi. O master’a başlamıştı, ben yurtdışına gittim. Hatta yurtdışında ‘Ben Ayla’yla evleneceğim’ demiştim. Dönünce de tavladım.

Birbirinden oldukça farklı meslekleriniz var. Bu farklılıklar evliliği nasıl etkiliyor? 

Karım da oyuncu aslında. Bilgisayar oyunları yazıyor. Benzer dünyalarımız var çünkü o da bir dünya yaratıyor. O bir oyun yazarken hikâyesi üzerine gelir bana danışır. Ben de karakterlerimde ondan fikir alırım.

Ev işlerinde eşinize yardım eder misiniz?

Biz tamamen hayat ortağıyız. Evde yemekleri ben yaparım, Ayla da temizlik yapar. Sıkıldıkça değiştiririz işbölümünü. Mantı bile açarım. Elimde malzemem olduğu sürece yapamayacağım yemek yok.

Neziha KARTAL / HABERTÜRK MAGAZİN

BAKMADAN GEÇME