Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
HABERTURK.COM

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Habertürk TV'de Teke Tek programında Fatih Altaylı'nın sorularını yanıtladı. Davutoğlu, Afganistan'dan ABD'nin çekilişi ile birlikte Taliban'ın iktidara geçmesi sonucu binlerce Afganlının Türkiye'ye doğru göç etmesi, Türkiye'nin Afganistan ve Suriye politikası, son aylarda yaşanan sel ve yangın felaketleri ve erken seçim senaryoları ile ilgili açıklamalarda bulundu.

"AFGANİSTAN POLİTİKASI ÇOK YANLIŞ YÜRÜTÜLDÜ"

FATİH ALTAYLI: Afganistan'da nahoş manzaralar var. Devlet Başkanı kaçtı diye söylentiler var. Alışılmadık görüntüler var. Neler oluyor, ABD neden aniden çekildi?

AHMET DAVUTOĞLU: Afganistan büyük oyunun merkezidir. 19. yüzyıldan beri. Bir pusula gibi. Afganistan jeopolitik dengeler içinde Çin'e Hindistan'a en yakın noktada. Onun için 2010'lu yıllarda Afganistan'ın komşuları ile Asya'nın Kalbi Afganistan diye bir şey başlattık. Buradaki gelişmeleri takip etmek gerekir. 11 Eylül sonrasında Afganistan darbesi politikaların merkezindeydi. ABD çekildi bu çekilme 20 yılın içinde El Kaideye karşı yürütülen bir mücadeleydi.

Bunun bedelini o ülke halkı ödedi. Bu meselenin Çin'e indirgenmesi zor. Taliban söz konusu olduğunda Pakistan'ı da ele almak lazım. Yeni dönem Taliban'ın eskisi ile ne kadar benzeşeceği merak ediliyor. Bir anlamda bir anlaşma varmış gibi vilayetler düştü. Kanlı bir dönem, acı bir tablo yok. Bu geçiş sürecinde Taliban'ın üzerinde etkili olan aktörler doğru yol izlerse eskisinden farklı bir tablo olabilir. Radikal bir değişim beklemek zor. Çevre ülkelerde ilginç bir şekilde bir eş güdüm içinde yürüdü. Bundan sonra bölgesel aktörler etkili olacak. Mesela Taliban Şii Hazaralara dönük politikalarında ilginç mesajlar verdi. Tam güvence olmaz ama 90'lu yıllarda Taliban komşu ülkelere kendi düşüncelerini aktarmaya çalışıyordu. Risk her zaman var. 95'teki Şiilere Özbeklere karşı tutumu ile şimdi fark var gibi görünüyor. Pakistan'ın bir etkisi var. Çin'in kendinden tamamen bağımsız bir Afganistan'dan rahatsız olacağı açık. Türkiye'nin son dönem Afganistan politikası çok yanlış yürütüldü.

İstanbul sürecini başlattık bütün komşu ülkeler, Çin'in Rusya'nın, Hindistan'ın Avrupa Birliğinin katıldığı tüm komşu ülkelerin İstanbul süreci diye adlandırılan Asya'nın Kalbi şeyini başlattık. Şuan da hala devam ediyor süreç. Eski ağırlığında ve etkinliğinde değil. Eğer bu süreçler düzgün yönetilseydi özellikle Afganistan, Pakistan Türkiye o üçlü zirvenin devam ettiği dönemde Türkiye istihbarat Milli İstihbarat Teşkilatı Afgan ve Pakistan İstihbarat oturur düzenli toplantı yapardı. Cumhurbaşkanları düzenli toplantı yapardı. Böyle bir dönemde Afganistan'da etkinliğinizi yürütme şansınız vardı.

Herkes Taliban'ı tanıma trendine girerse, Taliban da dikkatli bir tutum içine girerse, dünyada genel bir tanıma trendi olursa tanımalıyız. Türkiye'nin gereksiz bir işgüzarlık yaparak Kabil Havalimanı'nı alma gibi bir tutum içine girmemesi lazım.

AFGAN VE SURİYELİ GÖÇMEN SORUNU NASIL ÇÖZÜLMELİ?

ALTAYLI: Türkiye'ye akın akın gelen Afgan göçmenler neye mal olur?

