Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Ekonomi Turizm Çin kırsalının mutfağı - Turizm Haberleri

        Geçtiğimiz hafta Guangzhou’daydım. “Orası neresi?” diyeceksiniz. Haklısınız. Turistlerin gözdesi olarak bilinen bir adres hiç değil. Bununla birlikte uluslararası ticaret yapanlar için bir çeşit “Mekke”. Mutlaka, hatta sık sık tavaf edilmesi gereken bir mahal. Nitekim, bizim “işbilir” ulusal havayolumuz da doğru bir teşhis ile doğrudan seferlere başlamış... THY Guangzhou müdürü ile konuşuyoruz. Cinfikir müdür anlatıyor. Yolcuların dörtte biri Türk. Gerisi muhtelif, ama İsrailliler çoğunlukta. Fuarlara geliyorlar, imalatı kontrole. Burası bizim İzmit Dilovası gibi. Sanayi-park ile finansın karması. Örneğin IFC Uluslararası Finans Merkezi akıllara seza zerafette bir gökdelen yapmış. Hemen yanı başında ise yine bir devlet kurumunun yaptırdığı yönetim binası. Gökdelenin üzeri elipsoid hareketlerle kapatılmış. Ayrıca aralarda devasa delikler var. Soruşturuyoruz. Ne ola diye? Deliklerden içeri alınan baskın rüzgâr, yapının içindeki rüzgâr kanalları vasıtasıyla tribünleri harekete geçirip dev merkezin ihtiyacı olan enerjinin yüzde 70’ini karşılıyormuş. Nasıl? Hayal gibi değil mi? Değil. Çünkü hemen karşıda yer alan kuleye çıkınca anlıyoruz ki, burası bildiğimiz yerlerden değil. Uzay çağında gibiyiz. Kulenin asansörlerine binmeden iyice aranıyoruz. Çakmağı olanlar orada veda ediyor. Neden? Çünkü çatı terasına yanıcı madde çıkarmak yasak. Hızla çıkan asansörün ön kapıları cam. Nasıl yükseldiğinize sadece kulaklarınız değil, gördükleriniz de şahitlik ediyor.

        Bir şey söyleyeyim mi? O çatı terasında dünyanın, insanlığın içinde bulunduğu bu anın, nasıl bir dönüşümün başlangıcı olduğunu görüyorsunuz. İçeride ağzı açık, şaşkın fakat gururlu Çinliler var. Haklılar. Onların yerinde her kim olsa öyle olurdu. Mimari detaylara bakınıyorum. Bu tuhaf yüksekliğin, rüzgârın, yan yüklerin nasıl üstesinden gelinmiş. Kulenin terası temiz havalarda neredeyse bütün şehri görebileceğiniz bir bakış sunuyor. Yeter ki rutubetin yüksek olduğu bir mevsim olmaya. Tam karşımızda, nehrin öte tarafında, geniş bir park içinde reyting düşkünü bir mimarın gövde gösterisi var: Irak asıllı Londralı Zaha Hadid’in yaptığı Opera Binası. İlgi çekme krizindeki mimarinin detayları çözülmemiş. Kaplaması arduvaz benzeri, çokgen antrasit renkli taşlarla kaplı yapının tamamlanış nefaseti eksi seviyelerde. Açıkçası bu tasarım sadece kuleden, hele gece bakarsanız ilginç. Sair zaman insana, mimara yapı dersi okutmamış olabilirler mi hissi veriyor.

        PEKİ NE YİYECEĞİZ?

        Kuleden indiniz mi bir yeraltı treni marifeti ile iki-üç dakika içinde ortadaki devasa park ve nehri aşıp opera ve müzelere ulaşabiliyorsunuz. Tamam, çağ ve çağın gücü nereye gidiyor, gördük. Peki ne yiyeceğiz? İşte orada duralım. Çünkü henüz mutfak dönüşmüş değil. Çinli dostlarımız, gelenekselden şaşmıyor. Yemekle çay içiliyor. Fevkalade sıhhatli, yerel malzemelerle, ne yazık ki bazen çok soya yağı kullanarak yemek yapılıyor. Burası belki de en yaygın ve çok bilinen Canton mutfağının başkenti. Kırsal alan mutfak kültürü! Yakın zamana dek mütevazı imkânlarla kendi yağında dönen “bu mutfak”, zenginleşen ahaliye nasıl ayak uyduracak? Bunu herhalde önümüzdeki 5-10 yıl gösterecek. Uçağımıza doluşuyoruz. Tıklım tıklım. Boş yer yok. THY kabin personeli tarafından şımartılarak uyuya kaldığımı hatırlıyorum. Rüyamda kuleden sarkan minyon bir Çinli afeti kurtarıyorum. Küçücük Çinli güzel “Hayatımı kurtardın”, diye kıkırdıyor: “Dile benden ne dilersen!”

        ALİ ESAD GÖKSEL- GAZETE HABERTURK- HT EKONOMİ

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