Ece SARUHAN / HABERTURK MAGAZİN

FOTOĞRAFLAR: Akıncan ABADAN

‘KÖTÜ Kedi Şerafettin’ adlı animasyon filmin seslendirme kadrosunda yer alan Okan Yalabık HT MAGAZİN’e konuştu: “Stüdyoda oyun parkında gibiydik.

‘İnsana hayalinin peşinden koşmak KADAR YAKIŞAN BiR ŞEY YOK’

BÜLENT Üstün tarafından yaratılan ve nev-i şahsına münhasır halleriyle fenomen olan ‘Kötü Kedi Şerafettin’ artık yapımcılığını Anima İstanbul’un üstlendiği ilk beyazperde macerasıyla da hayatımızda. Şero’nun senaryo uyarlamasını Bülent Üstün ve Levent Kazak’ın yaptığı, yönetmenliğini Mehmet Kurtuluş ve Ayşe Ünal’ın üstlendiği filmi 5 Şubat’ta vizyona girdi. Filmin şahane seslendirme kadrosunda Okan Yalabık da yer alıyor. ‘Çizer’e ve ‘Adnan’a sesiyle can katan Yalabık’la buluşup filmi konuştuk. Hem beyazperdeden bizlere çaktığın eğlenceli selam hem de ülkemizin ‘oynamayan, olan’ oyuncularından Okan Yalabık’la tanışmama vesile olduğun için teşekkürler Şero!

Şero’nun sizdeki yeriyle başlayalım...

Şero, çizgi karakter anlamında en önemli fenomenlerimizden biri. Kendi jenerasyonumdaki herkes gibi benim de ilgiyle takip ettiğim bir karakter. Filminin çekileceği kulağıma çalındığında içimden “Keşke ben de yer alsam” diye geçirmiştim.

Teklif geldiğinde ne hissettiniz?

Ekibi bir araya getiren Duygu Başara beni arayıp ‘Çizer’ karakterini seslendirmemi istediklerini söyledi. Çok sevindim ama “Hayvanların dünyasındaki bir animasyonda insan mı konuşacağım?” diye de düşündüm açıkçası. Senaryoyu okuyunca bu düşüncem uçtu gitti. ‘Çizer’, filmde tam olarak karşılığı olan tek karakter, Bülent Üstün’ün kendisi. Kurallı bir cümle kurduğu yok, birtakım nidalar, sesler ve hırıltılarla kendini tanımlıyor. Benim için çok değişik bir tecrübeydi. Derya deniz bir karakter, doyasıya tadını çıkardım. Ayrıca ‘Adnan’ı yani köpeği de seslendiriyorum. Bunlar Şero’nun karşısındaki kötü karakterler. İkisini de seslendirmek çok keyifliydi.

‘OYUN PARKINDA GİBİYDİK’ 

Seslendirme görüntülerinde oyun parkındaki çocuklar gibisiniz hepiniz...

Film teknik olarak dünyada yapıldığı gibi yapıldı. Senaryo belliydi. Önce sesler, kayıtlar alındı. Çok özgür bir alandı. Gerçekten her şeyi yapabileceğimiz bir oyun parkında gibiydik. 

Animasyon denince aklımıza hep dış yapımlar gelir. Filmin, karakterlerin bizden olması nasıl bir his?

‘Kötü Kedi Şerafettin’ yetişkinlere yönelik ilk animasyon filmimiz. Bir ilk olması itibarıyla ilerisi için umut vaat ediyor. Bu açıdan önceden yaptığımız ya da sonradan yapacağımız işler gibi değil. Bir parçası olmak mutluluk ve gurur veriyor. 

Filmle ilgili bir videoda Mehmet Kurtuluş, “Bize deliymişiz gibi bakıyorlar” diyordu. Ortaya çıkan sonuç “Yaşasın delilik” dedirtiyor insana. Ne varsa hayalinin peşinden koşanlarda var öyle değil mi?