DAVUTOĞLU: Türkiye'de sığınmacılar aynı kefeye konuyor doğru değil. Son dönem Afganistan'dan gelenlerle ilgili ciddi hatalar var. Afganlar'ın gelişinde 3 kategori var. Birincisi ABD ile anlaşma sonucu gelenler, ikincisi ekonomik kaygı ile gelenler ve üçüncüsü İran'dan gelenler. Madem böyle bir dalga var önce ABD ile konuşulmalıydı. Sayın Erdoğan Biden'ı arayıp biz böyle konuşmamıştık demeliydi. Dışişleri kınadı ABD'yi. Böyle bir anlaşma yok demek bu kınama. Sayın Erdoğan kayıt dışı görüşme yaptıysa bilemem. Hem İran'la hem ABD ile konuşulmalıydı. Hiçbir transit göçe izin vermeyeceğini söylemeliydi. İnsani göçlerin dışında. İran ile de İran sınırını geçerek gelenlerin kayıtlarını talep etmeli. Ne ABD ile ne de İran'la böyle bir görüşme yapıldı hata burada başlıyor. Bir barikat oluşturma çabası var. İran'a engelleyin bu geçişleri demesi lazımdı.

Afgan mülteciler konusu Türkiye ile Afganis'tan arasındaki derin tarihi etkilemeden çözülmesi gerekiyor.

ALTAYLI: Suriye'den gelen göçmenler sizin döneminizde başladı.

DAVUTOĞLU: Sizin dönem derken sanki Genelkurmay ve sınırlar bana bağlıydı, İçişleri sanki bana bağlıydı... Bu algıyı bilinçli olarak kendi sorumluluklarını örtbas etmek için bir günah keçisi aramak için yaratıyorlar. Bunu yapan siyasi ahlak yoksunu bir grup var.

Suriye'deki mülteci sorununun birinci sorumlusu Beşar Esad'dır. İkinci sorumlusu Rusya'dır. Ve üçüncü sorumlusu oraya milisi sokan ülkelerdir. 29 Nisan 2011'de ilk mülteciler geldi. O tarihten itibaren Suriye ile iş birliği içerisindeydik.

Suriye ve Irak konusu hem Milli Kurul'un daimi konusudur. Bütün açıklamalarda sığınmacılar konusu ele alınır. Bütün bakanlar kurulunda dış konular ele alınır. Bir başbakan ile bakan arasında kolektif sorumluluk vardır.

Hakikat mutlaka bir gün gündeme çıkar. Milli Güvenlik Kurulu kararları mutlaka ortaya çıkar. Benim dediklerim de çıkar susanlar da çıkar. Bugün nasıl çözeriz? Bizim sınırlara mülteci girişi olunca Suriye ile görüştük. 2013 Ağustos'ta 300 bin mülteci vardı. Uluslararası topluma çağrı yaptık. Güvenlik koridor oluşturalım dedim. Orada mültecileri toplayalım dedik. Genelkurmay bana mı bağlı değil. Bu teklifi yaptık bu kararı başbakan almalıydı. Sınırları ben mi yoksa Genelkurmay mı kontrol edecek.

"GÜVENLİK KORİDORU KURSAYDIK BU KADAR MÜLTECİ DOLMAZDI"

Ben hayatta hesap vermekten korkmadım. Sınırlarda güvenlik koridoru kursaydık bu kadar mülteci dolmazdı. Başbakan olduğumda göçmen sayısı artıp ve göç bir sorun haline geldiğinde ne yapabiliriz diye düşündük. Kimyasal silahlar 1 milyona tırmandı. Avrupa Birliği ile mutakabat yaptık 18 Mart mutabakatı. Bu Türkiye açısından büyük bir başarıdır. Geri kabul anlaşmasını Suriyeliler için yapmadık.

Ege'de bir daha benzer olaylar yaşanmaması için oradaki göçmenleri tek tek kayıt altına alacaktık. Türkiye'deki Avrupa'ya gönderecektik. 5 günlük kayıt işleminden sonra transfer başlayacaktı. İlk aşamada 1 milyona kadar kotalar teslim edildi. 4. madde gereği Türkiye'den Avrupa'ya göçmen gönderilecekti. 1 milyon göçmen Türkiye'den gidecekti.

