Sevgililer Günü için aşkı anlatan 20 film
Aşk, sinema tarihinin ilk yıllarından bu yana yedinci sanatın vazgeçilmez temalarından biri. Biz de 14 Şubat Sevgililer Günü vesilesiyle aşkı anlatan 20 unutulmaz film seçtik. Habertürk film eleştirmeni Mehmet Açar'ın seçkisi…
GÜN DOĞMADAN (1995)
(Before Sunrise)
1990’lı yıllarda özellikle gençler üstünde etki bırakan filmlerden biriydi. Baştan sona diyaloglarla akıp giden filmlere önyargısı olanların bile sevdiği ‘Gün Doğmadan’ın trenlerle Avrupa'yı gezen, yaz tatilleri sırasında geçici aşklar, ilişkiler yaşamayı seven gençlerle dolu bir dünyada kült filme dönüşmesi şaşırtıcı değildi. Viyana’nın varlığı, kuşkusuz filmi daha da güzel ve romantik hale getiriyordu. Celine (Julie Delpy) ve Jesse (Ethan Hawke) film boyunca Viyana’da dolaşırken hem birbirlerini hem de şehri tanırlar. Yönetmen Richard Linklater’ın senaryosunu Kim Krizan’la yazdığı ‘Gündoğmadan’, sinema tarihinin en kendine özgü serilerinden birine düştü. Linklater, iki başrol oyuncusuyla birlikte Celine ve Jesse karakterlerinin yıllar sonraki hayatlarından kesitler aktarmaya devam etti. ‘Before Sunset’ 2004’te, ‘Before Midnight’ ise 2013’te gösterime girdi.
SEVGİNİN BAĞLADIKLARI (1993)
(Sleepless in Seattle)
Eşini kanser nedeniyle kaybeden Sam Baldwin (Tom Hanks), acıyla daha iyi baş edebilmek için 8 yaşındaki oğluyla birlikte Chicago’dan Seattle’a taşınır ama 18 ay sonra değişen hiçbir şey yoktur. Jonah annesini çok özler ama hâlâ acı çeken ve geceleri uyuyamayan babasının hali onu üzer. Sam, Jonah’ın zorlamasıyla Noel gecesinde tüm ülkeye seslenen bir radyo programında eşini ne kadar çok özlediğini anlatır… Onu dinleyen ve etkilenen kadınlardan birisi gazeteci Annie Reed (Meg Ryan) olur. Ülkenin iki farklı ucunda yaşayan ve uzun süre yan yana gelmeyen iki insanın aşk hikâyesi ne kadar inandırıcı olabilir, demeyin. Nora Ephron’un yönettiği ‘Sevginin Bağladıkları’, gösterime girdiği yıl eleştirmenlerin ve seyircilerin kalbini fethetmesinin yanı sıra özgün senaryo ve şarkı dallarında Oscar’a aday olmayı başarmıştı.
ÖZEL BİR KADIN (1990)
(Pretty Woman)
1990’lı yıllarda romantik komedinin yükselişinin nedenlerinden biri, ‘Özel Bir Kadın’ın gişede yakaladığı büyük başarıdır. Senaryosunu J.F Lawton’un yazdığı, Garry Marshall’ın yönettiği film, adını Roy Orbison’un bir şarkısından alır. Varlıklı iş adamı Edward Lewis (Richard Gere) katılmak zorunda olduğu iş yemekleri ve sosyal etkinliklerde kendisine eşlik etmesi için erkeklere profesyonel olarak hizmet veren Vivian Ward (Julia Roberts) ile anlaşır. Ama Vivian ile vakit geçirmekten keyif aldıkça birlikte oldukları süre uzar. Hikâye ilk başta sınıf farklılıkları ve kadın bedeninin metalaşması üzerine karanlık bir dram olarak tasarlanmıştı ama daha sonra büyük bütçeli, yıldız oyunculara yer veren bir romantik komediye dönüştü. Eleştirmenlerin beğenmediği film, gişede çok başarılı oldu ve Julia Roberts’a bir Altın Küre ödülünün yanı sıra Oscar adaylığı getirdi.
İLK DANS, İLK AŞK (1987)
(Dirty Dancing)
Film, ‘baba kuzusu’ bir genç kız olan Baby’nin (Jennifer Grey) öyküsünü anlatır. Baby, yaz tatilinde ailesiyle gittiği tatil köyünde çok sıkılacağını düşünür. Ama dans hocası Johnny’nin (Patrick Swayze) varlığı her şeyi değiştirir. Dans ederken yakaladıkları uyum etkileyicidir. Birbirlerine âşık olduklarında Baby’nin babası bu ilişkiye karşı çıkar ve Johnny’yi görmesini yasaklar. Dans sahneleri, şarkıları ve romantizmiyle 1980’li yılların en popüler gençlik filmlerinden biri…
YEŞİL IŞIK (1986)
(Le Rayon Vert)
Erkek arkadaşından yeni ayrılan Delphine’in tatil planları, kız arkadaşının son anda vazgeçmesiyle altüst olur. Tek başına tatil yapmaktan hoşlanmayan Delphine için zor bir dönem başlar. Çevresindeki birçok kişi için tek başına çıkılan yaz tatili romantik maceralar anlamına gelir ama Delphine gelip geçici ilişkilerden ziyade hayatının aşkını arayan bir romantiktir. Usta Fransız yönetmen Eric Rohmer, tek gecelik serüvenlerden, yüzeysel arkadaşlıklardan hoşlanmayan Delphine üzerinden, bir kez daha kadın-erkek ilişkilerine bakıyor.
