Santrfor kavramı rafa mı kalkıyor?
Son yıllarda önemli kulüpler santraforsuz ve hatta forvetsiz sistemlerle sonuç aramaya başladılar...
HTSPOR.COM Yazarı Kerem Akça yazdı
Dünya futbolu sürekli bir değişim içerisinde kuşkusuz. Son 5-6 yılda da özellikle hücum futbolunun ortadan kalktığı, savunma futbolunun ve kontrollü stratejilerin ise zirve yaptığı düşünülüyor. Bu bağlamda da takımların büyük çoğunluğu tek santraforlu sisteme çoktan geçti bile. Bu durumun yansımasını milli takım turnuvalarında da Avrupa liglerinde de görebiliyoruz. Zaten bu, artık dünya futbol piyasasında bilinen ve kabul edilen bir gerçek. Yunanistan’ın tek forvetle 2004’de Avrupa Kupası’na uzanması, 2006’da İtalya’nın kontrollü futbolla Dünya Kupası’nın kazanması, ardından ise İspanya’nın çok yönlü orta saha oyuncularıyla 2008’de Avrupa Şampiyonu olması ve daha nice örnek verilebilir. Hatta Chelsea’nin ve Milan’ın tek forvetli olsa da bol orta sahalı taktiklerle çıkış yapmasını da ekleyebiliriz bunlara.
Zaten son zamanlarda büyük takımlara baktığımızda genelde tek bir santraforun arkasındaki destekçi ofansif orta saha oyuncusu veya oyuncularıyla sonuca gidildiğini görüyoruz. Barcelona’nın Rijkaard dönemindeki çıkışında Eto’o’nun arkasındaki Ronaldinho-Deco-Guily (Messi) üçlüsü; Chelsea’de Drogba’nın arkasındaki Malouda (Kalou)-Lampard-Joe Cole üçlüsü; Arsenal’de Adebayor’un arkasında kalan Van Persie; Manchester Utd’ın genelde Tevez’i ileride tek bırakıp arkasına büyük maçlarda Ronaldo’yu yerleştirmesi; Milan’ın Inzaghi’nin arkasından Kaka’yla ve Seedorf’la gol araması; Liverpool’un ise Torres’i tek bırakıp Kuyt’ı sol açığa koyarak orta sahayı güçlendirmesi, bu örneklemelerin başlıcaları olabilir.
Ancak tek forvetin bile artık miyadı dolmak üzere. Zira son yıllarda dünya futbolunda önemli kulüpler santraforsuz ve hatta forvetsiz sistemlerle sonuç aramaya başladılar. Bunun iki yönü var. Birincisi Hakan Şükür, Peter Crouch gibi eski model hedef santraforların miyadının dolması, ikincisi ise ofansif orta saha kavramını artık takımların pres gücüne negatif etki yapar hale gelmesi. Yani Barcelona’nın Eto’o’nun arkasındaki üçlü ofansif orta sahaya dayanan taktiği, Chelsea’nin Drogba’nın arkasındaki üçlü veya zaman zaman ikiliyle hızlı hücuma çıkma arayışı, Milan’ın ise Inzaghi’nin arkasındaki iki ofansif orta sahayla gol araması artık rafa kalkmak üzere.
Son 3-4 seneye baktığımızda zaten Eto’o’nun sadece hızlı ve atik özelliklerini taşıyan bir forvet olarak zirve yaptığını görebiliyoruz. Henry, Anelka, David Villa gibi bu dönemde patlayan oyuncular da aynı özelliğe sahip. Real Madrid’in Nistelrooy sonrası Raul ve Higuain gibi iki kısa ve hızlı forvet oyuncusunun üzerine kalmasına karşın sonuç olarak sıkıntı çekmemesi de bu yeni eğilimin devamı olarak görülebilir. Zira Arshavin gibi EUEO 2008’de patlama yapan ‘klasik ofansif orta saha’ örneği, ancak Totenham gibi İngiltere’nin alt sıralarındaki bir takımın transfer listesinde yer alabiliyor. Aynen Alex, Lincoln örneklerinde olduğu gibi. Çünkü o tip oyuncular ve Hakan Şükür gibi pivot santraforlar oyunun hızını kesiyorlar. Hız, artık ana maddeye dönüşmek üzere futbol stratejilerinde...