Eğer Mart mutabakatı imzalansaydı 1 milyon göçmen gidecekti iki vize muafiyeti elde edecektik. Benim başbakanlığım bitince ayrıldığım gün tartışmalar başladı. Vize serbestliği bütün Avrupa Parlamentosu'ndan geçecekti. Vize serbestliğinin getireceği popülariteden korkuldu.

Geri kabul anlaşması vize serbestliğini de içeriyordu. O anlaşmanın içinde ne var açın bakın. Mutabakatın bir maddesi de gümrük birliğinin iyileştirilmesiydi. Eğer bu madde geçseydi iş adamlarımız vizesiz Avrupa'ya gidecekti. 38. fasıl açılacaktı. Türkiye'de mültecilerin sayısı yarıya inecekti. Avrupa'nın rahatsız olduğu şey düzensiz göçtü. Göçmenleri seçmek istediler hayır dedik.

"TÜRKİYE ATIL BİR ŞEKİLDE SURİYE SÜRECİNİ İZLİYOR"

5 Mayıs'ta ayrılma kararı açıkladığım gün. Avrupa Komisyonu Türkiye'ye vize serbestisi verilmeli kararını göndermişti.

Suriyelilerle ilgili ne yapılmalı? Kılıçdaroğlu ile konuştum. Beşar Esad dese ben bunları alacağım nereye göndereceksiniz? Esad Suriye'nin yüzde 30'unu yönetiyor. Derhal Aralık 2015'te imzalanan BMGK'da verilen geçiş sürecine dönülmeli. Bu karara yönelik bir süreç başlatılmalı. Türkiye atıl bir şekilde Suriye sürecini izliyor. Türkiye bu karar uygulansın demeli. Göçmenlerin Türkiye'den gitmesi için BM teminat vermeli. Esad'dan kaçıp gelmişler zaten.

Türkiye BMGK'ye yazı yazıp Rusya, ABD ve İran'la bu konuyu konuşmalı. AB ile harekete geçip AB'nin taahhüt ettiği göçmenleri almasını istemeli. Göç Bakanlığı kurulmalı ve geri dönüşler olana kadar entegre sağlanmalı. Bir göç bir de AFAD. İkisi de İçişleri Bakanlığı'nda. Bu çok yanlış.

Türkiye'nin kontrol ettiği sınırlar Suriye rejiminden daha fazladır. Biz bunu 2011'de söylediğimiz güvenlik koridoru süreci Fırat Kalkanı ile başladı Zeytindalı ile devam etti.

"KÖTÜ BİR KRİZ YÖNETİMİ"

DAVUTOĞLU: Bu kadar kötü bir kriz yönetimi görmedim. Devletin kurumlarının bu kadar zayıflatılmasına üzüldüm. Ben bunları sadece televizyonda izlemedim. Toroslara çıktım. Bartı'nın ilçelerine gittim. Oraları gördüm. Kriz yönetimi 3 aşamadan oluşur. İnsanınız yetişmiş olacak, ekipmanınız hazır olacak. Yangının nerede çıkacağı belli. Gördüğüm şey ön hazırlık yapılmamış. Şimdi yapılması gereken şudur. Yerel timler kurmak lazım. Ağaç kesecek projeye izin vermemek lazım. Termik santral için köylüler direnmiş 2 yıl. O projeyi üstlenenler o alanda ağaç kesmişler. Sel alanlarına ev yapılmaması için tedbir alınmalı.

İkinci aşama kriz esnasında koordinasyon ve iletişim çok önemli. Köylüler hala yanık evlerinde oturuyor. AFAD Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile İçişlerine bağlanmış yanlış bir karar. Ben niye imar yasası çıkarmak için uğraştım. Çünkü görüyorum bu çarpık kentleşmeyi. Kentlere deprem ve sel alanlarına özel bir imar yasası çıkaracaktım. Bana karşı siyasi bir komplo olacak hamleyi başlattılar. Tam yetkim olsaydı bu reformları yapardım. Benim elimde olmuş olsa atamaz mıyım etkin bir hazine müsteşarı. Elimizi kolumuzu bağlayıp bizi kukla başkan yapmalarına izin vermedim.