YAZ GÜNÜYDÜ (1971)
(Summer of ‘42)
1942 yazında Nantucket Adası’na giden genç öğrenci Hermie ve iki arkadaşı, savaşın sıkıntılarından uzak bir tatil geçirmeye çalışırlar. Hermie savaştaki pilot eşinden haber bekleyen Dorothy’ye âşık olur. 2. Dünya Savaşı’nın sancılarını, sıkıntılarını her şeyden uzaktaki bir adada anlatan hüzünlü ve romantik bir büyüme öyküsü. Her yeni kuşağın keşfetmekten büyük zevk aldığı, Herman Raucher’in yazdığı Robert Mulligan’ın yönettiği film, Michel Legrand imzalı müzikleriyle de tanınıyor.
AŞK MEVSİMİ (1967)
(The Graduate)
“Genç erkek-olgun kadın ilişkisi” deyince akla gelen ilk filmlerden. Üst orta sınıf bir Amerikan ailesinin gelecek vaat eden çocuğu Ben (Dustin Hoffman), yaz tatilinde babasının iş ortağının karısıyla (Anne Bancroft) bir ilişki kurar. Sonra da kızına (Katharine Ross) âşık olur. Paul Simon- Art Garfunkel’ın ünlü ‘Mrs. Robinson’ şarkısıyla da hatırlanan Mike Nichols imzalı film, 1968 kuşağının özgürlükçü ruhunu sinemaya taşımasıyla öne çıkıyor.
YASTIK SOHBETİ (1959)
(Pillow Talk)
Jan Morrow (Doris Day) New York’ta tek başına yaşayan başarılı bir iç dekoratördür. Tek sorunu, yan binada oturan ve yüzünü hiç görmediği komşusu Brad Allen (Rock Hudson) ile aynı telefon hattını kullanıyor olmaktır. Jan, Broadway müzikalleri yazan çapkın besteci Brad’in telefonu çok sık kullanmasından rahatsızdır. Telefon şirketi, işlerin yoğunluğundan Jan’a özel bir hat tahsis edemediği için iki komşu telefonda sık sık tartışırlar. Bir gece bir parti sırasında Jan’ı gören ve beğenen Brad, Texas’lı bir çiftçi gibi davranarak ona kur yapmaya karar verir. Michael Gordon’un yönettiği ‘Yastık Sohbeti’, 1959 yılının en çok iş yapan filmlerinden biriydi. 5 dalda Oscar’a aday oldu ve ödülü en iyi özgün senaryo dalında kazandı. Doris Day ve Rock Hudson sonraki yıllarda iki romantik komedide daha bir araya geldi.
AŞK İLANLARI (1940)
(The Shop Around The Corner)
İnternet çağında geçen ‘Mesajınız Var’ (You've Got Mail) gibi başarılı bir yeniden çevrimin yanı sıra başka birçok romantik komedi filmine ilham vermiş bir başyapıt, her şeyiyle gerçek bir klasik. Macar yazar Miklos Lazslo'nun oyunundan yapılan uyarlanan senaryo ve Ernst Lubitsch'in yönetmenliği harika… Budapeşte’deki bir hediyelik eşya mağazasında çalışan Alfred Kralik (James Stewart), yeni mesai arkadaşı Klara Novak (Margaret Sullavan) ile hiç anlaşamaz. Birbirleriyle sürekli didişirler. İkisini bilmediği şey ise uzun süredir mektup arkadaşı olduklarıdır…
BRINGING UP BABY (1938)
Çağdaş romantik komedinin öncüsü olarak bilinen ‘screwball’ komedileri 1930'lu yılların gözde türlerinden biriydi. Güçlü kadın karakterlerin yer aldığı bu filmlerde kadın erkeğe zekâsıyla meydan okurdu. Başrollerinde Katharine Hepburn ve Cary Grant'in oynadığı, Howard Hawks’un yönettiği “Bringing Up Baby” gösterime girdiğinde gişede başarısız olmuş, eleştirmenlerin dikkatini çekmemişti. Ama 1950'li yıllarda televizyonda gösterilmesiyle birlikte yeniden keşfedildi ve kısa sürede bir ‘screwball comedy’ klasiği haline geldi. Cary Grant filmde, müzesi için çok ihtiyaç duyduğu 1 milyon dolarlık bağışı almak isteyen ve sevgilisi Alice’le evlenmeyi planlayan bir paleontolojisti, Katharine Hepburn ise özgür ruhlu, leopar sahibi Susan Vance’i canlandırıyor.