Hükümete kan ağlatan muhalafet: Jüristokrasi
Mazhar Bağlı yazdı..
Türkiye önemli bir sorunla, totaliter bir jüristokrasi ile karşı karşıyadır. Birçok kişi bu konunun abartıldığını düşünebilir ama gerçekten de yargı egemenliği kelimenin tam anlamıyla ülkeye ve doğal olarak da iktidara kan ağlatmaktadır. Bunu yapmasının nedeni ise ülkede artık hiçbir toplumsal ve siyasal karşılığı olmayan bir ideolojinin egemenliğini devam ettirme ve güçlendirme işlevini üstlenerek kendi işlevlerinin dışına çıkmasıdır. Anayasa mahkemesinin 367 kararı, bu tutum ve tavrın en ilginç örneğidir. Seçimin kendisi değil seçilenin sahip olduğu dünya görüşü yasal olarak gerçekleşen bir eylemin iptal edilmesine gerekçe olarak gösterilmişti.
AK Parti iktidarı döneminde CHP, 22. dönemde 113, 23. dönemde ise 33 kez çıkarılan yasaların iptali için anayasa mahkemesine başvurmuş ve bunların çoğu da CHP’nin isteği doğrultusunda karara bağlanmıştır. YÖK’ün katsayı kararından tutun Çalışma Bakanlığının eczacılarla yapacağı anlaşma da bu çerçevede değerlendirilebilir.
Siyaset, “daha iyi olduğuna inanılan bir konuma toplumu götürme sanatı” ise eğer, siyasi iktidar yasal hiçbir düzenlemeyi yapmadan bunu nasıl gerçekleştirebilecek? Demokrasi eğer bireylerin sisteme dahil olmasını sağlayan bir yönetim organizasyon örgütlenmesinin adı ise bireylerin adına yönetimi temsil yetkisini ele alan hükümet yeni düzenlemeler yapmadan bunu nasıl gerçekleştirebilecek?
Bu durum sadece iktidarı ve siyasi erki zayıf düşürmüyor. Aynı zamanda bireylerin cari hukuka olan güvenlerini de zedeliyor. Hukukun tesis edilme sürecinin hiçbir aşamasında birer özne olarak var olamadığını düşünen bireyler o hukuka derin ve içten bir bağlılık geliştiremezler. Hukuk, kamu otoritesini güçlendirmek için değil kontrol etmek için vardır. Bu işlevini yerine getirmediği zaman da şaibeli olmaktan kurtulamaz. Kamu otoritesinin sahip olduğu resmi ideolojinin hukuk üzerinden bir baskı ile halka dayatılması var olan en totaliter yapılardan birisidir. Çünkü bu durumu bertaraf etmek sanıldığı kadar kolay değildir, insana gerçekten de kan ağlatacak kadar zor bir durumdur.
Bugün hem iç kamuoyunda hem de dış kamuoyunda anti demokratik uygulamalara karşı durmak, bunları bertaraf etmek için çabalamak hiçbir hükümeti veya partiyi zor durumda bırakmaz, aksine bunların yanında yer almak zordur. Aynı şekilde hukuki kaygıları merkezde olmayan bir yargı ile mücadele etmek veya bu alanda kimi düzenlemeler yapmak da kolay değildir. Hukukun dışına çıkma hevesi güçlü olan bir yargı ile mücadele etmek veya bunu hukuk zeminine getirebilmek belki de en zor durumlardan birisidir. Bugün yargının bağımsız olması gerektiğini söyleyenlerin unutmaması gereken bir diğer konu da yargı bağımsızlığının bir diğer ön koşulu da yargının kendi kendisinden de bağımsız olmasıdır. Yargının hukuku zorlayarak ve toplumun maşerî vicdanını zedeleyerek verdiği kararlar ortada olduğu sürece de toplumdan hukuka karşı derin ve romantik bir güven beklemek boş bir uğraştır. Yargının adil kararlar verecek bir düzene kavuşturulması isteğinin onu baskı altına alma operasyonu olarak tanıtılması sadece iktidara değil aynı zamanda halka da kan ağlatmaya devam edecektir.