Sosyal medya kullanıcılarına özel güvenlik düzenlemesi: “E-devlet doğrulaması ve isteğe bağlı biyometri”
AK Parti'nin hazırladığı ve "Aile Paketi" olarak bilinen kanun teklifiyle Türkiye'de sosyal medya platformlarına girişte zorunlu kimlik doğrulama dönemi başlıyor. Adalet Bakanı Akın Gürlek'in açıklamalarına göre 2026 yılı içinde yürürlüğe girmesi hedeflenen düzenleme kapsamında hesap açmak ve paylaşım yapmak için hem T.C. kimlik doğrulaması hem de cep telefonu onayı şart koşulacak. Özellikle 16 yaş altı çocuklara sosyal medya hesabı açma yasağı getirilecek, 18 yaş altına biyometrik yaş doğrulaması ve erişim kısıtlamaları uygulanacakken, anonim hesaplar büyük ölçüde sona erecek ve kimliği doğrulanmamış profillerin paylaşım yapamaması veya kapatılması öngörülüyor. Sahte hesaplar üzerinden hakaret, itibar suikastı, dezenformasyon ve çocukları koruma gerekçeleriyle savunulan teklif, Meclis'e sunulmak üzere son hazırlık aşamasında olup, geçiş süreciyle birlikte yurt dışı kullanıcılar için pasaport ve SMS doğrulaması gibi yöntemler de devreye girecek.
AK Parti TBMM grubu, sosyal medya platformlarına girişte kimlik doğrulama şartı getirilmesine yönelik bir kanun teklifi üzerinde çalışıyor. Küçükleri internetin zararlı içeriklerinden korumaya dönük 16 yaş altı kullanıcılara sosyal medya yasağı getirilmesine yönelik düzenlemenin ardından TBMM gündemine getirilecek kanun teklifi, kişisel özel verilerin ve bilgilerin kötü niyetli kullanımının önüne geçebilmek amacıyla özel hükümlerle donatılacak.
AK Parti kurmayları, bu konuda teknik altyapı geliştirebilmek için Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ve İçişleri Bakanlığı ile temas halinde çalışmalar yürütüyor.
Bir AK Partili yönetici, düzenlemenin “her veriyi zorunlu kılmadan, teknik düzeyde güvenli bir model” üzerine inşa edilmek istendiğini belirterek şu çerçeveyi çizdi:
SAHTE HESAPLAR, HAKARET VE DEZENFORMASYON
İktidar partisi özellikle sahte veya müstear isimle açılan hesaplar üzerinden yapılan hakaret, tehdit ve dezenformasyon faaliyetlerini kanuna gerekçe gösteriyor. Seçim dönemlerinde artan dijital manipülasyon, deepfake içerikler ve anonim hesap ağları da düzenlemenin arka planındaki motivasyonlardan biri.
Bu yönüyle teklif, yalnızca bireysel hakaret vakalarına değil; kamu düzeni, seçim güvenliği ve toplumsal istikrara ilişkin kaygılara da dayandırılıyor.
ANAYASAL SINIRLAR
Mesele teknik olmaktan çok anayasal bir nitelik taşıyor. Türkiye’de ifade özgürlüğü ve haber alma hakkı, Anayasa Mahkemesi içtihatlarında geniş yorumlanıyor. Mahkeme, bugüne kadar anonim ifade hakkını da ifade özgürlüğünün koruma alanı içinde değerlendiren kararlar verdi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de anonimliği, özellikle siyasi eleştiri bağlamında korunan bir unsur olarak görüyor.
ZORUNLU KİMLİK DOĞRULAMA GÜVENLİK RİSKLERİ
Zorunlu kimlik doğrulaması şu soruları gündeme getiriyor:
Burada Kişisel Verileri Koruma Kurumu (KVKK) ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu da devreye giriyor. Kimlik doğrulama sisteminin hukuka uygunluğu; ölçülülük, gereklilik ve orantılılık testlerinden geçmek zorunda.
TEKNİK MODEL KORUR MU?
Teknik olarak üç model öne çıkıyor:
AK Parti’nin taslak çalışmasında bu üçüncü modele yakın bir çerçeve üzerinde çalışılıyor. Ancak “isteğe bağlı” model dahi fiilen zorunluluğa dönüşebilir. Çünkü doğrulanmamış hesapların erişimi veya görünürlüğü sınırlanırsa eşitlik sorunu doğabilir.
ULUSLARARASI UYGULAMALAR
Dünyada genel eğilim, platformlara içerik kaldırma yükümlülüğü getirmek yönünde; doğrudan kimlik doğrulama zorunluluğu ise yaygın değil. Avrupa Birliği’nin Dijital Hizmetler Yasası (DSA) platform sorumluluğunu artırıyor ancak anonimliği bütünüyle kaldırmıyor. ABD’de ise ifade özgürlüğü çok daha geniş yorumlanıyor. Bu nedenle Türkiye’de getirilecek model, küresel örnekler içinde istisnai bir yerde konumlanabilir.
GÜVENLİK Mİ ÖZGÜRLÜK MÜ?
Bu tartışma klasik bir denge sorusuna dayanıyor: Dijital alanda güvenlik ve hesap verebilirlik mi öncelikli olacak, yoksa anonim ifade özgürlüğü mü?
Devletin görevi bireyi korumak; ancak bireyi korurken devlete karşı bireyin özgürlük alanını daraltmamak da aynı derecede önemli.
“Çifte doğrulama” yazımda vurguladığım gibi; teknik güvenlik tedbirleri ile kimlik denetimi birbirinden ayrılmalı. İki aşamalı giriş, şifre güvenliği ve platform sorumluluğu başka; gerçek kişi kimlik eşlemesi başka bir mesele.
Kanun teklifi, bu yasama yılı döneminde TBMM gündemine getirilecek. Kanun metninin nasıl şekilleneceği ve muhalefetin yaklaşımı da belirleyici olacak. Sivil toplum, barolar, dijital haklar savunucuları ve akademisyenlerin sürece katkı sunması bu düzenlemenin yasalaşması konusunda kritik önemde.
Teknoloji gelişti; aynı ölçüde hukukun da geliştirilmesi gerekli…
Bu düzenleme, yalnızca sosyal medyaya giriş yöntemini değil; Türkiye’de dijital yurttaşlığın sınırlarını da yeniden çizecek gibi görünüyor.