Bu bağlamda da sözünü ettiğimiz ‘santraforsuz taktikler’, son 1-2 senede aktif hale gelmeye başladı. Lyon, Benzema’yı kadrosuna dahil ettikten sonra Fred, Carew gibi hedef santraforları kenarda oturtmayı tercih etti ve hatta yolladı. Ofansif orta saha olarak ortaya çıkan Benzema’yı en ileri uca koyarak, oyununu da onun üzerine kurdu. Juventus’un bu sene Palermo’nun oyun kurucusu Amauri’yi transfer ettikten sonra forvet hattında Amauri-Del Piero ikilisiyle yani iki ofansif orta saha oyuncusuyla sonuç almaya çalışması da tesadüf değil. Bu ikili, 6 aydır beraber oynuyorlar ve Juventus Real Madrid’in bulunduğu gruptan birinci çıkmasının yanında ligde de Inter’in üç puan gerisine yerleşti. Milan’ın başındaki Ancelotti ise elindeki Pato, Kaka, Ronaldinho gibi bol ofansif orta sahalı kadrodan yararlanmak için 4-3-3 oynatmasına karşın ilerideki üçlüyü, genelde öne Pato-Kaka ikilisini, arkalarında ise Seedorf’u koyarak oluşturuyor. Bu dizilişe geçtiğinden beri ise takım özellikle deplasman maçlarında yükselişe geçti.
Bizden ise Ankara Spor örneğini verebiliriz. Aykut Kocaman’ın, Mehmet Çakır, Neca, Bilal Kısa üçlüsünden ikisiyle sonuç almasının yanında, ileride Konate veya Murat Tosun’u oynatarak hızlı bir futbol anlayışı benimsediğini görebiliyoruz. Kocaman’ın hedef santrafor De Nigris’i yollaması da bu oyunun anlayışının bir sonucu zaten. Tabii Manchester United’ın geçen sene Tevez, Rooney, Ronaldo üçlüsünden ikisinin oynadığı forvet hattıyla Şampiyonlar Ligi kupasına uzandıktan sonra, bu sene o kulvarda düşüşe geçmesi de Berbatov’un gelişine bağlanabilir. Zira Berbatov, hedef bir santrafor ve hızlı oyun stratejisini ister istemez bozuyor.
Yani İspanya’nın Avrupa Kupası’nı alması mı bilinmez ama dünya futbolundaki kontrollü ve defansif futbol yerini hem hücum hem de defans yapan orta saha oyuncularının mücadelesine ve hızlı futbola bırakmak üzere. Bu da ofansif orta sahaları santrafor konumuna yerleştirecek. Böylece sadece Anelka, Drogba, Torres, Adriano, Villa, İbrahimovic gibi hızlı futbola alan açan hücum oyuncuları ya da Makaay gibi ‘striker’lar (tek vuruş golcüsü) takımlarda yer alabilecek. Güiza, Pavluychenko, Crespo, Diego Milito, Huntelaar gibi ‘beleşçi’ tabir edebileceğimiz dar alanda etkili santraforların ise miyadı doldu artık.
Dünya futbolunda orta sahaların forvet olarak oynadığı döneme geçilmesi an meselesi kanımca. Bir patlama ve somut örnek bekleniyor. Bu bağlamda da bu sezon Juventus ve Milan’ın dünya futbolunda Chelsea ve Barselona’nın yanına yerleşmesi de, kuvvetli bir ihtimal gibi gözüküyor. Zira artık ayakta fazla top tutmamaya dayalı ‘hızlı futbol’ stratejisi çok önemli. Bir yan pasta defans yerine yerleşiyor ve defansif futbol anlayışını yıkmak imkansızlaşıyor. Yani belki de Yunanistan’ın sıkıcı futbol anlayışının katkısıyla daha keyifli bir futbol izleyebileceğiz önümüzdeki 10 yılda. Çünkü onun kilidini çözmek için anahtar bulundu!