"AKRABAMA GÖREV VERMEDİM"

DAVUTOĞLU: Başbakanlığımda hiçbir akrabama görev vermedim. Gittiğim her kurumda önce herkes önce çocuklarının nerede çalıştığını bildirdi bana. İkinci bir maaş alan varsa fiilen görev yapıyorsa alıyordur. Üniversiteden aldığım maaşın yarısında devletten maaş alıyordum. Benim de damadım kızım var. Olması gereken bu. Şuraya benim damadım girse tanımazsınız. Bunları övünmek için söylemiyorum. Hayat boyu çalıştım mal varlığım ortada. 25 yıl önce aldığım sitede oturuyorum. Siyasi ahlak yasasını getirdiğimde 4 yıl sonra sizde bir değişiklik görürsem hesap sorarım dedim. Bunlar yapılmış olsa AK Parti bu duruma düşer miydi?

GELECEK PARTİSİ'NİN ANKETLERDE OY ORANI KAÇ?

ALTAYLI: Anketlerde partiniz bir buçuklarda debeleniyor gibi görünüyor. Babacan'ın partisi ile eşit gibi görünüyorsunuz. Doğuda daha çok oy potansiyelinizin olduğu düşünülüyordu. Nedir partinin durumu?

DAVUTOĞLU: Suç anketlerde. Türkiye'deki siyasi atmosferde. Yerimizde durmuyoruz. Güneyde, kuzeyde, doğuda, batıda varız. Anketlerle rol biçenler seçim günü muazzam bir sukutu hayal yaşayacak. Bilinçli bir şekilde Karadenizi sona bıraktık. Her yerde nabız tuttuğum bir yer vardır. Kritik yerlerdeki gözlemlerime bakınca AK Parti'nin yüzde 37'yi yakalaması çok zor. Her adımda çok ciddi eleştiriler gördüm. Balkonlardan 'Kurtarın bizi hocam' diye bağırıyorlardı Trabzon'da.

Şunu net söyleyim. Ciddi anketçilerle konuştuğumda; efendim diyorlar matematiksel olarak 10 kişiye soruyoruz 3 kişi cevap veriyor diyor. O diğer 7'si ya AK Partili ya da muhalif. Bu 7 kişi bizim seçmenimiz. Bu anketleri ciddiye almıyorum. Bugün seçim olsa sorusunun objektif karşılığı yoktur. Kamuoyuna açıklanmamaış anketlerde yüzde 7 buçuk olduğumuz görülüyor. Bu bizim için yeterli değil. Bize dönük olağanüstü bir ilgi var. Gelecek Partisi siyasi değişimde lokomotfi bir rol alacak. AK Parti'den ayrılmayın diyenler iyi ki ayrıldınız diyor.

ALTAYLI: Tayyip Bey'in yeni bir Kürt açılımı yaparak oyları alacak deniyor ne diyorsunuz?

DAVUTOĞLU: Bir nehirde iki kere yıkanılmaz. Türkiye siyasetinde bir ivme var. Diyelim ki Erdoğan açılım yapacağız dese Bahçeli ertesi gün ne diyecek. AK Parti seçmeni huzursuz. MHP seçmeni rahatsız. MHP kitlesi yolsuzluk algısından utanç duyuyor, AK Parti seçmeni ülkeyi Bahçeli'nin yönetmesinden rahatsız. Sedat Peker'in iddialarına cevap veremeyenlerden seçmen utanç duyuyor.

Gelecek sene iktidarın en güçlü adayı olacağız. Partimin, zihnimin iktidar olması önemli benim değil. Gelecek Partisi'nin iktidar olması için kurdum.

ALTAYLI: Erken seçim mi olur, vaktinde seçim mi olur?

DAVUTOĞLU: Erken seçim olması gerektiğini düşünüyorum. Ama Cumhurbaşkanı erken seçime gitmek zorunda kalacak. Bunlar 2023'te de seçim yapmayacak denmesi doğru değil. Türkiye'de demokratik seçim süreçlerini durduramayacak. Bizim partide çalışmaları başladık. Seçim öncesinde seçmeni, seçim sürecinde sandığı, seçim sonrasında oyları korumak için teşkilat kuruyoruz. Her sandıkta bir Gelecek Partili olacak.