Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

HT Cumartesi ekinden Ece Ulusum, sanatçı Hakan Keleş'le bir sohbet gerçekleştirdi.

Gulliver’in Lilliputlar’ı Eskişehir’de! Ancak onlar dev ve bizim çok yakından tanıdığımız simalar... İllüstrasyonlarıyla dikkat çeken sanatçı Hakan Keleş’le çalışmalarını konuştuk.

Eskişehir’de bir sokakta dev bir teyze pazar torbasıyla evine doğru yol almış, dev bir adam bahçesini suluyor... Bu devler Osmangazi Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde araştırma görevlisi Hakan Keleş’in eseri. Fotoğrafını çektiği bir sokağın üzerinde çeşitli tekniklerle çizimler yapıyor, sosyal medyada paylaşıyor. Epey de dikkat çekti işleriyle. Dünyada bu tür çalışmalar yapan pek çok isim var ancak Türkiye’de yapan, yerel karakterler kullanan yoktu. Toplumumuzdan esinlenerek çizdiği devlere de Gulliver’in hikâyesindeki cücelerin adını vermiş, Lilliputlar. Keleş’e ulaştım, bu yaratıcı projeyi konuştuk.

Çalışmalarınızın basında bu kadar yankı bulacağını tahmin etmiş miydiniz?

Bu kadar ilgi çekeceğini tahmin etmiyordum. İlk Lilliput işlerini yapıp az takipçili hesabımda paylaştığımda herkes çok sevmişti, “Daha çok yap” demişlerdi fakat gazetelere çıkacağım aklıma gelmezdi.

Bu projenin çıkışı nasıl oldu?

Zaten fotoğraf çekip illüstrasyon yapıyordum. Bunları kesiştirmek hep aklımdaydı, küçük denemelerim de oldu. Ama teknik açıdan mesai isteyen bir iş olduğundan girmemiştim. Önce, kız arkadaşımın önerisiyle Lucas Leviathan’ın işlerini gördüm ve fotoğrafını çektiğim objeler üzerine karikatürümsü şeyler yaptım. Sonra iki bina arasında havada duran dev bir karakter çizdim ve insanlar çok beğendi. Çizmeye devam ettim.

Gulliver’in hikâyesindeki Lilliputlar’ı seçme sebebiniz neydi?

Bir arkadaşımın yakıştırması. O hikâyede Gulliver’i esir alan cüceler Lilliputlar’dı. Bu çizdiğim karakterlerin değil, serinin adı. Dolayısıyla fotoğraflardaki gerçek insanlar cüce yani Lilliput.

Oluşturduğunuz karakterler toplumumuzdan...

Sokakta yürürken gördüğüm, dikkatimi çeken insanlar. Başta öyle değildi. ilk karakterlerim cinsiyetsiz, tamamen mekânın niteliğine odaklanan soyut tiplerdi. Daha sonra sokağın kullanıcısı olan, yolda yürüyen insanları çizmeye başladım.

 

Bir çalışmanızda bir evi sanki düşmesin diye tutan bir karakter var. O karede ne anlatmak istediniz?

Cinsiyetsiz, kıyafetsiz karakterleri bir süre çizdim. O karakter binanın kütlesinde bir yamukluk vardı, onu düzeltmeye çalışıyor aslında. Onun gibi birkaç tane daha var.

Sokakları neye dayanarak seçtiniz? Önce karakteri mi yoksa sokağı mı seçiyorsunuz?

Bilinçli seçimler değil. Bir süre sonra yolda yürürken etrafta dev yaratıklar görür oldum. Kimisi o sırada aklıma geliyor, fotoğrafı çekip yapıyorum. Kimisi de mekânsal etkisini beğendiğim fotoğraflara sonradan yerleştirdiğim tipler oluyor.

Bundan sonraki planlarınız neler?

Şimdilik devam ediyorum. Eskişehir’de yaşadığım için burada devam ediyorum ama başka yerlere gittikçe değişiyor. Doktoramı da biraz bu meseleler üzerine inşa etmeye çalışıyorum. Bir yandan da epeydir aklımda olan, mekân üzerine bir çizgi roman projem var.

'Derdim turist çekmek değil'

Eskişehir’e sizin çizdiğiniz sokakları görmeye turistlerin geldiğini söylemişsiniz. Nereden aldınız bu bilgiyi? Sizinle görüşen konuşan bir turist oldu mu?

Bu bilgi maalesef yanlış. Öyle bir şey söylemedim. Haberi yapan ajanstan arkadaşın kafasında bir kurgu vardı, ona göre değiştirmiş sözlerimi. Ben turist ve turizm kavramlarından çok hoşlanmayan biriyim. Mekânın, yerin ruhunu sömüren bir şey bence. Bu işlerim de çoğunlukla turistik olmayan, arka sokaklara ait kent imgeleri. Ama derdim oralara turist çekmek değil. Kentte böyle farklı nitelikte mekânların da olduğunu farklı bir şekilde belgelemek sadece. Çizimlerin turist çektiğini pek sanmıyorum.

Sadi Tekin’in de farklı içerikle yaptığı Monsters of New York projesi var.

Sadi Tekin’i severek takip ediyorum. Ama o projeyi bilmiyordum, sonradan bir arkadaşım gösterdi. Subwaydoodle diye bir hesap var, oradaki işlerden biraz ilham aldım. Lilliputlar Eskişehir’de ‘