Film başta teknik her anlamda örnek gösterilebilecek seviyede. Yaratılan dünya, kullanılan teknik, harcanan çaba... Dışarıda bu işin muadili olan, o hep izlediğimiz filmlerde 600’ün üzerinde insan çalışır. Biz bu filmi 120 kişiyle yaptık. Haklısınız, insana hayalinin peşinden koşmak kadar yakışan bir şey yok. Ve hayat geçiyor. Hayalinizi gerçekleştirmek için bir şekilde kendi ortamınızı yaratabiliyorsanız ne mutlu size! Bu film Anima için bunun örneği. Herkes yüreğini koydu bu işe.

 

‘ŞEHRİN İÇİ BENİ AÇMIYOR’

Hayatın içinde çoğumuz hayal kurmayı unuttuk.

Katılıyorum. Şehir bizi bu hale sokuyor. Hayatın içinde hamster gibi dolaşıyoruz. Zaman mefhumunu da yitirdik, koşuşturmaca içinde birbirimize teğet geçerek yaşıyoruz.

Bu yüzden mi şehrin içinde çok göremiyoruz sizi?

Kapalı kutu gibisiniz. İş dışında yoksunuz ortalıkta. Ortalıkta olmayı sevmiyorum. İstanbul’da da şehrin biraz uzağında oturuyorum. Şehrin içi beni açmıyor. Yeni insanlar tanımayı, yeni ortamlara girmeyi seviyorum ama işlerimi hallettikten sonra şehri geride bırakmak bana iyi geliyor, beni bir sonraki güne şarj ediyor. 

Şehrin uzağında nasıl yaşıyorsunuz peki?

Yine kapalı kutu gibi. (Gülüyor) Doğada vakit geçirmeyi ve fotoğraf çekmeyi seviyorum. Kendime ait stüdyo gibi bir şey yaptım. Dünya orada benim için. Vaktim hep orada geçiyor. Sevdiğim insanları davet ediyorum, birlikte müzik kayıtları ve miksler yapıyoruz.

‘39 BASAMAK heyecanı dorukta’

Yıllar önce Kent Oyuncuları olarak sahnelediğiniz ‘39 Basamak’ adlı oyun 18 Şubat’tan itibaren Zorlu PSM Drama Sahnesi’nde yeniden seyirciyle buluşacak. Benim içimde kelebekler uçuşuyor, sizde nedir durum?

Bizim de heyecanımız dorukta. Oyunda geçmişte ben, Demet Evgar, Bülent Şakrak ve Hakan Gerçek rol alıyorduk. Hakan Abi’nin rolünü Engin Hepileri devraldı. Zamanında çok keyif alarak oynamıştık, şimdi de provalarımız çok keyifli geçiyor. Oyun, bir karakterin bir akşam tiyatroya gidip kendini uluslararası boyutta bir ajan hikâyesinin içinde bulmasıyla başlayan çok eğlenceli bir gerilim komedisi.

"SENİ SEVİYORUM DİYEBİLMENİN YOKSUNLUĞUNU YAŞIYORUZ"

Şero, filmde aşkı Misket’e çiçek vermek için kıvranırken tipik bir Türk erkeğiydi. Çok güldüm haline.

Çok komik o sahne. Çiçek vermek formaliteden yaptığı bir şey, kendine yakıştıramıyor. 

Erkeklerimizin çoğu niye romantizmi yakıştıramıyor kendilerine?

İnanın bilmiyorum.

“Seni seviyorum” demeyi de pek beceremeyen bir toplumuz...

Evet, “Seni seviyorum” diyebilmenin yoksunluğunu yaşıyoruz. Oysa en çok dile getirmemiz gereken şey sevgi.

Filmdeki “İnsan mıyız lan biz?” cümlesiyle yüzleşsek keşke...

O laf ince bir ironi içeriyor zaten. Filmde insan gibi düşünüp davranmaları gereken hayvanlar “Neden böyle yapalım? Ayıp!” diyor.